Erzurum’un kurtuluşunun 108. yıl dönümü vesilesiyle, bu şehrin onurlu halkının vatanlarını ve millî kimliklerini koruma yolunda gösterdikleri kahramanlık, fedakârlık ve direnişi hatırlatan bu anlamlı günü; Erzurum’un değerli halkına içtenlikle tebrik ediyor, Bu anlamlı günün, geçmişin gurur verici hatıralarını yaşatırken aynı zamanda birlik, dayanışma ve kardeşlik duygularını daha da güçlendirmesini temenni ediyorum.
Bir yıldan kısa bir süre içinde İran halkı, Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejim tarafından dayatılan üçüncü savaşı yaşamıştır. Bu savaşın etkileri ve sonuçları yalnızca askeri alanla sınırlı kalmamış, aynı zamanda halkın günlük yaşamı üzerinde de derin bir gölge bırakmıştır. Önceki savaşlarda olduğu gibi bu çatışma da İran milletine baskı kurmak ve onların iradesini zayıflatmak amacıyla başlatılmıştır. Ancak sonuçta bir kez daha İran halkının direniş ruhu ve toplumsal dayanışması ortaya çıkmıştır. Bu süreçte dost ve komşu milletlerin, özellikle de Türkiye’nin Erzurum şehrinde yaşayan insanların gösterdiği empati ve destek, iki halk arasındaki derin insani ve tarihi bağların güçlü bir yansıması olmuştur.
Bu savaşın önceki çatışmalardan önemli farkları vardı. Liderlerin, askeri komutanların, genç kızların, sporcuların ve çok sayıda masum insanın hayatını kaybetmesi İran toplumunun kalbinde derin bir yara açtı. Bunun yanı sıra şehir altyapısına, askeri merkezlere ve hatta sağlık kuruluşlarına yönelik saldırılar, çatışmanın boyutlarının alışılmış sınırların ötesine geçtiğini ve sivillerin yaşamının da doğrudan hedef alındığını göstermiştir. Bütün bu acı ve kayıplara rağmen İran milleti bir kez daha baskı ve tehditler karşısında teslim olmayacağını göstermiştir.
Bununla birlikte bu savaş, onu geçmiş deneyimlerden ayıran başka özellikler de taşımaktadır. Birinci unsur, İran halkının tarihsel ve benzersiz rolüdür. Zor şartlar altında insanlar olağanüstü bir birlik ve dayanışma içinde birbirlerinin yanında durmuş ve toplumun kriz karşısında sarsılmasına izin vermemiştir. İkinci unsur ise ülkedeki hizmet sisteminin kararlılığıdır. Yoğun saldırı ve baskılara rağmen kamu hizmetleri, sağlık sistemi ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması hiçbir aksama olmadan devam etmiş; bu durum ülkenin yönetim yapılarının karmaşık krizleri aşabilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermiştir. Üçüncü unsur ise İran savunma güçlerinin saldırganlara verdiği kararlı yanıttır. İşgal altındaki toprakların ve bölgede bulunan saldırgan güçlerin üslerinin hedef alınmasıyla verilen bu cevap, İran’ın savunma iradesi hakkında dünyaya açık bir mesaj vermiştir.
Ancak bu yazının amacı yalnızca savaşın kendisini ve boyutlarını anlatmak değildir. Çünkü gerçekte dil, kalem ya da herhangi bir ifade aracı savaşın acılarını ve karmaşıklığını tam olarak tasvir etmekte yetersiz kalır. Bu noktada asıl önem taşıyan şey, böylesi zor şartların ortasında ortaya çıkan insani dayanışma ve empati örnekleridir. Bu dayanışmanın en açık örneklerinden biri, Erzurum halkının ve Doğu Anadolu’nun diğer bölgelerinde yaşayan insanların İran milletine karşı gösterdiği samimi sevgi ve destek olmuştur.
