Haber Girişi : 16 Eylül 2014 10:37

"Paralel yapıyla mücadele"de temel strateji şu mu?

"Gülenciler gitsin de, kim gelirse gelsin!"

Çıkış yolu bu mudur yani?

 

Tarih boyunca ölçü hiç değişmemiş: Üç şey, "şerik" yani "ortak" kabul etmez...

Nedir bu üç şey?

Söyleyelim:

1-Allah

2-Devlet

3-Kadın (daha doğrusu evlilik müessesesi)

AK Parti Hükümeti’nin, 17 Aralık yargı darbe girişiminden sonra, adına "paralel yapı" denilen oluşumla mücadelesi, geniş toplum kesiminde ve en önemlisi de maşeri vicdanda karşılık bulmuş bir hamledir.

Çünkü...

Solcusu da, sağcısı da... İslamcısı da ateisti de aynı çizgide buluşmuştu:

Devlet içinde ayrı devlet olmaz!

Paralel yapı bu gerçeği ıskaladığı için fena halde çuvalladı, duvara tosladı...

Olması gereken de buydu...

Eyvallah...

Fakat...

Paralel yapıyı, kendine "şerik" olarak gören devletimiz, bu yapıdan kurtulmak için verdiği mücadelede, yeni "şerik"ler ihdas ederse durum ne olacak?

Evet; bugünlerde herkesin cevabını aradığı soru budur...

Tamam; Fethullah Gülen cemaatinin devlet içindeki (özellikle yargı, milli eğitim, istihbarat, askeriye, emniyet ve maliye) örgütlenmesine izin verilmesin.

Peki yerine başkaları mı ikâme edilsin?

Kurt dumanlı günü severmiş ya...

Hükümetin Gülen cemaatine dönük tasviyesi sanki başkalarının baharı oldu...

Nerede dandikten çakma cemaat ve dümbelek adam varsa "fırsat bu fırsat" diyerek, önce Gülen’e sövdüler, şimdi de devletten "pay" istemeye başladılar!

Bugünün Türkiye’sinde, ne yazık ki manzara bu işte...

Nerede adı sanı duyulmamış filan hocaefendi veya uyduruktan ne kadar cemaat varsa, adeta sıraya girmiş durumda:

Ya bizim payımız?

Neymiş efendim; 17 Aralık’tan sonra Gülen cemaati için sert tepki göstermişler!

Bugün işte onun diyetini istiyorlar!

Yahu birader sen o tepkiyi pastadan pay almak için mi göstermiştin yoksa hakikaten inandığın için mi?

Ben size söyleyeyim, bu mesele şirazesinden çıktı...

Nerede ne kadar beş para etmez adam varsa,  genelde Ak Parti’ye, özelde de devlete "şerik" olmak istiyor.

Güya paralel yapıya sövmüşler!

Tanımasak bize yutturacaklar kendilerini...

Mübarekler, sanki de Fransız Lejyon’u!

Maaş istiyorlar, bedel istiyorlar, paye istiyorlar!

Öyle az bi şeye de razı değiller hani...

Diyorlar ki, Gülen cemaatinden boşalan yeri biz dolduralım.

Misal; devlet eliyle oluşan ne kadar rant varsa hepsi bize sunulsun...

Yani illa da bir "hocaefendi" olacak.

Bu kez adı, onun adı Fethullah Gülen değil de falanca filanca olsun...

Bu da şu demek, yine devlet içinde bir devlet yahut da paralel yapılanma olacak ama bir farkla adı değişecek...

Peki Tayyip Bey’e bu desteği veren kitlelerin isteği bu mu?

Bilmiyorum; çok merak ediyorsanız o kitleler orada gidin bizzat kendilerine sorun. Deyin ki, "biz Gülencileri kazıyıp atıyoruz, yerine de filanca hocanın müritlerini ikâme ediyoruz"

Eğer alacağınız cevap; "ooo ne güzel; biz de tam olarak işte bunu istiyorduk" olursa, demek ki mesele yok, doğru yoldasınız!

