ÇOCUK, HOROZ VE KÖPEK SESİNE HASRET KÖYLERİMİZ

Yayınlanma : 04 Kasım 2026 23:10
  • atatürk üniversitesi

Bu hafta sonu Türkiye’nin göller bölgesi gibi barajlar ve tüneller bölgesi olan Artvin’in Yusufeli ilçesinin Yağcılar köyünde bulunan aile dostumuz Yılmaz Saraç Bey’i ziyaret gittik. Erzurum- Yağcılar köy arası yaklaşık 160 km.  Yüksek mühendislik hesaplamaları ve büyük iş makinalarıyla kısa sürede açılan bu tünelleri geçerken mühendis ve müteahhit Nuri Demirağ’ın 1937 yılında Sivas- Erzincan ve Erzurum arasında Fırat’ın kıyısında kazma -kürek ve el arabalarıyla açtığı demir yolu tünelleri aklıma geldi. Emeği geçen herkese teşekkür ettik.

Köy yolu çok dik ve bakımsız olduğundan arabamızı Çoruh nehri kenarındaki benzin istasyonuna bıraktık. Almanya’dan izne gelen oğlu Özcan Saraç kardeşim arabasıyla köye çıkardı. Köye girdiğimizde balkonu çiçeklerle donatılmış bir evi görünce heyecanlandım. Maşallah! Ne güzel, kimin dedim. O da “Fransa’dan emekli, geri dönüş yapan komşumuzun,” dedi.  Köyün rakımı tahmini 970 metre. Manzara o kadar muhteşem. Şavşat bölgesinin 3.428 – 3.537 metre yükseklikteki başı dumanlı ve karlı en yüksek dağlar Karçal ya da halk arasında ifade edilen (Karçkal) Dağlarının başındaki bulutlar dağılınca karlı tepelerini gördük.

Hoş beşten sonra insana mutluluk ve yücelik duygusu veren manzarayı tarçınlı ve defne yaprağı kokulu çayı yudumlayarak eski ifadeyle kuş sütü kuru üzüm eksik olmayan sabah   kahvaltısını yaptık.  Zaman ilerlemişti. Yılmaz Bey’den köyün tarihi hakkında epey bilgi topladım. Bu bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Amacım sizlerin de köyleriniz hakkında bu tür sosyal, kültürel ve tarihi değerlendirmeler yaparak gelecek nesillere yazılı bir şeyler bırakmanızdır.  

Eskiden bilgili insana İstanbul görmüş adam derlerdi. Yılmaz Bey hem İstanbul’u hem de Almanya’yı görmüş ve yaşamış aydınlanmış bir insan. Hala Almanya’da yaptırdıkları Camii derneği üyesi. 3 Oğlu ve torunları Almanya’da yaşıyorlar. Yalova’da da evleri olmasına rağmen ailecek rahat ettikleri yer köyleri.

Köy 1935 nüfus sayımında Erzurum’a bağlıymış. Osmanlı kayıtlarında Uşhumi adıyla anılan köy 1959 yılında Yağcılar olarak değiştirilmiş.

Köyde 1935 yılında nüfus 407, 1960’da 513 kişiye ulaşmış. Günümüzde köyün nüfusu yaklaşık 150 kişi. 2021 nüfus sayımına göre 154 kişi yaşıyormuş. Kışın 20-25 kişi Cuma namazına geliyor, yazları ise köy nüfusu yaklaşık 500 kişiyi buluyor, dedi.  

Köyde 1935-1936 yıllarında 3 yıl eğitim veren 2 eğitmenli ilkokul vardı. O zaman okuma yazma bilenler eğitmen oluyordu. Bu eğitmenler de Yağcılar köy halkındandı.  Yılmaz Bey’in annesi o okulda okumuş.  Köyün ilkokulu 1961'den sonra açılmış. Bu okuldan mezun olan birisi yüksek   tahsilini tamamlayarak daha sonra Yusufeli Milli Eğitim Müdürü olduğunda okulun tamir ve bakımını yaptırmış.  Bugün okul eğitim ve öğretime kapalı.  Köyde çocuk var mı dediğim de yok dedi. Köpek var mı dediğim de de 2 köpek var dedi.  Çocuk, köpek ve horoz sesine hasret köylerimiz. Hemen çoğu köylerimiz bu durumda. Köylerin boşalmasında en büyük sebep köy okullarının kapatılması olmuştur.  Okul, köylüler tarafından köy evi gibi sosyal ve kültürel faaliyetlerde kullanılan bir yer haline getirilmiş.  Geçmiş dönemlerde köyde bir sağlık evi kurulduğu ve burada bir ebenin görev yaptığını söyledi. Ancak bugün yok.

