• atatürk üniversitesi
GÜNDEM
Yayınlanma : 23 Haziran 2026 12:42
Düzenleme : 23 Haziran 2026 12:43

Akıllı Diplomasinin Işığında İmam Hüseyin’in (A.S.) Kıyamı...

Akıllı Diplomasinin Işığında İmam Hüseyin’in (A.S.) Kıyamı...

Akıllı Diplomasinin Işığında İmam Hüseyin’in (A.S.) Kıyamı; (Yumuşak ve Sert Güç Yaklaşımıyla Âşûrâ’nın Yeniden Okunması)

1448 Hicrî Kamerî yılı Muharrem ayında, İran İslam Cumhuriyeti ve Seyyidü’ş-Şühedâ İmam Hüseyin’in (a.s.) ve onun vefakâr yarenlerinin muhipleri, farklı bir atmosferde ve savaş sonrası, direnişin kahramanca ve tarihî mücadelesinin ardından yas merasimlerini icra etmektedirler. Zamanın sunduğu bu özel şartlar, Âşûrâ kıyamının diplomasi, yumuşak güç ve kamuoyu yönetimi gibi modern uluslararası ilişkiler kavramları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu bakış açısına göre İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamı yalnızca askerî bir hadise değil; diyalogun, iknanın ve hakikatin açıklanmasının silahlı çatışmadan önce geldiği çok boyutlu bir iletişimsel, ahlaki ve siyasi süreçtir. Ayrıca Kerbelâ öncesinde Hz. Hüseyin’in ortaya koyduğu yumuşak diplomasi ve Âşûrâ sonrasında, özellikle Hz. Zeyneb’in (s.a.) üstlendiği mesaj taşıma ve bilinçlendirme rolü, kıyamın mesajının kalıcılaşması ve evrenselleşmesinde belirleyici olmuştur. Bu yönüyle Âşûrâ, İslam tarihinde İslami-ahlaki yönetişimin ve değer odaklı diplomasinin en seçkin örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Âşûrâ vakıası, insanlık ve İslam tarihinin en önemli olaylarından biridir ve tarih boyunca tarihî, kelâmî ve toplumsal açılardan çeşitli şekillerde analiz edilmiştir. Bununla birlikte, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanındaki yeni yaklaşımlar, bu olayın yumuşak güç, kamu diplomasisi ve anlatı savaşları gibi kavramlar çerçevesinde yeniden değerlendirilmesine imkân sağlamaktadır. Bu bağlamda Hüseynî kıyam, askerî bir çatışmanın ötesinde; inanç temelli, özgürlükçü, medeniyet kurucu ve iletişimsel bir hareket olarak incelenebilir.

Gerçekte, Âşûrâ’yı yalnızca askerî bir karşılaşmaya indirgemek, onun bilgi, bilinç ve iletişim boyutlarının göz ardı edilmesine yol açmaktadır. İmam Hüseyin (a.s.), herhangi bir çatışmaya başvurmadan önce diyalog, hakikati açıklama ve ikna yöntemlerinden yararlanmıştır. Dolayısıyla kıyamın temel amacı savaş değil; İslam toplumundaki sosyal sapmaları düzeltmek ve ahlaki ile dinî değerleri yeniden ihya etmekti. Hazret, Allah’ın Evi olan Kâbe’deki haccını yarıda bırakarak Kerbelâ yolculuğunu tercih etmiş ve Ehl-i Beyt (a.s.) eksenli bir yaklaşımla gerçek İslam’ın değerlerini insanlık tarihi boyunca daima canlı tutmaya çalışmıştır.

