70’li yıllar da “Hayali ihracatçı" Yahya Kemal Türkiye’de bu isim, o kadar çok manşet olmuştu ve o kadar çok siyasi malzeme edilmişti ki…
Hala bizim kuşağın hafızasında ve kulaklarında o sesler çınlamaktadır.
1970’li yılların ortasıydı.
Yahya Kemal, bir ilke imza atarak Türkiye’nin ilk hayali ihracatçılarından biri, belki de ilki olmuştu.
(İsmi lazım değil sonraki yıllarda ise, o rekor Erzurumlu bir hemşerimize geçmişti.)
“Avrupa’ya sunta ihraç ettim” deyip, devletten ilgili tüm teşvikleri almıştı.
Yani devleti hortumlamıştı!
Elbette ki Yahya Kemal sıradan biri değildi.
Amcasından ötürü öyle bir nüfuzu vardı ki, hangi kamu kurumunun kapısına yanaşsa bütün kanatlar ardına kadar açılıyordu.
Yahya Kemal, aslında ticari zekası olan biriydi; iyi de bir eğitim almıştı.
O helal yoldan olanı değil, haramı tercih etti.
Siz hiç zeka kıtlığı olan birinden dolandırıcı gördünüz mü?
Göremezsiniz. Çünkü:
Dolandırıcılık bir plan ve kurmay akıl ister!
“Yahya Kemal de kim, bize ne anlatmaya çalışıyorsun?” diye sorduğunuzu anlayacak ferasete sahibim…
Ah keşke aramızda ya kuşak farkı olmasaydı yahut da siz gençler, biraz merak edip ülkenizin yakın tarihine bakabilseniz.
Yahya Kemal, elbette ki şair Yahya Kemal değil…
Yahya Kemal, bu ülkede “Barajlar kralı” olarak da nam salmış meşhur Süleyman Demirel’in, yani defalarca başbakanlık ve nihayetinde cumhurbaşkanlığı yapan bir ismin öz be öz yeğeni…
İşte o Yahya Kemal Demirel, Süleyman Beye siyaseten öyle bir yük oldu ki tarifi imkansız…
Kim ne vakit Demirel’e “bindirmeye” kalktıysa, sıklet merkezine hep Yahya’yı koydu.
Merhum, hayatının sonuna kadar bu bagajla yaşamak zorunda kaldı.
“Hayali sunta ihracatçısı Yahya Demirel…”
Süleyman Demirel’in yeğeni…
Bugün ki günahlar ve suçlar bir kişinin yakasında kırk dakikadan fazla kalmazken…
Yahya’nın cürmü, Demirel’i bir ömür kovalayıp durdu.
Ekonomiyi çok iyi bilen bir dostuma sordum. Dedim ki:
“Yahya’nın o tarihte devletten çarptığı para ne kadardı?”
Sıkı durun cevap verdi:
“Taş çatlasın 250-300 bin dolar civarındaydı.”
Tamam da; bugün ki parayla neye tekabül ediyor?
“En fazla üç milyon dolara denk gelir.”
Hakkında cezai hiçbir işlem başlatılmayan eski bir bakanın, tek bir kalemden çaldığı paranın iki milyarın üzerinde olduğu bildiriliyor.
Anında hayat arkadaşını yani karısını satan bir maskara var, bazılarınız ona şarkıcı filan da diyorsunuz!
Karısının çalıp kaçtığı on milyar liradan haberi yokmuş!
Utanmadan sürekli açıklamalar yapıyor, birileri de bu soytarının şarkılarını dinlemeye devam ediyor.
Erzurumlu şair Refik Durbaş bir şiirinde şu soruyu soruyor:
“Usta niye ölmek hep bize düşüyor?”
Birilerinin sinir uçlarına basma pahasına soruyorum:
“Usta niye soyulanlar, kazık atılanlar, çullara serilenler hep garibanlar? Niye hep sizin kıyılarınıza demir atanlar kazanıyor?”
Teravih namazının Ramazanda olması nasıl ki tesadüfi değilse…
Kuşkunuz olmasın ki, bu Borsa vurgunu da öyle…
Önce yüz binlerce kurban seçmişler, sonra da o kurbanları birer birer biçmişler!
Dünyanın en acımasız katil tefecisi bile dört ayda yüzde beş yüz kar etmiyor!
“O eski bakan zaten bütün siyasi görevlerinden istifa etti. Biz de sanal hesaplarını anında kapattık.”
Hakikaten bu mu?
Bu kadar mı?
Haklı olmakla haklı kalabilmek arasında öyle büyük bir uçurum vardır ki…
Zahir, kimileri aklımızla vicdanımızla dalga geçmiyorsa şayet, vahim bir yanılgı içerisindeler.
Kimse hırsızın dindar ya da ateist olduğuna bakmıyor artık…
Hırsız hırsızdır, o kadar…
Demirel, Yahya dair o kadar bedel ödedi ki…
Öldüğü gün birileri, “Suntacı Yahya’nın amcası” dediler.
Bugün kimse filan eski bakan, filan eski bakanın oğlu diyemiyor.
Galiba yapay zekanın bize dayattığı yeni düzen bu…
Yüzlerce tapu, yatlar, Afrika’da madenler ve Borsa’da bire karşı yüz getiren kağıtlar!
Yorulduk be Reis…
Senin bu at hırsızlarına ihtiyacın yok ki…
Bütün bir millet zaten arkanda…
Reis, bizi kahvede sus pus olmaktan kurtar artık…
Elli yıllık bir holding yirmi yılda iki milyar kazanamıyor.
Bu kadın nasıl bir ticari sihirbazdır böyle?
Madem öyle siz onu niye ekonominin başına getirmediniz?
Bazıları diyor ki:
“Yarın siz o eski bakanın Borsa mağduru olarak ortaya çıkıp devletten yüzlerce milyon aldığına tanık olursanız sakın şaşırmayın.”
Yok; daha da neler…
“Burası Türkiye her şey mümkün” edikleri bu olmasa gerek…
Ellerinizi cebinize atacaksınız…
Zira soyuldum ey halkım…














