Ankara’da iki güzel insan: Mustafa Çiftçi ve Cengiz Aydemir
Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi’nin, İçişleri Bakanı olması, toplumun kimi kesimlerinde “sürpriz atama” olarak görülmüştü.
“Vay be!” diyenler de oldu, “Becerebilir mi ki?” diye soranlar da…

Mustafa bey, Erzurum’da üç yıla yakın bir zaman kaldı.
Gerek naif kişiliği gerek devlet mevzuatına olan vukufiyeti gerekse de çalışkanlığıyla kamuoyunun dikkatini çekmiş ve halkın sevgisini kazanmıştı.
Dolayısıyla…
Birileri içii “Nasıl olur?” denilen bu atama, benim için de sürpriz olmasına rağmen, “olmayacak” bir durum değildi.
Erzurum’daki valiliği sırasında Mustafa beyi yakından tanıma imkanım oldu.
Hani çok nadir kimseler için “İşte haza adam” denir ya…
Mustafa Çiftçi de, o kimselerden biridir.

Geçen hafta bir vesileyle yolum Ankara’ya düştü.
Yalnız da değildim. Kıymetli dostlarım Fatih İstanbulluoğlu ile Vahit Alkır da vardı.
Hazır Ankara’ya gitmişken istedik ki birkaç dostu da ziyaret edelim, hal hatır soralım.
Bir güne iki kıymetli ziyaret sığdırdık.
İlki, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ydi, akşama doğru da Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyesi ve Başkanvekili Cengiz Aydemir’le beraber olduk…
Cengiz beyle yirmi yılı geçen bir dostluğumuz var.
Mustafa bey ise, “iyi ki tanımışım” dediğim güzel bir insan…
Mustafa Çiftçi ve Cengiz Aydemir’le yaptığımız sohbet, bir gazetecilik faaliyeti olmadığı için neler konuştuğumuzu elbette ki yazmayacağım…
Bu iki mümtaz insan zaten bende çok ama çok müspet intiba bırakmışlardı.
Onları bir kez daha gördüğümde de, gördüm ki değişen zerre miskal bir şey yok.
Nezaket dersen onlarda, samimiyet dersen onlarda, dosta kıymet vermek dersen onlarda…
Bu üslup, onların alamet-i farikası olmuş…
Cengiz Aydemir, Erzurum’da idari yargı hakimliği yaptı.
Çok kritik mahkeme kararlarının altında onun imzası vardır.
Çok esaslı bir hukuk insanı olmakla beraber, FETÖ’ye karşı çok ciddi mücadele eden bir yargıçtır.
Mustafa beyi makamında gördüm.
Öyle bir yakışmış ki o makam, kıymetli dostuma…
Değişmemiş, aynı vali Çiftçi’ydi…
Bu kez omuzlarındaki yük çok ağırdı, mesuliyeti tarifsizdi…
Ama yine aynı azim üzereydi, yine aynı tevekkülle sahipti.

Ankara, güzel insanların omuzlarında yükselen bir abideye dönüşmüş adeta…
Şafakta artık “Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak” marşı yerine, “Ey dünya bekle, Ankara geliyor” dizeleri çalıyor.
Bu günleri de gösteren Rabbime şükürler olsun…