Bu AK Partili vekiller, küçük de olsa bir teşekkürü hakketmedi mi?

  • atatürk üniversitesi

Siyasetçinin payına, takdir değil tenkit düşer hep…

Bu, ülkemizde de böyledir; demokrasiyle yönetilen başka yerlerde de…

Ve fakat 7/24 en ağır tenkitlerin hatta tekdirlerin hedefi yaptığımız siyasetçi, bu toplum külliyatının aslında bir cüzüdür.

Bu gerçeği mütemadiyen görmezden geliyoruz.

Öyle ki…

Siyasetçi ne vakit seçmenine ve şehrine karşı çok hayırlı bir iş yapmış olsa bile “… onun zaten asli görevi bu” deyip kestirip atarız.

Tenkit, elbette ki bir cemiyet için oksijen kadar hayatidir.

Tenkit olmayan toplumlar, “yalan söyleyen aynaların” istilası ve kuşatması altındadır.

O meşhur masalda olduğu gibi “kral çıplak” demesini, yalnızca çocuklara bırakamayız.

En başta gazetecilik mesleğini icra edenlere düşer bu vazife…

Gazeteci aslında biraz da felsefecidir.

Merak eder…

Kuşku duyar…

Araştırır…

Sebep-sonuç ilişkisine bakar…

Soru sorar…

Cevapları analiz eder…

Gazeteci bir yanıyla da tarihçidir.

Çünkü onun yaptığı haberler, yazdığı makaleler aslında günün sonunda oluşan tarihin müsvedde yazılmış halidir.

Asıl söyleyeceklerime geçmeden evvel, gerçekten vuku bulmuş bir hadise aktarmak isterim:

Osmanlı düştü düşecekti. Bab-ı Ali baskınlarının yapıldığı dönemdi.

Bab-ı Ali hükümet yönetim merkezi olmasına karşın, zaman içinde Türk basının da kalesi olmuştu.

Bugün ki karşılığıyla söyleyecek olursak…

Basından sorumlu bir paşa, gazetenin birde “Öksüz” mahlasıyla yazılar yazıyor, mensubu olduğu hükümeti göklere çıkarıyor.

Rivayet olunur ki, doğru dürüst okur-yazar bile değildi.

İşte o paşanın bir yazısında imzası, “Öksüz” yerine sehven “Öküz” diye çıkıyor.

Haklı olarak paşa küplere biniyor, sinir krizi geçiriyor ve o hızla gazetenin mesul müdürünü arayıp fırça üstüne fırça atıyor.

Zavallı mesul müdür yani yazı işleri sorumlusu mahcup, korku içerisinde yapılan hataya kılıf arıyor:

“Paşam vallahi de billahi de mürettip hatası (… mürettip, gazetede kurşundan dökülen harfleri, öteki adıyla hurufatı kumpasa dizen kişi demek) Paşa kızıyor, ama “… bir daha olmasın” tembihiyle telefonu kapatıyor.

Gazetenin mesul müdürü, saray salvosunu yarasız beresiz atlattığı için derin bir nefes alıyor.

Yine de kendi kendine söylenmekten edemiyor:

Aslında buna, mürettip günahı değil de mürettip sevabı demek lazım.

Ben kendimden biliyorum.

Ne vakit hükümetin lehine bir kelam etsem hele hele de Sekmen’e dair müspet şeyler yazsam, anında inanılmaz bir linçe tutuluyorum.

İlla da sövüp saydırmam lazım!

Yok, kazın ayağı hiç mi hiç öyle değil.

Gazeteci, birilerinin bulanık zihinlerine yalan yükü taşıyan katar olmamalı…

AK Parti Erzurum milletvekilleri, (keşke MHP’li Kamil hocayı da yanlarına alsalardı) Spor Bakanı ile son bir kez daha görüşüp, yılan hikayesine dönen yeni stat meselesine son noktayı koymuşlar:

Stat yapılacak, ihale tarihi de belli oldu.

Bakın…

Stat ihalesi niye gecikti? Spor Bakanı Erzurum’a şaşımı bakıyor? Siz Erzurum milletvekilleri neden ayağa kalkmıyorsunuz?

Soru yağmurundan çok, en ağır eleştirilere tuttuğumuz Erzurum milletvekilleri sorunu çözdü işte…

Bu gelişme karşısında…

Ne yani küçük puntolarla da olsa, bu gayretlerinden ötürü vekillerimize mahcup bir teşekkür etmeyelim mi?

Edelim; hatta yürekten “aferin” bile diyelim.

Bazılarının bilmedikleri şu:

Milletvekilleri (iktidar mensubu da olsa) Süleyman değil ki, elinde mühürle dolaşsın.

Gazetecilik, sırf kendisini basın mensuplarına ispatlamak için denizi yürüyerek geçen belediye başkanının ardından “… aaa başkan yüzmeyi bilmiyormuş” demekse eğer, bırakın ben de dokuz sütuna manşetle itiraz edeyim.

Hakikattir:

Oksijen tükenirse sadece canlılar değil, gazeteciler de ölür…

Gelin hep birlikte doğruyu, adaleti, ahlakı, şerefi, onuru üstün kılalım…

Gerisi inanın ki yalnızca badana…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.