Yazının başlığı aslında çok bilinen bir şeydir, buna rağmen özet olarak sunalım.
Erzurum kendine yeni bir cellat arıyor
Stockholm Sendromu, esir edilmeye karşı verilen psikolojik bir tepkidir. Bu durum, uzun süreli kaçırılma, duygusal, fiziksel ve cinsel istismara maruz kalma durumunda ortaya çıkabilir. Buna maruz kalan kişi kendisini rehin alan kişiye karşı sempati duyar ve onunla bağ kurmaya başlar.
Memleket bizim. Ne elin önünde satarız ne de keseriz.
Ve lakin bizim memlekette kendi cellatlarına aşık ama Erzurum’da yaşamayan, bu yüzden uzaktan uzağa ahkam kesem psikopatlar var.
Bu uzakta olup da her fırsatta Erzurum üzerine ahlaka, kültüre, bilime ve insanlığa aykırı yorumlar yapan akıl mamulleri yine rahat durmadı…
Vicdan ehli gazetecilere saldırdılar.
Utanmadan sıkılmadan hemşerilerinin aleyhinde tahkimat oluşturdular.
Aslında biz bunların dedelerini tanıyoruz.
Dedeleri de Rus’la Ermeni’yle iş tutardı.
Hemşerilerini ihbar eder, bir çuval un için komşularını satardı.
Bunlar cellatlarına aşık olmayı, Tayyip Erdoğan’a vurulacak bir darbe olarak gördüklerinden…
Fahişe olmayı bile umursamazlar.
Erzurum, tarih boyunca onlarca kez işgal edilmiş pek çok defa el değiştirmiş bir şehir…
Kimler geldi, kimler kimlerle birlikte oldu?
Bugün Erzurum kimlerin soyundan geliyor?
Vakıa şu ki Erzurum, Cumhuriyet’le birlikte arı ve durudur.
Pekii buna rağmen Erzurum’da hala niye “maraba kültürü” çok geçerli bir akçe?
Çetin Baydar tanıttı bu deyimi bize ilkin…
Keşke tanıtmasaydı.
Meğer bu şehirde, kendi değerine hakaret edip elin adamına methiyeler dizen ne zavallılar varmış!
Bir somun ekmek uğruna itibarını, şerefini ve imanını satan adamları tarih boyunca gördük.
Sırf beş para etmez canını, düşman süngüsüne teslim etmemek için öz be öz çocuklarını ihbar eden şerefsizleri biliriz.
Burada isimlerini yayımlayacak olsak, birileri inanınız ki insan içine bile çıkamaz…
Düşmana esir düşüp hatta köle pazarında satılmak bile bir seviyedir.
Lakin bugünün Erzurum’un da öyle alçaklar köşe başlarını tutmuş ki, köle pazarları dahi onlardan namuslu…
Sırf Tayyip Beye hakaret etme uğruna yerel gazetede çıkan haklı bir eleştiri üzerinden işbirlikçi oluyor.
Tarih bize gösteriyor ki, bunların ağ babaları ve ataları da aynı yoldaydı.
Ümmeti Muhammed zarar görsün de, kimin elinden olursa olsun…
Aslında bunlar, patolojik vakalar…
Tımarhanede olmaları gerekirken aramızdalar!
Sosyal medyadan yorum yazıyorlar, iyi ve güzel adına ne varsa ağır dolusu küfür ediyorlar.
Gerçek gazeteciler itin birine kaşın üstünde kara var dediği için üç yıl hapis istemiyle yargılanırken…
Erzurum adına ipe sapa gelmez yorumlarda bulunan ve önüne gelen herkese sayıp duran itler ürüyor duruyor.
İçimizdeki erketeler, itlerden daha beter…
Pusuya yatıyorlar, kurtlara gösteremedikleri cengaverlikleri komşu köpeklerinde deniyorlar.
Çünkü marabalar, çünkü ruhları esir…
Bir insan onurunu rafta satışa çıkarmışsa eğer artık ondan insan olması beklenemez.
Bir gün ülkede en büyük maraba pazarı kurulsa, bugüne kadar hiçbir alanda derecesi olmayan Erzurum, orada şampiyon olurdu.
“Erzurum niye Tayyip Erdoğan’ı seviyor? Erzurum niye bu kadar kötü bir ekonomiye rağmen hala Erdoğan’a destek veriyor?”
Soru bu…
Ve lakin bu soruya çanak tutan makamlar var.
Adliyede var, poliste var, askeriyede var.
Yoksa, sırtlanlara meze olmayacak biri kendisini nasıl kurt olarak gösterebilirdi ki?
Milli Mücadele yıllarından biliriz:
Bu Şehirde biz hainleri kendi tuzaklarında boğduk.
Bazı manyaklar bağırıp duruyor. Tamam, Erzurum’la zerre kadar ilgileri yok ama, yine ürüyorlar:
“Biz işkencemizi geri istiyoruz!.”
Değil mi ki ey şerefsiz, sen deniz kıyısında keyif çatıyorsun.
Erzurum batmış çıkmış senin umurunda mı?
Biliyorum, hiç birinizin bana söven hesapları orijinal değil.
Bakın ben de size; köpek diyorum, hatta domuzsun diyorum.













