Haber Girişi : 02 Ekim 2013 11:20

YÖK VE İLAHİYAT FAKÜLTELERİ TEŞEKKÜRÜ HAK ETTİ. 29.09.2013.

YÖK VE İLAHİYAT FAKÜLTELERİ TEŞEKKÜRÜ HAK ETTİ. 29.09.2013.

Yüksek Öğretim Kurumu, İlahiyat Fakültelerinin adının ve müfredatının değişikliği üzerinde 2 aydır bir süre çalışıyordu. Felsefe derslerinin bazı adlarla azaltılması veya kaldırılmasını kabul etti. Ancak rüştünü ispat etmiş üniversiteler ve fakülteler bunun yanlışlığını doğru izah ederek YÖK’ü bu yanlıştan dönmeye razı etti. YÖK’te yanlışını görerek, “dediğim dedik çaldığım düdük” demeden düşüncesinde ısrarcı olmadı. Bu tutum ve davranışı bir erdemlilik olarak kabul ediyorum. Bu nedenden ötürür YÖK’e teşekkür ederim.  Ülkeye hizmet amacıyla belli mevki ve makamlara gelmiş ister seçilmiş, ister atanmış olanlar iletişim becerilerini geliştirerek ve kurum ve kuruluşlarla uzlaşarak, kimseyi ötelemeden, “ben yaptım oldu” demeden işlerini yapmaları gerekir. Bu demokrasi ve eskilerin ifadesiyle istişare kültürü açısından önemlidir. Herkesin de hayrınadır.

            Tam bu ateşli tartışmalar olurken İlahiyat Fakültelerinin  “Felsefe Tarihçileri” hocalarının yıllık toplantısı 27-29 Eylül tarihleri arasında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde gerçekleşti. Ana gündem maddesi “Felsefe derslerine karşı YÖK’ün takındığı tutum ve uygulamalar” oldu.  Toplantıya YÖK üyesi Prof. Dr. İbrahim Hatipoğlu da katıldı. Uzun uzadıya olup bitenleri anlattı. Sonuç olarak yanlışta ısrar edilmediğini ve yanlıştan dönüldüğünü ifade etti. Herkes fikrini beyan etti ve öğrenmek istediğini ilk ağızdan dinleme fırsatı buldu. Toplantıda alınan kararlar bir bildiriyle kamuoyuna duyurulacağına karar verildi.  

            Hocalara Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü ev sahipliği yaptı.  Aziziye Belediyesi konaklama ve sabah kahvaltıları, Palandöken Belediyesi, Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü birer öğün yemek ikram ettiler.  Rektörlük bir otobüs ve üniversiteyi tanıtan hediyelerle Erzurum’a yakışan misafirperverliği gösterdiler. Kurumlar arası dayanışma ve yardımlaşma oldukça güzel işler ortaya çıkıyor. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.   

             YÖK’ü yanlıştan döndüğü için, İlahiyat fakülteleri felsefe hocalarını da yekvücut halinde felsefeye sahip çıktıkları için kutlarım.

            Bu tutum ve davranışlar, demokrasimiz ve cumhuriyetimizin değerlerinin ülkemizde yerleştiğinin göstergesidir.

            Ancak İlahiyat fakültelerinden kaldırılmak istenen felsefe dersleri tartışmalarına uzun yıllar Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde hocalık yapmış, Kelam, İslam Hukuk Felsefesi, Farabi, İbn Sina üzerine çalışmış Prof. Dr. Hüseyin Atay, emekli olmasına rağmen basın üzerinden bir bildiriyle katılmıştır. Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın kendi kaleminden yayımladığı bildiriyi sizlerle paylaşmak istedim. Yılların tecrübesine sahip bir hocamızın düşüncesi sanırım hepimizin işine yarar.

ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLMALIDIR!
 PROF. DR. HÜSEYİN ATAY

Öğrenim askeri bir sistem gibi emir - komuta zincirinde olamaz.

