Kömür yolsuzluğu yapan vali ve rüşvetçi emniyet müdürü…
Gülistan Doku olayının hatırlattıkları!
Herkes gibi ben de Gülistan Doku meselesini yakından takip ediyorum.
Üniversite öğrencisi genç bir kızımız, hunharca katledilmiş ve başta katilin vali babası olmak üzere, onlarca kamu görevlisi de bu cinayeti ört-bas etmek için ellerinden geleni yapmış!
Yedi yıl boyunca da başarılı olmuşlar!
Lakin Akın Gürlek namında bir adam çıkıp geldi; bütün ezberleri bozdu.
Tabii ki Tunceli’nin kadın başsavcısı Ebru Cansu unutulmamalı…
Gülistan’ın nasıl öldürüldüğü, niye öldürüldüğü, kimin öldürdüğü, kimlerin suç ortağı olduğu artık netlik kazandı. Aydınlığa kavuşmayan tek şey, Gülistan’ın cesedinin nerede olduğu…
Milliyet gazetesi enfes bir başlık atmıştı dün:
“Organize kötülük.”
Gerçekten de organize bir kötülük.
Suçun merkezinde vali var, oğlu var, polis var, doktor var, hemşire var, memur var, korucu var, iş insanı ( o iş insanı da Erzurumlu Mehmet Aca) var…
İşin üstüne gidildikçe kim bilir daha kimlerin adları çıkacak.
Yedi yıl önce Tunceli’de kelimenin tam anlamıyla şu olmuş:
Elinde kamu yetkisi bulunan onlarca kimse, öldürülen zavallı bir genç kızın üstünde, devlet yetkisiyle tepinip durmuşlar.
İnsanın kanı donuyor.
Toplum, devlet adına amel eden kimselere güvenmeyip kime inanacak?
Neyse ki bu vahşeti işleyenleri, yakalayanlar da aynı devletin başka görevlileri…
Yani suça bulaşanları, suçüstü yapan da aynı devlet…
Tıpkı merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldürülmesinde olduğu gibi…
“Kamu görevlileri hele hele de bir vali nasıl böyle bir suçun öznesi olur?” diyoruz ya…
Şahsen ben çok şaşırmadım…
Şundan ötürü:
Ölüp gittiği için değil mi ki kendini savunamaz. Bu sebeple ismini vermeyeceğim.
Erzurum’un bir valisi vardı. Adı, kömür ihalelerindeki yolsuzlukla anılıyordu.
Bendeniz de korkusuzca bu olayın üzerine gidip haberler yapıyordum.
“Adam koskoca vali, beni bir kaşık suda boğar” şeklinde bir endişem yoktu.
Vali bu haberler karşısında çok zor durumlarda kalıyordu.
Nitekim vakti geldiğinde zaten kendini sanık sıfatıyla ağır ceza mahkemesinde bulmuştu.
İşte o vali bir gün emniyet müdürünü makamına çağırıyor.
Diyor ki:
“Bu Mehmet Şener çizmeyi çoktan aştı. Müdür, iki tane gözü kara sivil polise talimat ver, bu adamı bir akşam kaldırsınlar. Öldürmesinler, ama en az altı ay hastaneden çıkamayacak kadar dövsünler, kollarını bacaklarını kırsınlar.”
Valinin ıskaladığı hakikat şuydu:
O emniyet müdürü kendisi gibi değildi.
Namuslu ve dürüst bir polis şefiydi.
Yani valinin gönlü hoş olsun diye suç işlemezdi.
Emniyet müdürü, suça bulaşan o valiye münasip lisanla cevap verip odadan çıktıktan sonra yanıma geldi ve şunları söyledi bana:
“Mehmetçiğim, bu vali resmen kafayı yemiş. Bana akla ziyan talimat vermeye kalktı. Ben gerekli cevabı verdim. Buna rağmen amandır dikkatli ol. Belli olmaz polise yaptıramadığı bu çirkinliği başkaları üzerinden gerçekleştirmek isteyebilir. Gerçi bizim gözümüz hep üzerinde olacak.”
Düşünün ki o emniyet müdürü de, valiyle aynı kafada olan biri olsaydı; bir Gülistan Doku da ben olacaktım.
Ailem ve yakın çevrem bilir.
Uzun yıllar iki polis korumasıyla yaşadım.
Niye biliyor musunuz?
Başka bir zamanda…
Rüşvetçi bir polis müdürünün, bugün ki ifadesiyle organize suç çetesini koruyup kollaması, benim de bu suç örgütünü deşifre etmemden ötürü…
Demem o ki:
Devletin içerisine sızıp, devlet yetkisi kullanarak suça bulaşan insanlar dün de vardı, bugün var, yarın da olacak…
Mühim olan, aynı devletin başka görevlilerinin onları ortaya çıkarıp yakalamasıdır.













