Savcı Başol ile Özlale arasında ne fark var?

Yayınlanma : 09 Ekim 2026 13:51
  • atatürk üniversitesi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hakkında gündemi altüst eden bir iddia geldi.

İddianın sahibi, YENİ Parti İzmir Milletvekili Ümit Özlale…

İsim vererek dedi ki:

“Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve babası Hasan Özdemir fon vurgunu yaptı.”

Aradan bir saat geçmeden o iddia bütün hatlarıyla çökertildi ve de çürütüldü.

Zira: Ortada kocaman bir yanılgı, yanlış yahut da bilerek atılmış bir iftira vardı.

Nitekim yine çok geçmeden, o milletvekilinin hem bakana hem de bakanın babasına iftira attığı anlaşıldı.

(Halbuki o vekil de geçmişte sırf isim benzerliğinin mağduru olmuş bir kişiydi)

Tamamen isim benzerliği…

Hasan Özdemir adında biri fondan kazanç elde etmiş, doğru…

Ama o Hasan Özdemir, bakan hanımın babası Hasan Özdemir değil.

Buraya kadarını artık herkes biliyor.

Mahinur Hanım öylesine kendisinden, babasından ve ailesinden emin ki, adeta aslanlar gibi kükredi, “bu bir iftiradır” dedi.

Haklı da çıktı.

Aynı koltukta vaktiyle oturan hemcinsi eski bakan Fatma Betül Sayan’dan çok farklıydı.

O suçüstü oldu; Mahinur Hanım ise, kurulan tuzağı bozdu.

Peki, Ümit Özlale adlı o YENİ Partili vekil çıkıp özür diledi mi?

Asla…

Bu bize neyi hatırlattı?

Anlatalım…

O meşum 28 Şubat süreciydi.

Mahut çevreler koru halinde nara atıyordu:

“Laiklik elden gidiyor.”

Bütün mesele, Başbakan Erbakan’ı o koltuktan göndermekti.

Merhum bir yıllık o kısa Başbakanlığı sırasında birilerinin nasırına bastı, hortumları kesti, vurgunlara dur dedi, hırsızlara kapıları kapattı…

Vay sen misin düzeni bozan dediler.

Günün sonunda başarılı da oldular!

Erbakan istifa etmek, çarpışmadan geri çekilmek zorunda kaldı.

İşte o zifiri karanlık günlerdi.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, apoletliler ülkenin seçtiği sivil başbakanı adeta çarmıha geriyorlardı.

Güya Erzurum’da özel bir tiyatro bir oyun sergilemiş.

Adı da, “Bir Halk Düşmanı”

Geberip gitti. Adı lazım değil; ama o sürecin en şedit bir ismiydi.

Bıraksalar yerinden kalkıp Erbakan’ın boğazına sarılacaktı:

“Siz bu oyunun Erzurum’da oynanmasına nasıl izin verdiniz?”

(Kimsenin bilmediği o oyunda, Atatürk’e hakaret ediliyormuş.)

Zavallı Erbakan…

Olup bitenlerden zerre haberi yok.

Ne oyunu, ne tiyatrosu, ne halk düşmanlığı…

Hikaye epey uzun.

Ben size neticeyi söyleyeyim:

Erzurum’da ne o gün ne öncesi ne de sonrasında asla öyle bir oyun sergilenmedi.

Bunu en iyi, o gün için omuzları apolet hurdalığına dönen kimseler biliyordu.

Maksat, Başbakanı köşeye sıkıştırıp ülkeyi Post Modern Darbeye zemin hazırlamaktı ya…

Buradan yürümeye kalktılar.

Yalandı, tertipti ve de CIA operasyonuydu.

Olsun…

Değil mi ki:

Sincan’da tankları yürütenler maksatlarına ulaşmışlardı.

(Her birinin akıbeti rezillikti. General olarak değil, rütbesiz ve itibarsız olarak çekip gittiler bu dünyadan)

Kim ki hırsıza, vurguncuya, talancıya, istifçiye, Borsa dolandırıcısına, karaborsacıya ve tefeciye sen suçlusun diyemiyorsa…

En az onlar kadar suçludur hatta daha tehlikelidir.

YENİ Parti milletvekili Özlale ile Yassıada savcısı Salim Başol arasında hiçbir fark yok.

Niye mi?

Salım Başol, Demokrat Parti Bitlis milletvekili Kasım Küfrevi’ye çemkiriyordu:

“Şeyh Kasım, niye ezanın yeniden Arapça okunması kanununa evet dedin?”

Küfrevi savunmasında dedi ki:

“El insaf savcı bey, o kanun Meclis’ten geçtiğinde ben Paris’teydim.”

Başol dosyaya ve pasaporta baktı.

Hakikaten de o kanun çıktığı günde Kasım Küfrevi Meclis’te değildi.

O bir darbe savcısı, o bir katliam makinası, o bir ahlak ve vicdan yoksunu…

Geri adım atmadı.

Devam etti:

“Burada olsaydın kanuna evet diyecektin, değil mi?”

Küfrevi o katile şu cevabı verdi:

“El insaf savcı, el insaf… Bana şeyh diyorsun, ama keramette sen bulunuyorsun.”

Zahir…

YENİ Parti İzmir milletvekili Özlale, darbeci savcı Başol’un mirasını devralarak diyor ki:

“Sayın Bakan, fırsatı bulsan sen de çalacaktın!”

Evet; ne yazık ki…

Ana Muhalefet Parti bu işte…

Tercih sizin.