Türkiye’de ezberler bozuluyor:
Artık bu ülkede, cinayetlerin tanıkları “kör kayıkçılar” değil…
Sevgili halkım, müsterih olunuz…Resmi irade noktayı koydu:
Kimse layüsel değil!
Adalet duygusu gelişmiş toplumlarda, suça ve suçluya tolerans gösterilmez.
Aynı şekilde…
Hukukun üstünlüğünü şiar edinen devletlerde de, imtiyazlı sınıf yoktur.
Yüz puanlık soru şu:
Türkiye, bu tanımla ne kadar örtüşüyor?
Kendi adıma şu cevabı vererek başlamak isterim:
Mutlak kabul yahut mutlak ret çizgisinde değilim.
Çünkü hem toplum yapısında hem de devletin yönetim anlayışında, nice müspet örnekler olduğu kadar, asla tasvip edilmeyen uygulamalar var.
Güncelden hareketle müşahhas bir örnek verecek olursak…
Tunceli’de yaşanan olayda, üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun uğradığı akıbet…
Altı yıl önce genç bir kız katlediliyor, ama altı yıl boyunca devlet kademesindeki birilerinin müdahalesiyle, cinayet örtbas ediliyor, deliller karartılıyor, katil ve suç ortakları ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşmış!
Bu cephesiyle nereden ve nasıl bakarsanız bakın olay vahim ötesi bir durum.
Hukuk ayaklar altına alınmış, cinayet yok sayılmış.
Cinayeti bilenler susmuş… Ki, bu toplum adına utanç vericidir.
Cinayet devlet görevlileri eliyle karartılmış… Ki, bu da hukuk devleti adına katliamdır.
Ve fakat madalyonun öteki yüzü de var:
Cinayetten yıllar sonra Tunceli’ye yeni bir başsavcı atanıyor.
“Hiç bir suç karanlığa gömülü kalmasın, hiçbir cinayet zanlısı kanundan kaçamasın” diyerek, dosyayı raftan indiriyor.
Adeta iğneyle kuyu kazarcasına, delilleri karartılan o cinayeti aydınlatıyor.
En ciddi desteği de Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’den alıyor.
Başsavcı gibi bakanların da duruşu belli:
“Ucu kime ve nerelere dayanırsa dayansın, sonuna kadar üstüne gidilecek.”
Nitekim tam da böyle oldu.
Eski valinin oğlu cinayet zanlısı olarak tutuklandı. Eski vali emniyette gözaltına alındı, suça iştirak ettikleri varsayılan birçok kamu görevlisi tutuklandı.
Dolaysıyla…
Bu cephesiyle de Türkiye Devleti ve Tunceli halkı esaslı bir alkışı hakketmiş oldu.
Vali de olsa eğer bir suça bulaşmışsa, devlet onun yakasına yapışır ve adalet pişeni bırakmaz.
Geç oldu belki, lakin hiç de güç olmadı.
…
Türkiye’nin yakın tarihinde, onlarca faili meçhul siyasi suikast ve cinayet var. Neredeyse hiç biri aydınlatılamadı.
Türkiye’nin yine yakın tarihi, nice akla ziyan hukuka ve yasalara aykırı işlerle dolu… Toplum bunların bazılarını çabucak unuttu, bazıları da kamu erki marifetiyle sümenaltı edildi.
Öyle ki…
Maşeri vicdanı kanatan olaylarda hep “kör kayıkçılar” tanık olmuştu!
Fiil var, fail yok.
“Kör kayıkçılar” ifade verdi:
“Ses duydum, kör olduğum için bir şey göremedim”
Tamam; o vakit dosyayı rafa kaldırın…
…
Besbelli ki…
Türkiye, artık o eski Türkiye değil.
Safralarını atıp, bağırsaklarını temizlemek istiyor.
Güçlü bir siyasi irade işbaşında…
İsteniyor ki:
Hiçbir suç devletten kuvvetli olmasın, hiçbir suçlu kolluktan kaçamasın.
Türkiye maziyle de hesaplaşmaya çalışıyor.
Vaktiyle devletin arkasına sığınıp, yetkilerini kötüye kullanan ne kadar çakal varsa diken üstünde…
“Hesap verme vakti bize mi geliyor?” demeleri, boşuna değil.
