• atatürk üniversitesi
GÜNDEM
Yayınlanma : 10 Mart 2026 06:07
Düzenleme : 10 Mart 2026 06:12

Netanyahu ve Trump’ın Hesap Hatalarını Tekrarlaması

Netanyahu ve Trump’ın Hesap Hatalarını Tekrarlaması
1979 İslam Devrimi’nin zaferinin üzerinden 47 yıl geçti.

Bu devrim; Allah’a iman, liderlik ve halkın birliği olmak üzere üç temel eksene dayanarak; bağımsızlık, özgürlük ve İslam Cumhuriyeti olmak üzere üç temel hedef doğrultusunda gerçekleşmiştir. Önceki düzenden bir kopuş meydana getirmesine rağmen, yerli ve dini kapasitelere dayanarak gelenek ile siyasal modernite arasında bir bağ kuran bir model ortaya koymayı başarmıştır. Bu modelin en belirgin yönü bugün, vatanın dış saldırılar karşısında bağımsız ve onurlu biçimde savunulmasında görülmektedir.

Bugün İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejimin saldırıları nedeniyle, toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini savunmak için tam kapsamlı bir savaşın içindedir. Bu mücadelede İslam Devrimi Lideri Ayetullah SeyYid Ali Hamaney’in (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) şehadeti, milletin kalbinde derin bir manevi ve duygusal boşluk oluşturmakla birlikte, ülkenin stratejik sürekliliği meselesini en önemli ulusal öncelik hâline getirmiştir. Aynı zamanda düşmanlar, İran’ı parçalamak ve adını siyasi coğrafya haritasından silmek amacıyla tüm araçlarını devreye sokmuştur. Böyle bir dönemde liderlik yapısında oluşabilecek herhangi bir tereddüt veya boşluk telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilirdi.

Trump ve danışmanları hesaplarını yaparken İran toplumunun temel unsurlarını yeterince doğru değerlendirmemiştir. İran halkının Allah’tan başkasından korkmama inancı, ilahi sünnete olan bağlılığı ve “velayet” anlayışı gibi unsurlar göz ardı edilmiştir. Netanyahu’nun telkinleriyle Amerika, “Önce Amerika” sloganını fiilen İsrail rejimine öncelik vererek kendi elleriyle boşa çıkardığı bir bataklığa sürüklenmiştir. İmam Hamaney’in şehadeti, komutanların öldürülmesi, yüzlerce masum İranlı çocuğun katledilmesi ve şehir altyapılarının tahrip edilmesiyle İran’ın Müslüman halkına karşı büyük bir suç işlenmiştir. Bu suçların bedelinden ve hesap vermekten kısa sürede kurtulmaları mümkün değildir.

Bugün İran İslam Cumhuriyeti halkının direnişi, İran toplumunun dinamizmini ve sivil-İslami yapısını, ayrıca yedi bin yıllık kültür ve medeniyetini doğru biçimde tanımayanları hayrete düşürmektedir. Peki bu süreçte hangi unsurlar belirleyici rol oynamaktadır?

a) Devrimin şehit liderinin, “istikbar” kavramına ve onunla mücadele gereğine sürekli vurgu yapması. Onun inancına göre Siyonist rejim ve Amerika, küresel istikbarın açık örnekleridir ve Kur’an-ı Kerim müminleri onlara tabi olmaktan sakındırmakta, İslam ümmetinin izzetini her türlü tahakkümü reddetmeye bağlamaktadır.

b) İran halkı, kâfirlerin İslam ümmeti üzerinde siyasi, kültürel, askeri ve ekonomik egemenlik kurmasını reddetmekte; bunu ülkenin onurunu ve tam bağımsızlığını korumak için stratejik bir ilke ve dış politikada bağımsızlık temelinde yürütülen anti-hegemonik bir yaklaşım olarak görmektedir.

c) Birlik ve ayrılıktan kaçınma. Tarih boyunca İran halkı ile yönetimin birlikte yürüttüğü hareketin başarısında en önemli unsurlardan biri birlik olmuştur. Kur’an-ı Kerim defalarca “Allah’ın ipine sımsıkı sarılmayı” ve ayrılıktan kaçınmayı emretmektedir (Âl-i İmrân 103). Liderlik düşüncesinde de bu ilke, düşmanların komplolarını etkisiz kılmanın temel stratejisi olarak görülmektedir. Dış tehditler karşısında iç bütünlüğe, mezhepsel ve ulusal dayanışmaya odaklanmak, aslında Kur’an’ın ortak düşmanlara karşı gücü koruma emrinin uygulanmasıdır.

d) Bilimsel cihat ve savunma gücü. Liderliğin Kur’an merkezli bakışında bilim pasif bir araç değil, bağımsız bir İslam medeniyetinin devamı için zorunlu bir mücadeledir. Bu nedenle modern bilim ve teknolojiye odaklanmak, özellikle düşman güçlerin tehditlerine karşı caydırıcılık sağlayan savunma doktrininin temel ilkelerinden biri hâline gelmiştir.

e) Adalet arayışı ve mustazafların desteklenmesi. Kur’an’da adaletin, salihlerin yönetiminin temel unsurlarından biri olduğu vurgulanmaktadır. Bu anlayış, halkın siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda aktif şekilde sahnede bulunmasının temel motivasyonlarından biri olmuştur.

f) Sabır, direniş ve uzun mücadele yolunda aktif bekleyiş. Sabır ve sebat öğretisi son derece belirleyicidir. Devrim sonrası dönemlerde Siyonist-Amerikan ekseninin tehditleri ve komploları karşısında hem liderliğin hem de İran halkının temel yol gösterici ilkelerinden biri olmuştur. İran halkı yaklaşık yarım asırdır en fırtınalı koşullar içinde yaşamaktadır. Sekiz yıl süren bir savaşı geride bırakmış, her geçen gün ağırlaşan yaptırımlara katlanmış, en değerli insanlarının hedef alındığı suikastlara tanık olmuş, her seferinde daha güçlü biçimde ayağa kalkmıştır.

Sonuç olarak Allah’ın sünneti gereği hak galip gelecektir. Bu belki birkaç yıl sürebilir; ancak nihayetinde hak üstün gelecektir. İlahi vaat asla boşa çıkmaz. Mustazaflar yeryüzünün varisleri olacaktır. Bu vaat, müminlere maddi hesaplarla ölçülemeyecek bir umut verir. Düşman, birkaç savaş ve ekonomik baskıyla bu umudu yok edebileceğini sanmaktadır. Oysa bu umut başka bir kaynaktan gelmektedir; tarih boyunca defalarca sınanmış bir inançtan. Firavunlar gitmiş, Musa’lar kalmıştır. Nemrutlar gitmiş, İbrahim’ler kalmıştır. İran halkı bu ilahi geleneği kendi gözleriyle görmüştür. Bu yüzden umutsuzluğa kapılmazlar. Teslim olmazlar. Çünkü bilirler ki sabır ve tevekkül, onları zafere ulaştıracak iki kanattır.

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.