110 yıl önceki tarihi yara şimdi sarılıyor…
Kanadı kırık on kuş…
Sürece dahil olan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Palandöken’e konuştu:
“Moskova’ya giderek ata yadigarı emanetleri teslim alacağız…”
Esir sancaklar
Bu vuslata insan ömrü yetmedi, ama tarih tanıklık edecek… Mahpus ve mahzun sancaklarımız ana yurduna dönüyor.
Osmanlı, tarihi boyunca Ruslarla birden çok savaştı.
Hiç kuşku yok ki, bu savaşların en bilinenlerinden biri de, halk arasında “78 Harbi” olarak bilinen meşhur Osmanlı Rus Savaşı’ydı (1878) …
Bu tarihten önce de 1829 yılında Osmanlı, Ruslarla savaşa girmişti.
İki imparatorluk arasındaki son savaş ise, 1914-1917 yılında oldu ve Erzurum dahil çok sayıdaki Doğu vilayeti Çarlık Rusyasının esaretine geçti.
Yazımıza konu tarihi o dram da, işte bu harpte oldu.
Ta Sivas Divriği’ne kadar uzanan Çarlık Ordusu, Erzurum’da Osmanlı Ordusu geri çekilince, şehri çok da zorlanmadan teslim aldı.
Yani Erzurum düştü.
Devletleri bayrak, orduları da sancak temsil eder.
Sancak, alamet-i farikasıdır askeri birliklerin…
Nasıl ki, bayrak düştüğünde millet de düşüyorsa…
Sancak düştüğünde de o birlik esir olur, muharebeyi kaybeder.
1917 yılında Erzurum’da tam da bu oldu.
“Zulme gebe kalmıştı geceler”
Erzurum’da şafağı kana buladı kara bulutlar…
Palandöken günlerce sessiz ağladı, gözyaşları Necef’te, Bosna’da hatta Fizan’da tufan oldu.
Filistin zaten tam da böğründen vurulmuştu…
Sonrası çok daha kötüydü…
Yaralıydı, yorgundu ve biçareydi Alemi İslam…
Düşman azmıştı.
Amansızca saldırıyordu.
Bu iyi bir fırsat diyenler, Ermeni mezalimine giden yolların taşlarını döşedi hem de Erzurum artık tutsak bir şehirdi…
Ordu ricat etmişti, Şehirde kalan (çoğu kadın, çocuk ve yaşlı kimselerden oluşuyordu) bir avuç sivil halkın, Rus Ordusuna karşı koyacak takati yoktu.
Müftü Efendinin riyasetindeki bir heyet, elleri üzerinde bir tepsiye tuz ve ekmek koyup Rus komutana uzattılar.
(Türklerde eski bir gelenek)
Bu, kayıtsız şartsız teslim oluyoruz demekti.
Erzurum, bir yıldan fazla süren o karanlığın çaresiz bir mahpusuydu…
Payitahtın Erzurum için yapabileceği tek şey, akıbeti için dua etmekti. Çünkü dört bir yanı yangın yeriydi. İstese de Erzurum’a derman olamazdı.
Ne yazık ki…
O tepsinin üstündeki tuz ve ekmeğin ötesinde, Ruslara teslim ettiğimiz çok ama çok daha önemli bir şey vardı:
Askeri birliklerimize ait sancaklar…
Birinci Harbin Çanakkale Cephesini karada ve denizde Osmanlı kazandı, ama Şark’ta mağluptu, vilayetleri Rus çizmeleri altında eziliyordu.
Daha beteri olamazdı:
Sancaklarımız da tıpkı şehrimiz gibi tutsak edildi.
Evlat acısı, bu acının yanında diken batması kalırdı.
Milletlerin de devletlerin de hayatlarında dönüm noktaları vardır.
Şayet 1917 yılında bir adıyla Ekim Devrimi, öteki yanıyla Bolşevik İhtilali olmasaydı, hiç Rus Ordusu Doğu’dan çekilir miydi?
Biz Rusları geri süpürüp atmadık, Ruslar kendiliğinde çekildi.
Kazım Karabekir Paşa, Erzurum’da Rus Ordusuna değil, Ruslardan artığı başıboş Ermeni çetecilere karşı şehri kurtardı.
…
TARİHE VEFA GÜNÜ
Bugün itibariyle Rusya’da Erzurum’a yani bu millete ait tam on adet esir sancağımız var. Moskova’da kimi müzelerde tutuluyorlar.
Geçen hafta sonu İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ile telefonda konuştum. Vakit sıkışıktı, uçaktaydı. Hakkari’ye gidiyordu.
Buna rağmen birkaç kelam edebildik.
İşte o görüşmenin flaş çıktısı buydu:
Türkiye, Rusya’daki esir Erzurum sancaklarını teslim alacak.
Yani yüz on yıl önceki bir milli yara…
Düşünebiliyor musunuz bir asır sonra, Erzurum Kalesi’nin burçlarında yeniden o sancaklar dalgalanıyor…
Hani herkes Erzurum Kalesi’ndeki kuleye hep saat kulesi dedi durdu ya…
Esasında, o kulenin orijinal adı “Sancak Kulesi’dir”
Ruslar, sancaklarımız gibi saat kulesinin de çalıp Rusya’ya götürdüler…
Sayın Bakanım…
Hazır oraya gitmişken orijinal saatimizi ve Erzurum’a dair binlerce görselden oluşan arşivi de isteyiniz.
Esir askerler savaş bittiğinde memleketlerine döndüklerinde hiçbir yerde kahraman gibi karşılanmadılar.
Mahcuplardı, başları eğikti, yürekleri yaralıydı.
Esir sancaklarımız yüz on yıl sonra yeniden öz vatanlarının semalarında şahlanacak.
Hüznümüz de tarihsel hatıramız da şölen yapmaya müsait değil.
Gelin hep birlikte o sancaklarımızın karşısında esaslı bir selam verelim:
Sen görevini yaptın, sıra bizde…
Değilmi ki esir düşsek de sancak bizim…
Nasılsa düştüğümüz yerden kalkıyoruz…
Öteyi beriyi bırakalım
Gelin, tam bir asırdır esir olan o sancaklarımız önünde selam duralım.
Bir de bunu sağlayan devlete “var olasın” diyelim…