Haber Girişi : 23 Mart 2020 21:54

Korona Virüs Gündemi-2

Korona Virüs Gündemi-2
Geçtiğimiz haftaki yazımı, dilerim gelecek hafta korona gündemine değinmeye
dahi gerek kalmaz dilekleriyle bitirmiştim. Maalesef süreç bizim umduğumuz gibi
ilerlemedi. Geçtiğimiz hafta Türkiye için çeşitli önlemler alınan fakat büyük oranda uzaktan izlenen süreç, 22 Mart itibarıyla bizim için de önemli bir gündem haline geldi. Maalesef hayatını kaybeden insanlar var ve vaka sayısı her geçen gün artıyor.
Avrupa’nın tamamı fakat en çok İtalya telaffuz edilemeyecek kayıplar veriyor. Her gün İtalya’da ortalama 400 insan hayatını kaybediyor, vaka sayısı katlanarak ilerliyor. Kimi haber kaynaklarına göre, İtalya’dan veri akışı dahi sağlıklı değil artık.
Bunun yanında geçtiğimiz yazıda İngiltere’nin sürü bağışıklığı yöntemini denediğini belirtmiştim, İngiltere bu yönteme bir hafta bile direnemedi.
Geçtiğimiz haftanın başından beri restoranlar, iş yerleri kapanmaya başladı. Cambridge Üniversitesi Fizik Enstitüsünde bulunan Cavendish Laboratuvarı 140 yıllık tarihinde ilk kez kapandı.
Bu laboratuvar, İkinci Dünya Savaşı döneminde dahi, çalışmaları aksamasına rağmen yine de kapatılmamıştı. Cuma günü ise insanlık tarihinin efsanevi deneylerine imza atan Cavendish Laboratuvarı, belirsiz süreli olarak kapandı.
CavendishLaboratuvarı yalnızca bir örnek, diğer bir misalle Trump, dalga geçtiği, bu yalnızca bir grip dediği virüsten nasıl kurtulacağı konusunda hiçbir fikrinin olmadığını her hareketiyle ortaya koyuyor.
Türkiye önlemlerini erken devreye soktu, sosyal mesafenin korunması için de önlem üstüne önlem alıyor. Ekonomik paketin eleştirilen tarafları var fakat gerek halkı bilgilendirme gerek de daima moral aşılama konusunda yöneticiler ellerinden
geleni yapıyor.
Biraz da geleceğe yönelik düşünelim.
Neredeyse bütün uzmanların tekrarladığı bir cümle var: Virüse galip gelindiğinde de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Henüz bu cümlenin altını akla yatkın ve ayakları yere basan argümanlarla doldurabilene rastlamadım fakat yalnızca uzmanlarda
değil halkta da içgüdüsel olarak bir değişim içinde olduğumuz düşüncesi var.
Dünyanın geçtiği benzer süreçleri de göz önünde bulundurarak birkaç çıkarımda bulunmak mümkün. 14. yüzyılda vebadan kaynaklandığı tahmin edilen ancak sebebi hala tam olarak tespit edilemeyen Kara Ölüm döneminde yalnızca Avrupa’da
200 milyon insan ölmüş ve bu durum Katolik kilisesinin otoritesini ciddi anlamda sarsmıştı. Zira toplum, kilisenin iddia ettiği gibi üstün güçleri olmadığını, insanlığın sorunlarına çözüm bulmakta
çaresiz kaldığını görmüştü. Nitekim bu salgın ilerleyen yüzyıllarda da devam etmiş, 19. yüzyılda bilimsel gelişmeler ile önü kesilmişti. Bugün de Koronanın benzer bir sonucu olacağı kanısındayım. Nitekim dikkat ederseniz bilime, bilgiye karşı dogmatik düşünceyi savunanlar şu anda seslerini çıkarmadan pozitif bilimin dertlerine derman olmasını bekliyor. Şu kutsal suyu için, şu türbede dua edin düşüncesinde olanların sesinin yüksek çıkamadığını görmek zor değil.
Diğer taraftan, Amerika’da sağlık sistemi ücretsiz değildi, bir diğer ifadeyle herkes doğuştan sağlık sigortası kazanmıyor daha sonra arabanızı sigorta ettirir gibi sağlık sigortası satın almanız gerekiyordu. Hatta bu açıdan Türkiye’deki sağlık sistemine bakılarak Türkiye’nin adeta sosyalist olduğu düşüncesi vardı. Amerika’daki bu sağlık politikası işte bugün Korona için hastanede tedavi gören kişilerin binlerce dolar borçlanmasına sebep oluyor. Daha şimdiden, Amerikalıların sağlık sistemini
ücretsiz hale getirecek bir başkana yöneleceği görülüyor.
II. Dünya Savaşı sonrası, malumunuz sosyal devlet anlayışı ortaya çıkmış devletin yalnızca dışarıdan gelen tehlikeleri önlemek için mevcut bulunan bir bekçi olmadığı, II. Dünya Savaşı’nın yaralarını sarmak için devletin yaşlıyı, çocuğu, işsizi, engelliyi korumak kollamak ve toplum psikolojisini düşünmek zorunda olduğu ortaya
çıkmıştı. Benzer şekilde, devletin Hitler gibi Mussolini gibi, Stalin gibilerini de barındırabileceği görülmüş ve toplumun iyiliğinin yalnızca devletin inisiyatifine bırakılamayacağı görülmüştü. Bunun sonucu olarak, sivil toplum olgusu git gide
güçlenmişti. Bugün de benzer olarak STK’lar yardım kampanyaları, dayanışma çalışmaları ile devletlerin saramadığı yaraları sarma derdinde.
Neticede, insanlık tarihinde her kriz döneminde olduğu gibi bugün de devletlerin meşruiyetini nereden aldığı sorusu yeniden gündeme gelmiştir. Bu konuda en güzel cevabı, Dede Korkut hikâyelerinde, 17. yüzyılda Nef’i’nin kasidelerinde ve adını saymanın mümkün olmadığı onlarca şairin kaleminde süslenen devlet anlayışında bulmak mümkündür. Devlet yetimi kolladığı, açı doyurduğu, çıplağı giydirdiği sürece devlettir.
Devlet, zorunlu olarak işsiz kalan halkına ekmek verebildiği, evlere tıkanan çocukların eğitime erişmesini sağladığı, yaşlısını hastalığın pençesinden kurtardığı sürece devlettir.
Etiketler : rabia
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.