Hacımüftüoğlu’nun küresel rüyası

  • atatürk üniversitesi

Atatürk Üniversitesi sessiz sedasız yürüdü, sonunda dev bir eser vücuda getirdi…

Hacımüftüoğlu’nun küresel rüyası

 

Türkiye’de nice anlı şanlı üniversiteyi geride bırakarak, dünya klasmanında ilk bin arasına girmeyi başardı. Bu sonuçla, küresel ölçüde adından söz ettirdi.

Evet; tam da tahmin ettiğiniz gibi memleketin medarı iftiharı olan Atatürk Üniversitesi’nden söz ediyoruz.

Tamam; sıralamadaki yerimiz, “vay be” dedirtecek noktada değil belki… Ama daha önce bu bile hayal edilemiyordu.

Ahmet Hacımüftüoğlu, rektörlüğe henüz atanmıştı ki, basın toplantısında aynen şöyle demişti:

“Birkaç yıl içerisinde, Atatürk Üniversitesi’ni dünyanın en iyi bin üniversitesi arasına sokacağız.”

Hoca sözünü tuttu…

Atatürk Üniversitesi, dünyanın en başarılı bin üniversitesi arasında… Kendisinden geride kalan ikiyüz küsur üniversite var.

Ahmet hoca, üniversitenin küresel çapta bilimsel üretim yapan bir sisteme kavuşması için olağanüstü çaba harcadı. Ekibiyle birlikte gecesini gündüzüne kattı, adı evrenselden gelen üniversitesini dünya platformunda görücüye çıkarmayı başardı.

Nasıl ki bir nalla başlayan süreç, günün sonunda bir ordunun kurtulmasına yahut da mahvolmasına sebep oluyorsa…

Güçlü irade, azim, samimiyet, çalışkanlık da her türlü şartı değiştirmeye muktedirdir.

Atatürk Üniversitesi, rektör Ahmet hoca önderliğinde işte bunu ispatladı:

İstersen başarabilirsin.

Hani şair ne diyordu:

“İki el bir baş içindir.”

Mazide boğulup, atiden ümidi kesmek olsa olsa aciz kimselerin tercihidir.

Ahmet hoca, rektör olur olmaz, üniversitenin sahip olduğu potansiyele, maddi kaynaklara ve bilimsel birikime baktı. Tamamını tartı, hesapladı ve bir hülasa çıkardı:

Biz bu işi başarabiliriz. Biz Atatürk Üniversitesi’nin adını dünya listesine kazıtabiliriz. Biz Anadolu’nun çatısından gemici feneri olabiliriz. Biz başkalarının da iki eli bir başı olduğunu biliyoruz. Biz aynı şeyin bizim için de geçerli olduğu gerçeğinden hareketle bir başarı hikayesi yazabiliriz.

Başta ilaç olmak üzere, Atatürk Üniversitesi tıpkı Türk Savunma Sanayii gibi muazzam bir patlamanın eşiğinde…

Kutlu doğumun sancılarını çekiyor…

Atatürk Üniversitesi’nin tarihini 1957’den itibaren başlatanlar, Çifte Minareli Medreseyi ve Yakutiye’yi bilmediklerinden elbette ki bugünkü başarı sindiremezler.

Sebepsiz yahut da tesadüf bir şey yok…

Üniversitenin bu başarısının zamirinde, asırları aşan bir arka plan var.

Ahmet hoca, tıkanan kanalları açtı. İlme ve ilim insanına layık olduğu değeri esirgemedi; bilakis teşvik etti.

Öznesi bilimsel çıtayı yükseltmek olan bu sessiz ama anlamlı mücadele şöyle bir hakikati perçinledi:

“Atatürk Üniversitesi, bir öğrencinin ne yapayım puanım buraya yetti, zorunlu olarak okuyacağım; dediği bir yer değil. Tam aksine Atatürk Üniversitesi, bir öğrencinin inşallah burada tahsil görme fırsatı yakalarım dediği muazzam bir akademi oldu.”

Atatürk Üniversitesi’nde, kimsenin kimse üzerinde rüçhan hakkı yok. İlla da bir imtiyaz olacaksa o da, bir tek bilimsem başarıda…

Atatürk Üniversitesi kanser ilacının seri üretiminde sona yaklaştı; ramak aldı.

Başka alanlarda da gizli devrimlerin ayak sesleri Ejder’den, Kandilliden duyuluyor.

Bugün yarın feza alanında, herkesi şaşkına çevirecek keşiflere imza atarsak kimse ters köşe olmasın.

Atatürk Üniversitesi, korku duvarlarının arkasına hapsolan günün neticesinde kokularından arınıp, yeni ufuklara ve taptaze başlangıçlara yelken açan gemiciye benziyor.

Ahmet Hacımüftüoğlu bu gemiye kaptanlık ediyor.

Çünkü önce kendisi inandı, kurmay heyeti inandı, ardından mesai arkadaşları o inanca dört elle sarıldı.

Gelinen nokta da bu oldu:

Atatürk Üniversitesi, dünyanın en iyi üniversiteleri arasında…

Dağları karlı bu şehirde, sabahlara artık yalnızca soğuk ve fırtına imza atmıyor.

Bu şehrin dağlarına bahar geliyor.

Birgün bizim üniversitemizden bir hocamız Nobel alır mı alamaz mı bilemem…

Bildiğim şu ki:

Birgün bu üniversite, Ahmet hocayı hep saygı ve şükranla anacaktır.

Çünkü:

 O, teslimiyeti değil; işletilen aklı seçti.

Kartacalı Hannibal gibi baktı olaylara:

“Yol yoksa, yeni bir yol yapalım.”

Dedi ki:

“Atatürk Üniversitesi’nin dünya sıralamasında olmasına hiçbir engel yok. Yeter ki kendimize olan inancımızı ve azmimizi yitirmeyelim.”

Gelinen nokta, işte bu inancın ve imanın ete kemiğe kavuşmuş halidir.

Fişekten füzeye geçen Türkiye…

Niye Atatürk Üniversite eliyle insanlığın umudu olan kanser illetinin dermanı olmasın ki…

Ahmet hocam…

Sana ve değerli ekibine inancımız tam…

Sen yürü, göreceksin ki Mevla ne kapılar açacak…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.