Bu çerçevede, Hüseynî kıyamda yumuşak gücün önceliği, sert çatışmadan önce gelen temel bir unsur olarak değerlendirilebilir. Zira uluslararası ilişkiler literatüründe yumuşak güç; ikna, ahlaki meşruiyet ve kültürel nüfuz temeline dayanmaktadır. Âşûrâ kıyamında ise aşağıdaki unsurlar yumuşak gücün başlıca bileşenleri olarak öne çıkmaktadır ve her biri ayrı ayrı incelenip yorumlanabilecek niteliktedir:

  • İmam Hüseyin’in (a.s.) ahlaki ve manevi şahsiyeti
  • Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Müslümanlar nezdindeki sosyal ve ailevi konumu
  • Marifet içerikli hitabeler ve aklî delillere dayalı açıklamalar
  • Adalet arayışına, özgürlüğe, zulüm ve tağut düzeninin reddine yapılan vurgu

Bu açıdan bakıldığında, Âşûrâ’nın gerçek zaferi askerî sahada değil; Ehl-i Beyt ve İslam eksenli, ahlaki değerler üzerine kurulu bir söylemin insanlığın tarihî hafızasında kalıcı hâle gelmesinde gerçekleşmiştir. Çünkü Seyyidü’ş-Şühedâ İmam Hüseyin (a.s.), diyalog ve ikna diplomasisini çatışmadan önce bir öncelik, İslami ve Şii irfanının temel ilkelerinden biri olarak benimsemiş; bu önemli hedefe ulaşmak için azami gayret göstermiş ve Kerbelâ’ya kadar olan yolu bu anlayışla kat etmiştir.  Nitekim İmam Hüseyin’in (a.s.) Mekke’den Kerbelâ’ya uzanan hareketi, “önleyici diplomasi” olarak nitelendirilebilecek çok sayıda iletişimsel ve diyaloga dayalı girişimi içermektedir. Bunlar arasında:

  • Toplumun önde gelen şahsiyetleri ve seçkinleriyle yazışmalar yapılması
  • Halkın davetlerine, özellikle Kûfe’den gelen çağrılara, Müslim bin Akîl’i tam yetkili temsilci ve elçi olarak göndererek cevap verilmesi
  • Karşı taraftaki güçlerle farklı yer ve zamanlarda, özellikle olayın son günlerinde çeşitli görüşmeler gerçekleştirilmesi
  • Yol boyunca, Emevî yönetiminin bâtıl ve zalimane yaklaşımını halka anlatmak ve onların bilinç düzeyini artırmak amacıyla aydınlatıcı hutbeler irad edilmesi

Dolayısıyla kaydedilen olaylar ve gerçekleştirilen faaliyetler bütüncül bir şekilde değerlendirildiğinde, Âşûrâ mantığında sert çatışmanın önlenmesinin ve diyalog merkezli yaklaşımın askerî mücadeleden önce geldiği açıkça görülmektedir.

Hüseynî kıyamın ve Âşûrâ hareketinin diğer önemli boyutlarından biri de kamuoyu yönetimi ve anlatı savaşıdır. Zira o dönemde medya ve bilgi akışına dayalı güç unsurları büyük ölçüde Yezid bin Muaviye’nin kampının elinde bulunuyor, bu propaganda ağı bölgesel sınırları aşan bir etki gösteriyordu. Ayrıca, görünüşte dindar ve Müslüman olan birçok kişi de altınlar, makam vaatleri ve çeşitli İslam beldelerinde valilik elde etme arzusu nedeniyle bilinçsizce bâtıl cephenin safında yer almıştı. Bu nedenle Hüseynî hareketin temel boyutlarından biri, kamuoyuna yön verme ve doğru anlatıyı oluşturma meselesidir. İmam Hüseyin (a.s.) bu doğrultuda:

  • Kıyamın hedeflerini açık ve şeffaf bir şekilde beyan etti.
  • Dönemin yönetiminin siyasi meşruiyetine meydan okudu.
  • Resmî anlatının tekelleşmesini engellemiştir.

Bu üç unsurun içerik ve işlev açısından incelenmesi, Âşûrâ’nın siyaset ve toplum sahasında gerçekleşen bir “anlatı savaşı”nın tarihî ve somut örneklerinden biri olduğunu açıkça göstermektedir.