 

Elli beş senedir hoca olarak çalışmaktayım, öğrenciliğim hariç Türkiye’de şunu gördüm ve kulaklarımla işittim: 1980 ihtilalinde esnaf bir komşum bana “oh iyi oldu, asker sizden intikam aldı” demişti. Benim sloganım şudur:
Türkiye’de cumhurbaşkanından köydeki muhtara, diyanet reisinden köydeki müezzine kadar, herkes bilim düşmanıdır. Türkiye’de
1) Halk bilim ve hoca düşmanı,
2) Bürokrasi bilim düşmanı,
3) Askeriye bilim düşmanı,
4) Siyasiler bilim düşmanı,
5) Hocalar bilim tembeli ve düşmanı.
Böyle bir toplumdan ne beklenir? Bu düşmanlar, bazen fiyaka ve çalım için bilimi över görünürler. Elli beş yıldır içlerinde bulunduğumdan dolayı gördüm ki, bilimi ağızları ile övenler, bütün işlerinde hocaya, bilim adamına düşmanlığın azgınını yaparlar.
Ancak ilim ilim adamında bulunur.
YÖK tamamen askeri zihniyette kurulmuş Öğretim Genel Kurmay Kurumudur. Yalnızca idarecileri üniversite unvanlıdır, ancak görevleri bürokrasideki gibidir; başkan müdür, profesörler ise memur durumundadırlar. Memur olan bilim yapamaz. Değişik fakülte profesörleri ile yaptığım araştırmalarda görüşmüş olduğum profesörler kendilerinin memur durumunda olduklarını ifade etmişlerdir. Ben elli beş senelik üniversiteliyim. Klasik üniversite profesörü ve klasik üniversite dekanıyım. YÖK’ün üniversitelerin programlarını yapması, denetlemesi bilim çalışmalarını geciktirmekte ve engellemekte olup, bilim özerkliğine aykırıdır.
YÖK çıkınca dekanlıktan ayrılmış ve üniversiteler lise oldu demiştim. Benden başka klasik üniversite profesörleri de üniversitelerin lise olduğunu yazmışlardır. Şimdikiler klasik üniversitenin ne olduğunu bilmediklerinden ne diyeceklerini düşünmeye de gerek görmüyorlar. Siyasiler de böylece üniversitelerin kendileri gibi bürokrat olmalarından memnundurlar. Türkiye otuz yılda öğretimde, pardon! Eğitimde, yüz sene geri gitti, 17. asır medrese durumuna düşürüldü.
Her üniversite programını, tüzüğünü kendisi yapmalı ve böylece ortada rekabet olmalıdır.
a) Rektörler, fakülteler arasından nöbetleşe seçilmeli, oy çokluğu ile yetinilmelidir.
b) 1960 ihtilalinde üniversitelerden alınan ordinaryüs unvanı tekrar verilmeye başlanmalıdır.
c) Üniversitelere giriş imtihanını her üniversite kendisi yapmalıdır.
d) Yüksek lisans ve doktoraları her fakülte kendisi yönetmelidir. Yüksek lisans ve doktora enstitüleri kaldırılmalıdır.
Bir profesör bile kendi fakültesini değil, ancak kendi dersini temsil eder. Fakültenin kurul kararını da temsil edebilir. Programları fakülte kurulları yapar, rektörlük kontrol eder ve onaylar.
İlahiyat fakülteleri de bulundukları üniversite gibi her biri kendi tüzüğünü, kendi programını kendisi yapar.
a) İlahiyat fakültelerinde öğretim eskisi gibi beş yıl olmalıdır.
b) İlk üç yıl müşterek olacaktır.
c) Dördüncü ve beşinci sınıf ayrı bölüm olmalıdır.

YÖK kesinlikle kalkmalı, Yüksek Öğretim Bakanlığı kurulmalıdır. Bakanlık, MEB gibi sadece onaylama makamı olmalıdır.