“Eskiden ağaç minareli küçük bir cami ibadete açıktı. Eskiden köy imam hatibinin ücretini diğer köylüler gibi biz ödüyorduk,”dedi. Bugün kadrolu din görevlimiz var.  Köy halkı kesme taştan çok zarif tek minaresi olan bakımlı camilerini 1966 yılında yeniden yapmışlar.

Çok dikkatimi çekti! Caminin yanında yağmurdan korunmak için vitraylı örtmenin etrafına oturma grupları konmuş. Güllerle donatılmış zarif iki kademeli mermerden bir havuz yapmışlar. Havuz kültürü bırak köyü, kasaba ve ilçelerimizde bile çok az bulunur.  Köy meydanına tuvalet ve abdest alacak yer unutulmamış. İçeriye girmedim, dışarıdan temiz gözüküyordu. Köye çöp konteyneri koyulduğunu söyledi.  Bu vitrayı kim yaptı dediğimde Yılmaz Bey ben yaptım, dedi. Caminin yanında eskiden kuran kursu olarak kullanılan bina bugün metruk bir durumda. Köyde bir kilise kalıntısı mevcutmuş.

Her evde köyün su deposundan gelen su şebekesine bağlı  su var. Köyde kanalizasyon köylünün kendi çabasıyla yapılmış. Köy elektriğe 1984’de, yola 1972’de kavuşmuş. İstanbul’da köy adına dernek kurmuşlar. Bu derneğin 6 katlı bir binası varmış. Kira gelirleriyle her türden yardım ve sosyal faaliyetlerde bulunuluyormuş. Avrupa’da çalışıp emekliliğini geçirmek için köye dönüş başlamış. Baba evlerini yeniden onaran olduğu gibi kendi arazisine betonarmeden çatılı, gün ısılı ve garajlı meskenler yaptırmışlar. Köy bayağı genişlemiş.  Hemen her evin kapısında otomobil gördüm. Yılmaz Bey, 60 metre kare üzerine kurulu baba evini yeniden inşa etmiş.  Evin elektriği hariç her şeyi kendi eliyle 3 katlı, kaloriferli ve boyalı güzel bir ev yapmış. Çalışma disiplinini Alman ustasından öğrendiğini ifade etti.

Köyün yaylası köyün yukarısında. Yayla evleri köyden gözüküyor. Oraya da elektrik, su ve yol gitmiş. Her türden ihtiyacı giderecek yazlık evler yapmışlar. Orada hemen her sene festivaller yapıyorlarmış.  Yük taşımada katır ve eşekler kullanılıyormuş. Eskiden inek, öküz sürüsü olduğundan ayrı ayrı çoban tutarlarmış. Bugün tek- tük inek bakan ailelerden sütü satın alıyorlarmış. Köyde kiremit imal eden ustanın olduğunu söylediğinde şaşırdım. Kiremit dediklerinde Tokat ve Eskişehir aklımıza gelir.  Kiremitleri de bana gösterdi.

Eski kerpiçten evlere rastladım. İhtiyacı olan kendi kerpicini dökermiş.  Tüm evler çatılı. Bazı evlerin çatılarının arasında otlukların olduğu belliydi.   Köyde hemen her evin dışarıda taş ekmek fırınları var. Yılmaz Bey, komşularıyla imece usulü yardımlaşarak yeni yaptığı fırından ilk siftah ekmeğini ikram etti. Ekmek çok lezzetliydi. Unu Erzurum’dan getiriyorlarmış.  Köyde hemen herkes bir işle meşgul. Eskiden kadınlar çorap, cicim ve kilim dokuyorlarmış. Coğrafya çok çetin ve arazi kıt.  Bu sene kadın- erkek koşu yarışı yapmışlar. Çalışkan, neşeli ve güler yüzlü insanlar.