Kerbelâ hadisesinin bir diğer önemli boyutu ise Âşûrâ sonrasındaki diplomasi ve bu süreçte özellikle Şam harabelerinde Hz. Rukiyye’nin, Yezid’in sarayında ise Hz. Zeyneb-i Kübrâ (s.a.) ve İmam Zeynelâbidîn’in (a.s.) üstlendikleri tarihî roldür. Çünkü İmam Hüseyin’in (a.s.) şehadetinden sonra, geride kalanların ve özellikle Hz. Zeyneb’in (s.a.) hareketin mesajını yaşatma konusundaki rolü belirleyici olmuştur. Hz. Zeyneb’in Kûfe ve Şam’da irad ettiği hutbeler, olayın hakikatinin ortaya çıkmasına ve kamuoyunun yön değiştirmesine vesile olmuştur. Bu aşamada Âşûrâ’nın mesajı, yerel bir olay olmaktan çıkarak İslami, medeniyet kurucu ve tarihî bir harekete dönüşmüştür. Bu süreç, açıklayıcı diplomasi (tebyin diplomasisi) ve medya diplomasisinin gelişmiş bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Kerbelâ hadisesi ve Âşûrâ gününün odak noktalarından bir diğeri de, hakkı ve adaleti bâtıl ve zulüm karşısında korumanın son yolu olarak şehadet anlayışıdır. Bu yaklaşıma göre, İmam Hüseyin’in (a.s.) şehadeti kıyamın ilk hedefi değil, barışçıl ve ıslah edici yolların tamamen tıkanmasından sonra başvurulan son seçenekti. Bu açıdan bakıldığında, Hüseynî kıyamdaki sert güç unsuru, yumuşak gücün tamamlayıcısı niteliğindedir ve Kur’anî, ahlaki ve ıslah edici bir hedefe hizmet etmektedir. Bununla birlikte, en önemli meselelerden biri de Âşûrâ’nın yaklaşık on dört asır geçmesine rağmen insanlık ve İslam tarihinde neden hâlâ canlılığını koruduğudur. Günümüzde de dünyanın dört bir yanında milyonlarca özgürlük sevdalısı ve Müslüman, özellikle de Ehl-i Beyt (a.s.) muhipleri, Muharrem ayında; bilhassa Âşûrâ ve Erbain münasebetleri vesilesiyle çeşitli matem merasimleri, taziye gösterileri, nakıl taşıma törenleri ve yürüyüşler düzenleyerek Hüseynî kıyamı anmakta ve yaşatmaktadır. Esasen bu münasebetler, her Şii ve Ehl-i Beyt dostu için yılın en önemli manevi olaylarından biri hâline gelmiştir.

Âşûrâ’nın insanlık tarihinde kalıcılığını sağlayan başlıca unsurlar şunlardır:

  • Güçlü İslami, Kur’anî, ahlaki ve insani temellere dayanması
  • Adalet arayışı ve zulmün reddi yönündeki evrensel mesajı
  • Kerbelâ esirlerinin mesajı gelecek nesillere aktarmadaki etkin rolü
  • İnsan fıtratındaki özgürlük duygusu ve zorbalığa karşı duruşla uyum içinde olması

Genel bir değerlendirme yapıldığında, Âşûrâ’nın değer merkezli niteliği sayesinde zaman ve mekân sınırlarını aşarak kalıcı bir medeniyet modeline dönüştüğü söylenebilir. Bu nedenle Âşûrâ’yı sert ve yumuşak güç, kamuoyu yönetimi, kamu diplomasisi ve hatta uluslararası ilişkiler kavramları çerçevesinde incelemek; bu hareketin ahlaki yönetişim ve akıllı, özgür düşünceye dayalı bir diplomasi örneği olduğunu göstermektedir. Bu modelde yumuşak güç, diyalog ve ikna; fedakârlık ve şehadet ile birlikte anlam kazanmaktadır. Aynı zamanda tarih boyunca kalıcı etki oluşturmanın yalnızca askerî ve sert güçten değil, İslami ve ahlaki ilkelerin meşruiyetini esas almak ve kamuoyunu ikna edebilme kapasitesine sahip olmaktan geçtiğini ortaya koymaktadır.

Alibeman EGHBALI ZARCH

İran İslam Cumhuriyeti Erzurum Başkonsolosu

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.