Bir başarı hikayesi… Ali Karataş (Kebapçı Ali usta)

  • atatürk üniversitesi

Hayatın içerisinde, imrenilecek ölçüde başarı hikayeleri vardır.

Öyle hikayelerdir ki onlar, insana “vay be” dedirtir.

Kimi zaman bir kadın kimi zaman da bir erkektir, o hikayelerin kahramanları…

İşte ben size bugün, A’dan Z’ye bütün serencamını bildiğim bir başarı hikayesinden söz edeceğim.

Hikayemiz Erzurum’da geçiyor.

Kahramanımızın adı ise, Ali Karataş namı diğer (Ali usta)

Ali, benim köylüm olmakla birlikte, akrabamdır da aynı zamanda…

O’nun hikayesi Şenyurt’ta başladı.

Her köy çocuğu gibi o da ilkokula gitti, ama hayatına çoban olarak devam etti.

Tahsil hayatının devamı gelmedi.

Gün geldi, dut sallayıp annesinin pekmez yapmasına yardım etti, gün de geldi babasıyla bostan suvardı, tarlada yonca biçti.

Derken, büyüdü askere gitti.

Köyüne geri döndüğünde artık bir işi olmalıydı.

Ama bir işi yoktu.

Bizim oralarda eğer araziniz bağınız bahçeniz çok değilse, geçinme imkanınız çok kısıtlı olur.

Ali’nin önünde fazla seçenek yoktu.

Ya köyde kalıp yarı aç yarı tok yaşayıp gidecekti ya da şehre gelip bir işe girecekti.

Ali ikincisini yaptı, Erzurum’a geldi iş aradı.

Tahsili ve bir mesleği olmadığı için bulabildiği yegane iş apartman kapıcılığıydı.

Hiç yüksünmeden hemen bir apartmanda işe başladı, yıllarca kalorifer yaktı, apartman sakinlerine hizmet etti.

Birgün aklen malul olan biri Ali’yi bıçakladı.

Aylarca hastanelerde yattı, yoğun bakımda ecel terleri döktü, neyse ki ölümden döndü.

İyileşip ayaklandıktan sonra artık o apartmana geri dönemezdi, zaten yeni bir iş de yoktu.

Zor durumdaydı, ama yarınlara dair umutları dipdiri duruyordu.

Evliydi, bu sebeple acilen yeni bir işe ihtiyacı vardı.

Eskiden tanıdığı bir arkadaşı ile karşılaştı.

Tuncay usta…

Konuştular ve nihayetinde bir karara vardılar.

Ufak çaplı bir cağ kebabı dükkanı açalım dediler…

Öyle de yaptılar.

Kilisekapı’da hakikaten birkaç masadan ibaret bir cağ kebabı yeri açtılar.

İlk günlerde en fazla on beş yirmi kiloluk cağ vuruyorlardı…

Ellerindeki hünerden midir yoksa kalplerinin temizliğinden midir bilinmez… Ali ve ortağı Tuncay o küçük dükkanda cağın şehirde fenomeni oldular.

Şehrin elit kesimi, konforlu dükkanlara gitmek yerine Ali ustayı tercih ediyordu.

Bu teveccüh, öyle büyüdü öyle büyüdü ki Ali ve Tuncay çıta yükseltti.

Önce aynı muhitte dükkanını büyüttü, masa sayısını çoğalttı.

Sonra orası artık Ali’ye dar gelmeye başladı, artan talebi karşılayamaz olmuştu.

Yıldızkent’te iki katlı güzel bir dükkan açtı ve ısrarla onu tercih eden misafirlerini orada karşılamaya başladı.

Bu arada Ali işindeki başarısını cemiyet hayatına da taşıdı.

Erzurumspor yönetiminde görev aldı, kulübe sponsor oldu, sosyal medyayı çok iyi biçimde kullanmaya başladı, siyasete girdi.

Ali usta artık Erzurum’da ve Erzurum dışında milyonlarca insanın tanıdığı, sevdiği ve takdir ettiği biri oldu.

İşinin başından hiç ayrılmadı, şımarmadı, “ben ne oldum” demedi, geldiği yeri asla unutmadı.

Bizim Ali olarak kalmayı ziyadesiyle başardı.

Gönlü gibi cebi de zengindi, hayır hasanet işlerine dört elle sarıldı.

Çocukluğunda çoban, gençliğinde kapıcı olan Ali, artık esaslı bir iş insanı oldu.

Yeniden Kilisekapı’ya döndü.

Muhteşem bir dükkan yaptı, iki katlı…

Onlarca mesai arkadaşı var; biri de yine benim akrabam olan Ömer Şener.

Son derece çağdaş bir restoran…

Cağ kebabın kalitesi ve lezzeti ise, tıpkı o gecekondu dükkanda olduğu gibi…

Kemal Koç’la başlayan Erzurum’daki cağ kebabı serüveni, zaman içerisinde öyle dal budak oldu ki…

Muammer usta geldi, Şakir usta geldi ve sonra da Ali usta…

Ali ve ortağı Tuncay sıfırdan başladılar. İnanç ve azimle mücadele ettiler, tutundular ve büyüdüler.

Tesadüf yok…

Bu hikayenin her bir gününde emek var, alın teri var, ihlas var…

Şenyurt Cağ Kebap esasında bir eserdir.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.