Tunceli’nin o eski valisi, cinayet zanlısı oğlunu korumaya kalkmak yerine adalete teslim etseydi; muhtemelen bugün İstanbul valisiydi.
Ama o yanlış olanı yaptı, şimdi bedelini ödüyor.
Bir toplumda insanlar eğer şu ilkeyi ıskalarsa orada kaos olur. Nedir o ilke? Şu:
İyi ve dürüst bir vatandaş olduğum için mümkün ki toplumdan ve devletten aferin almam. Fakat kötü bir insan olursam, suç işlersem, toplum huzurunu bozup kanunları hiçe sayarsam mutlaka bedelini misliyle öderim.
Batı’da genel kabul gören bir anlayış var:
“Bir kimse ya yasalardan korkmalıdır ya da Tanrı’ya olan saygısından günahtan uzak durmalıdır.”
…
Gazete ve gazeteciye dair dünya genelinde binlerce tarif var.
Bu tariflerin bazıları cuk diye oturan türdendir.
Misal bize ait bir tarifte, gazete ve gazeteci şöyle anlatılır:
“Gazete, tarihin müsvedde yazılmış halidir. Gazeteci de, o müsvedde tarihi yazan kişinin adıdır.”
Tam kırk yılı aşkın süredir bu fakir de, Erzurum’un müsvedde tarihini yazanlardan biri…
Bu gözler nelere tanık oldu nelere, bilemezsiniz.
Hamdolsun ki…
Hiçbir mühim mesele karşısında, “Dilsiz şeytan” olmadık.
Aksine…
Çok ağır bedellere rağmen hakikatin peşinden gittik, güç karşısında olayları eğip bükmedik.
Halep ordaysa arşın burada ya hani…
Memleketin matbuat arşivi de orada duruyor. Merak eden açıp baksın.
Kömür ihalesinde yolsuzluk yapan valiyi de yazdık…
Kimsesiz gariban bir kız çocuğuna, (o günkü Türkiye’de imparator olan) bir cemaatin mensuplarını koruyan valiyi de yazdık…
Çamlıkta uygunsuz halde basılan valiyi de yazdık…
Valilik konağındaki telefondan, oğlunun kullandığı porno numaralarını çalışan kadının üstüne yıkan valiyi de yazdık…
Bir suç çetesi liderini şikayete giden bir esnaf şöyle bir manzarayla karşılaştı:
Suç çetesi lideri makamda bacak bacak üstüne oturuyor. Bir elinde kahve fincanı ötesinde sigara…
Söylemesi ayıp değil, bu fakir işte o valiyi de yazdı.
Size temin ederim ki…
Şayet Tunceli’de gazetecilik yapsaydım, bugün ki zanlı valiyi de yazardım.
Çünkü gazeteci “kör bir kayıkçı” değildir.
“Niye bana mahiyetimin önünde eleştiriler soru sordun” gerekçesiyle, çalıştığım gazetenin genel müdürüne beni şikayet eden validen hiç korkmadım. Gazetem ise, asla o saçmalığa prim vermedi.
Tanıklarım hayattadır; asla inkar etmezler.
Bendenizin yöneticisi olduğu gazetede, yorum yazan bir mesai arkadaşımın işine son vermemi isteyen o valiye, nasıl bir cevap verdiğimi herkes bilir…
…
“Kol kırıldı, yen içinde” derseniz eğer; dünün karanlığa mahkum kalacağı gibi bugünlerde de ve yarınlarda da tünelin ucunda ışık göremeyiz.
Hesap günü, dünyada işlenen suçlar ve günahlar zaman aşımına uğradı, denilmediğine göre…
Buna göre, niye etraftan cennet satan tacirlerden ve ülke kurtaran şarlatanlardan geçilmiyor?
Suçun zaman aşımı var, peki mağdurun günahı ne?
Gülistanların katilleri adalete teslim edilsin ki, bu ülkede artık başka gülistanlıklar tarumar edilmesin…
Sevgili dostlar…
Yılmadan, usanmadan, hatta baskılardan korkmadan devam edin:
Pazar eyleyin… Çarşıda satacağınız her ayna, her mum nice görmeyen gözleri aydınlatacaktır.













