Elinde Rus silahı yoktu bilakis, Ruslara karşı mücadele etti…
Kalaşnikoflu Nene Hatun!
Erzurum Konfederasyonu namındaki bir oluşum, 22 Mayıs’ta Nene Hatun’u ölüm yıldönümünde andığını gösteren bir görsel yayımladı.
Son derece duyarlı bir davranış…
Zira Nene Hatun, Osmanlı-Rus Savaşında, (93 Harbi) Aziziye Tabyalarında bizzat cephede bulunmuş yiğit kadınlarımızdan biridir.
Sivil toplum kuruluşları tarafından anılması, elbette ki anlamlıdır ve de değerlidir.
Bu görsele dair söyleyeceklerime geçmeden evvel, yine Nene Hatun’a dair geçmişte yapılan yaşanan bir şeyi anlatayım sizlere…
Doksanlı yılların sonuna doğruydu.
Değerli hemşerimiz Mücahit Himoğlu MHP milletvekiliydi.
Nene Hatun’a dair duyduğu sevgi ve saygının bir işareti olarak, istemiş ki şehrin merkezinde büyük bir heykeli olsun.
Himoğlu gibi milliyetçi ve tarihe duyarlı bir insandan da bu beklenirdi.
Muhtemeldir ki Kültür Bakanlığı’ndan ricada bulunuyor, heykel yapımı için…
Uzatmayalım; baktık ki heykel gelmiş ve Çifte Minareli Medrese’nin karşında, bir kaide üzerine yerleştirilmiş.
Her şey hoş ve güzeldi de, ortada bir gariplik vardı:
Kucağında bebeği, elinde tüfeği olan yaşlı bir kadın tasviri vardı heykel olarak…
Adı, Nene Hatun ya…
Heykeli yapan sanatçı düşünmüş ki, bu kadın kahraman yaşlıca bir hanımdı.
Eğer Nene Hatun’a dair bir şeyler okumuş olsaydı; bilecekti ki, Nene Hatun, tabyalara koşarken çok genç bir kadındı. Elinde tüfek filan da yoktu.
1955 yılında, 98 yaşında vefat etmiş kahraman…
Yani arşivlerde bol miktarda fotoğrafı var.
Adının Nene olmasından hareketle sanatçı, heykelde de yaşlı kadın vücuda getirmişti.
Mücahit Hocanın, çok halis niyetle göstermek istediği bu vefa, tarihi hakikatlere ters düşmüştü.
Neyse ki…
Çok vakit geçmeden heykel yeniden yapıldı.
Heykeltıraş, bu kez daha gerçekçi bir eser sundu.
Genç bir kadın; sırtında bebeği ve elinde baltası…
Gelelim, Erzurum Konfederasyonunun yayımladığı görsele…
Besbelli ki, yapay zeka ürünü…
Sizlerin de gördüğü gibi…
Nene Hatun’un elinde uzun namlulu bir silah var.
Fakat bir garip durum söz konusu…
Silah, Ruslara ait Kalaşnikof…
Bir: O tarihlerde, Kalaşnikof henüz aynı adlı silah tasarımcısı tarafından icat edilmemişti. Kalaşnikof, İkinci Harpten sonra piyasaya sürülmüş bir silahtır.
İki: Aziziye Tabyasına koşan Nene Hatun, o tarihte yirmili yaşlarındaki bir kadındı. Yani bu görselde olduğu gibi hayli yaşlı değildi.
Hiç kuşku yok ki, ilgili konfederasyonun niyeti de halisti ve bir saygı nişanesiydi.
Görseli hazırlayan kişi, tarihi şöyle kıyısından dahi biliyor olsaydı, böyle özensiz davranmazdı.
Nene Hatun, Ruslara karşı askerimizin yanında mücadele etti; bu doğru. Ama elinde bırakın Kalaşnikofu, tüfek bile yoktu.
Kıymetli yazarımız M.Talat Uzunyaylalı’nın, “Nene Hatun” romanına göz atmış olsalardı eğer…
Ortaya çok daha çarpıcı ve gerçekçi bir görsel çıkardı.
Romanı okumamış olanlar, şayet ERVAK’ın daha çok yeni olan Nene Hatun’u anma programının videosuna bakmış olsalardı, bu yanlışa düşmezlerdi.
Tarihi vesikalarda, Nene Hatun’un 93 Harbinde gösterdiği kahramanlığa dair elle tutulur bir kayıt yok.
Kendi anlattıkları ve şehirde oluşan olgu var yalnızca…
Bir de, ellili yılların başında NATO’nun Nene Hatun’a dair aldığı “Ordunun Anası” karar var.
Vakıa şu ki:
Türk kadını, evinde yuvasında olduğu gibi vatan sevgisinde de aşkın duygularla doludur.
Nasıl ki, Kurtuluş Harbinde kadınlarımız cepheye silah taşıdıysa, nasıl ki milis kuvveleri olduysa…
93 Harbinde de elbette ki, evine kapanıp sinmedi…
Askere su taşıdı, erzak taşıdı…
İffetini ve namusunu korumak için kurşun oldu, canını namlunun ucuna sürdü.
Nene Hatun, esasında Türk kadınını anlatan bir timsaldir.
Onun şahsında, bütün kadın kahramanlarımız anılmakta ve hürmet gösterilmektedir.
Nene Hatun’u anmak ve anlatmak değerlidir. Lakin önüne gelenin de kelam edeceği bir alan değildir.
Talat ağabeyinin, Nene Hatun romanı, bu noktada en ciddi kaynaktır.
Yapanlar var, görüyorum:
Sırf yazmış olmak için, Nene Hatun kitapları yazıyor kimileri…
Halbuki…
Tarih, fantezi yapılacak bir saha değildir; bilakis çok ama çok ciddi bir iştir.
Vaktiyle görmüştüm…
Bir kamu kuruluşunun resmi internet sitesinde şunları yazmışlardı:
“Dördüncü Murat her sabah Erzurum’a gelirdi ve sabah namazını Erzurum’da kılardı.”
Biraz ciddiyet…
Tarih, “şeyhin kerameti” ayini değildir.