Köyde bakkal, kahve ve demirci dükkânı varmış. Demirci dükkanında köyün yakınında buluna taş kömürü ocağından kömürü getirerek ocağında demir aletlerinden kazma, kapı elçeği, kürek, nacak ve kazma gibi aletleri yapılıyormuş.   Köyde çarık ve deriden ürün yapan debbağ ustası ihtiyacı karşılarmış. Buğday arpa sapları katır ve eşeklerin sırtıyla getirilip harman yerinde dövülüyormuş. Köyde en az her mahalleye ait 15 değirmen varmış. Köyde marangoz, ağaç ve taş ustaları çokmuş. Kars bölgesine baharın gidip, çalışıp dönerlermiş. 

Erzurum sebze ve meyve açısından çok bereketli bir coğrafya. Ancak Yusufeli’nde zeytin yetiştiğini söylesek kimse inanmaz. Ancak zaman zaman soframızda yediğimiz Yusufeli zeytinidir.

Kendine has aroması olan zeytin, Yağcılar ve çevre köylerde yetişiyor. Bu köy zeytin yetiştiren köy. Köyde orman vasfını yitirmiş 22 dönüm arazide 750 zeytin ağacı fidesi 5 yıl önce ekilerek verim almaya başlanmış.  Eski usul zeytin yağı çıkarma atölyesi hala hazır vaziyette çalışmaktaymış. Devletin teşvikleriyle soğuk sıkım zeytinyağı fabrikasını Muhammet (Mehmet) Yılmaz adında bir arkadaş geçte olsa açmış ve tescilletip “Uşhum” markasıyla üretime başlamış. Fabrikayı gezdim. Aynı zamanda da ata tohumu buğday ve organik tarımla uğraştığını ve köyde adet olmamasına rağmen yeniden haylice küçükbaş hayvanı beslemeye başladığını söyledi. Çok yetenekli ve samimi bir arkadaş. İşte işleyen ve çabalayan akla biz; ekonomik akıl diyoruz. Sanırım hemen hepimiz sohbetlerimizde siyaset ve dini konuları konuşmaktan yorulduk.

Köyde şimdiye dek bir katillik olmamış. Bugün tutukevi olmayan bir ilçe Yusufeli. Aileler arasında kavgaya götürecek taraflılık yokmuş. Eskiden köyde içki içen ve kumar oynayan çokmuş. Tekel arabası köye kadar gelirmiş. Şavşatlı Nizamettin Küçük adında imam hatibi köye atanınca durum değişmiş.  Nizamettin hoca efendi halkın arasına girerek bu alışkanlıktan gençleri uzaklaştırmış. Şimdi hala telefonla da olsa görüştüklerini ve kendisine dua ettiklerini söyledi.

Herkesin kendine yetecek kadar bostanı var. Hatta Yılmaz Bey yetiştirdiği karpuzu kesti afiyetle yedik. Taze incir, hurma ve ayva ikram ettiler. Barajlar iklimi değiştirmiş. Meyveleri pas vuruyormuş. Ağaçlar iklime uyum sağlamakta zorlanıyormuş. Üzüm tevekleri kurumaya yüz tuttuğunu gördüm.   Sulama suyu çok bol değilmiş.  Eskiden saat olmadığından bağ ve bahçe sulama sırası karşı dağdaki güneşin hareketleriyle oluşan gölgeye göre yapılıyormuş. Zamanı ölçmek ne kadar ustalık ister. Hemen aklıma; Erzurum’da Şeyhler Camii minaresinin kaidesi üzerindeki 1771 yılında yapılan güneş saati geldi. Yine II. Abdülhamit’in saltanatı döneminde imparatorluk genelinde farklı kentlerde yaklaşık 46 civarında inşa ettirdiği saat kuleleri ve 1881 de yapılan Erzurum Saat kulesini hatırladım. Kentli olmak saate göre iş görmek demektir. Köyde kimin saati vardı ki!  Büyüklerden sahura horozun ötüşüyle kalkıldığını çok duydum.

Akşam olmuştu. Israrla kalın sabah gidersiniz dediler. Yolcu yolunanda gerek dedik. Allah’ımıza bin şükür, yollarımız elektrik sayesinde geceler gündüze çevrildi. Hafta başı görevlerimiz vardı. Gösterilen samimi ilgi ve alakaya teşekkür edip, vedalaşarak ayrıldık. Özcan Bey kardeşim ve eşi getirdiği aracıyla aşağıda buluna aracımıza götürdü. Erzurum’a sağ salim ulaştık.   

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.