Vahit Alkır vesile oldu. Hastanede gördüm kendisini…
Öztürk Akkök’e dair
İlişkimiz hep inişli çıkışlı oldu.
Gün geldi O, sahibi olduğu Ekspres Gazetesi’nde bana yüklendikçe yüklendi, hal oldu ki ben de Palandöken’de kendine cevap verdim.
Haşa…
Aramızda ne kan davası vardı ne de çıkar meselesi…
O ustaydı, ama ben de bıçkın bir gazeteciydim. Ele avuca sığmıyordum yani…
Bir gün sahibi olduğu Ekspres’te bana dair bir manşet atmıştı:
“Okur-yazar olmayan genel yayın yönetmeni.”
Haksız da sayılmazdı hani…
Ben sadece lise mezunuydum, Öztürk Akkök’se, üniversite…
Bilmiyorum; kaç yıl geçti böyle…
Yazılarını beğenerek okur, satır aralarından mesajlar çıkarırım.
Çünkü O, bu şehrin bir hafızası, arka planı…
Neyse lafı uzatmaya lüzum yok…
Geçen gün bütün hayırlı işlerde parmağı olan büyük ses sanatkarı Vahit Alkır’la birlikte hastaneye gittik.

Elbette ki muradımız, Öztürk ağabeyi ziyaret etmekti.
Üniversite hastanesinde hasta yatağında…
Ne bakımında ne de odasında bir sorun yok.
Lakin rektör Ahmet Hocam bana gücenmeyecekseniz bir dost hatırlatması yapmak istiyorum:
Üniversite hastanesi, fiziki olarak çok perişan be hocam…
Öztürk Akkök’ün yattığı hasta yatağının kollukları kırıktı!
Sevgili Ahmet Hocam, biz senin bu üniversite için nasıl hayatını feda ettiğini bilmesek, birileri sizi sabote mi etmek istiyor diye düşüneceğiz.
Vahit…
Elbette ki türkü deyince bu ülkede ondan daha güçlü bir sesin olmadığı kayıtlara geçmesine geçti de…
Erzurumlu olmayanların, Erzurumlular birbirine boğdurduğu bir şehirdir Erzurum…
Erzurum öyle bir şehirdir ki…
Harici düşmana ihtiyaç duymadan kendi kardeşini katleden bir diyardır.
Bizler yıllarca bu böyle davam etmesin diye mücadele verdik.
Üzgünüm…
Başaramadık.
Küsme yiğidim…
Tabancamda son bir kurşun var.
Ya düşmanın anlına ya da kalbime…
Biz bu dünyaya teslim olmak için gelmedik.
Öztürk ağabeyi, belki inanmayacaksın…
Senin çapında çarpışacak biri çıkmadı hala karşıma…
Bu sebeple de haydi çabuk çık hastaneden de biraz ağız dalaşı yapalım.