Ama hiç zannetmiyorum.

Evet; zannetmiyorum. Çünkü Tayyip Bey’e omuz veren o kitle asla, "devlet hayatında illa da şerik’ler olsun" demez…

Mümkün ki yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak isteyenler olabilir; lâkin bunlar esasa tekabül etmez.

Bazı çakal sürüleri meseleye şöyle bakıyor:

"Devletin malı deniz, yemeyen domuz"

Diyorlar ki son yirmi otuz yıldan beri Gülenciler devletin nemasını götürüyorlardı, şimdi de biz götürelim!

O tosunlar, bu süreci, bir nevi "fırsat, bu fırsat" olarak görüyor...

Yani ne devlet, ne millet, ne de ülke bütünlüğü umurlarında bile değil...

Ortada iştah kabartan bir pasta var; etrafında da o pastayı "ham" etmenin peşindeki çakallar...

Kimisi bunu "din" adına ve hoca kisvesi giyerek yapıyor, kimi de başka kılığa girerek rant devşirmenin peşine düşüyor.

17 Aralık’a kadar "baştacı" olan Gülenciler, bugün "tukaka"ya…

İşte bu manzara, sütre arkasına gizlenmiş ne kadar eyyamcı varsa onlara bulunmaz bir imkân oldu!

Nerede ne rant varsa biz götürelim diyorlar!

Neymiş efendim, kıytırıktan bir bildiri yayınlayıp güya Gülen’in paralel oluşumunu eleştirmişler.

Nasıl ki Gülen’in halkta bir karşılığı yoksa, bunlar bin kat daha şişirilmiş bir balon... Geçimini bu işten sağlayan üç beş tane simsarın dışında ne kimse tanır, ne de itibar eder...

Ama adamlar bugün devletle pazarlık edip, rant devşiriyorlar!

"Biz paralel yapıya karşı mücadele verdik"

Ana tezleri bu...

Ben de diyorum ki, şayet devletin paralel yapıyla mücadelesi, bu zemin üzerinde yürüyecekse veya yürüyorsa...

Yazıklar olsun...

Gülenciler gitsin de kim gelirse gelsin!

Şayet anlayış bu ise, ne o devlet bana lazım ne de o ülke...

Paralel yapıyı bu ülkenin ve bu milletin yarınları adına büyük bir tehlike olarak gören bir gazeteci olarak, sıtmaya razı olmuyorum.

Ben devletimin, şeksiz şüphesiz hukuktan, inanç özgürlüğünden, demokrasiden ve insan haklarından yana bir yapıda olmasını istiyorum.

Şu ya da bu efendinin değil, halkın seçtiği kişilerin yönettiği bir devlet istiyorum.

Bu memlekette eskiden (17 Aralık öncesine kadar) cemaatten onay almadan kimse ne devlet içinde yükselebilirdi, ne de bir işadamı hakkı dahi olsa hakkettiğini alabilirdi.

Bu, kelimenin tam anlamıyla bir zulümdü...

Şimdi ise, sistem şöyle çalışıyor:

Kim neyi hakediyor değil, kim yalancıktan da olsa paralel yapıya sövüyorsa bırakın geçsin, bırakın alsın!

Bu mudur adalet, bu mudur bu milletin arzuladığı devlet yapısı?

"Evet, budur" diyenler, yanılıyor...

Benden demesi...

Esasında milletin mesajı da çok açıktı:

Devletin içinde paralel yapı istemiyoruz. Adı ne olursa olsun kimse kendini devletin yerine ikâme edemez."

"Gülenciler gitsin de, başkaları da gelirse gelsin" demedi, bu millet...

 

Yahu birader, ekonomisi dibe vurmuş şu Erzurum’da bile birileri Gülenciler’den boşalan "otorite"yi doldurmaya çalışıyor ya, varın gerisini siz hesap edin...