İran halkının savaşın acılarıyla karşı karşıya kaldığı günlerde Erzurum’dan geniş ölçekte taziye, dayanışma ve destek mesajları gönderilmiştir. Bu duygusal destek yalnızca belirli bir kesimle sınırlı kalmamıştır. Üniversite hocaları, yazarlar, medya mensupları, bilim insanları, doktorlar, öğretmenler, esnaf ve iş dünyası temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve günlük yaşamlarını sürdüren sıradan kadınlar ve erkekler çeşitli şekillerde insani duygularını ifade etmişlerdir. Bu geniş çaplı tepki, milletler arasındaki duygusal bağların siyasi ve coğrafi sınırların çok ötesinde olduğunu göstermiştir.
Dikkat çekici bir diğer husus ise bu dayanışmanın mübarek Ramazan ayında gerçekleşmiş olmasıdır. Bu bölgede yaşayan dindar insanlar Ramazan ayında ibadetlere, namaza, oruca ve Kur’an-ı Kerim tilavetine özel bir önem vermektedir. Erzurum ve Doğu Anadolu’nun diğer bölgelerinden gönderilen birçok mesajda İran halkı ve savunma güçlerinin Siyonist rejime karşı başarı kazanması için yapılan dualar yer almıştır. Ayrıca İran’ın bu rejime karşı verdiği mücadeleden duyulan memnuniyeti ifade eden ve işgal altındaki toprakların hedef alınmasına destek veren çok sayıda mesaj da ulaşmıştır. Bu durum bölge halkının yaşanan gelişmeler karşısındaki derin empatisini göstermektedir.
Elbette dünya genelinde on binlerce masum kadın ve çocuğun yaşadığı acı ve trajediler İslam dünyasının vicdanında ağır bir yük olarak durmaktadır. İnsanların çektiği acılar milliyet ve sınır gözetmeksizin bütün duyarlı vicdanları yaralamakta; Müslüman toplumlar kendilerini bu acıların ortağı olarak görmektedir.
İslam kültüründe de zor günlerde yanında olan dostlara teşekkür etmek önemli bir erdem olarak görülür. “Men lem yeşkuril hâlık lem yeşkuril mahlûk” yani “Yaratıcıya şükretmeyen, yaratılmışlara da teşekkür etmez” şeklindeki meşhur söz, insanın zor zamanlarda kendisine destek olanlara minnettarlık göstermesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle Erzurum’un değerli insanlarına ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan dostlara teşekkür etmek yalnızca ahlaki bir görev değil, aynı zamanda bu insani ve tarihî bağa duyulan saygının bir ifadesidir.
Aslında bu tür insani dayanışma İran ve Türkiye halkları arasında ilk kez görülmemektedir. Tarih boyunca birçok kez İran milleti ve dost Türkiye halkı, devlet yapılarının da ötesinde, zor ve kritik dönemlerde birbirlerinin yanında durmuş ve dostluklarını göstermiştir. Bu durum iki millet arasındaki ilişkilerin tarih, kültür ve ortak medeniyet bağlarıyla derin şekilde kök saldığını göstermektedir.
Şüphesiz ki bu tür değerli davranışlar İran ve Türkiye halklarının dostluk tarihinde altın bir sayfa olarak kaydedilecektir. Gelecek nesiller de bu tarihi döneme baktıklarında onu iki millet arasındaki dostluk ilişkilerinin kalıcı ve anlamlı bir bölümü olarak hatırlayacaklardır.
Bugünlerde ülkemizin gökyüzü savaşın ağır gölgesi altında kararmışken, sizlerden gelen dayanışma ve taziye mesajları İran halkının kalbine huzur veren bir ışık gibi ulaşmıştır. İran milleti uzun bir direniş ve sabır tarihine sahiptir ve en şiddetli fırtınalarda bile umut ve onurla karanlığı aşmayı başarmıştır. Böyle günlerde söylenen her sıcak söz ve gösterilen her destek, kelimelerin ötesinde bir değer taşır ve yaralı kalplere merhem olur.
Yürekten, insani duyarlılık ve vicdanla İran halkının yanında duran herkese en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu iyilikler ortak hafızamızda kalıcı olacaktır ve insanlık köprüsü gibi milletlerin kalplerini birbirine daha da yaklaştıracaktır. Dileğimiz, dünyanın en kısa zamanda barış ve huzur renklerine kavuşması ve insanların dayanışma içinde çocukları için daha aydınlık bir gelecek inşa edebilmesidir.













