Haber Girişi : 12 Aralık 2014 11:07

ERZURUM VE 1001 HATİM

ERZURUM VE 1001 HATİM

Cenâb-ı Hakk’ın insanoğlunaen büyük lütuflarından biri, onu Kur’ân-ı Kerim’e muhatap kılmasıdır. Ancak bunun da mesuliyetleri artırdığı muhakkaktır. Çünkü O bir emanettir.

Aslında evlat, mal-mülk, sıhhat vb. hepsi birer emanettir. İnsan bunları titizlik kullanmak ve muhafaza etmekle mükelleftir. Bu emanetlerin zirvesini teşkil eden ise Cenâb-ı Hakk’ın Sevgili Peygamberimiz vasıtası ile insanlığa bir hidayet rehberi olmak üzere lütfettiğiKur’ân-ı Azîmüşşân’dır. Bununiçindir ki, Peygamber Efendimiz VedâHaccı’nda ümmetine bıraktığı emanetler arasında öncelikleKur’ân-ı Kerîm’i zikretmiş ve onun muhtevasını kâmil bir surette tebliğ vazifesini ifa eylediğine dair ashaptanikrar almıştır. Sonra da üç kere "Şâhid ol yâRabbî!" buyurarak Cenâb-ı Hakk’a iltica etmiştir.

Târihşahittir ki fertler, aileler ve milletler ilâhî emanet olan Kur’ân-ı Kerîm’e tâbî oldukları nispetleâbâd olmuşlardır. 

Hepimiz biliyor ve gururla söylüyoruz ki, Erzurum Kur’an emanetine sahip çıkmış, O’nu baş tacı etmiştir. Bunun en mühim göstergesi de 1001 Hatim geleneğidir.

Evet! 1001 Hatim denince aklımıza Erzurum, Erzurum denince de 1001 Hatim gelir. Yani Erzurum 1001 Hatimle özdeşleşmiştir.

Erzurum’daki 1001 Hatim geleneği, İbrahim Hakkı Konyalı’nın “Abideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi ”isimli eserine göre 1500’lü yıllarda yaşayan Pir Ali Baba tarafından başlatılmıştır. Pir Ali Baba’nın yaşadığı dönem Yavuz Sultan Selim ve oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın Osmanlı Padişahı olduğu yıllara rastlar. Bu dönem Osmanlı Devleti’nin yükselme ve gelişme yıllarıdır. Bu yıllar aynı zamanda ilim, sanat ve edebiyat alanında büyük gelişmeler olduğu ve günümüze kadar gelen kalıcı eserlerin meydana geldiği yıllardır. Bu ortamda yetişen Pir Ali baba âlim, fazıl, zahit bir zat olup, aynı zamanda o devrin zenginlerindendir. Tuzcu (Dutçu) köyünde ikamet eden Pir Ali Baba “Eğer her yıl 1001 hatim okursanız, Allah’uTeala’nın bu memleketi hususiyetle zelzeleden koruması umulur” diyerek sahibi bulunduğu 8 köyden 4’ünün gelirini tamamen Erzurum’da yılda bir defa okunmasını ihdas ettiği “1001 Hatim”e vakfetmiş ve bu hatimler o günden sonra Erzurum’da sürekli okutularak, 1.Cihan Harbi yıllarına kadar devam etmiştir. O yıllarda meydana gelen bazı aksamalarla okutulamayan 1001 Hatimler, bir süre sonra Erzurum Müftüsü Hacı Muhammed Sadık Solakzade ve zamanın Erzurum milletvekillerinden Mühirzade Asım Efendi ile Zihni beyler tarafından yeniden okutulmasının temini için Mustafa Kemal Paşa’dan izin alınarak devam edilmiş ve günümüze kadar süre gelmiştir. 

Pir Ali Baba’nın mezarı Erzurum merkeze bağlı Tepeköy ile Tuzcu köyleri arasında Erzurum ovasına nazır, kendi adını taşıyan “Pir Ali Baba Tepesi” üzerinde bulunmaktadır.

Yaklaşık 500 senedir devam eden 1001 Hatim geleneği kapsamında Erzurum İl Müftülüğü verilerine göre geçen yıl toplam 24.326 hatim okunmuştur. Bu sene bunun daha da fazla olacağını tahmin ediyoruz.

Bu sene 1001 hatimlerin okunmasına 12 Aralıkta (bugün) başlanacakve duası da 16 Ocak 2015 Cuma günüCuma namazı öncesinde Ulu Camii’nde erkek cemaate, 17 Ocak 2015 Cumartesi günü saat 09.00’dan itibaren de yine Ulu Camii’nde bayanlara yönelik yapılacaktır. 

Herkesi 1001 Hatim ve 101 Tefsir okumaya davet ediyor yazımıCengiz NUMANOĞLU’nun bir şiiriyle bitirmek istiyorum: 


DAHA KUR’AN NE DESİN!

Ey insan! Yaşıyorken, hem de Kur’ân çağında;

Çırpınıp duruyorsun, cehâlet batağında.

Kalbin katı, gözün kör, başın kibir dağında.

 Kur’ân sana gel diyor, bak bendedir adresin,

 

Ey eşref-i mahlûkat ! Daha Kur’ân ne desin!

Özgürce seçmen için, iki yoldan birini;

Apaçık bildiriyor, bütün âyetlerini.

Ya Peygamber, ya şeytan.. Seç diyor rehberini;


Öyle seç ki; sırattan rüzgar gibi geçesin,

İlle şeytan diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!

Ya Cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,

Mekân var mı dünyada, öyle derin, öyle dar?


Hiçbir şey yakın değil, insana ölüm kadar.

Diyor ki; hesabı var, aldığın her nefesin;

Mezarlar konuşurken..Daha Kur’ân ne desin!

Malın, mülkün, şöhretin, dünyada herşeyin var;

Ya dünyadan Rabb’ine, götürecek neyin var?

Bana yeter diyorsan, şu üç günlük îtibar;

Bir dördüncü gün var ki; çok çetindir bilesin,

Bunlar masal diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!


Âyet diyor ki; eğer, dağa inseydi Kur’ân;

Paramparça olurdu..Dağ Allah korkusundan.

Hangi insan durup da, ibret almaz ki bundan?

Sen ki, bir dağ yanında, ne kadar da cücesin,


Haddini bilmen için.. Daha Kur’ân ne desin!

O münezzeh ruhundan, ruh vermekle insana;

Erişilmez bir şeref, bahşetti Allah sana,

Ne kadar sevdiğini, buradan anlasana!


Sen ki; taparcasına, kendine kul kölesin,

Nefsini put yapana.. Daha Kur’ân ne desin!

Bir gün var ki; çok yakın, dağların yürüdüğü,

Göklerin, güneşleri önünde sürüdüğü,


Kâinatı toz duman, dehşetin bürüdüğü;

Kıyâmet senaryosu, oyun değil bilesin;

Hâlâ ürpermiyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!

O büyük mahkemede, bütün diller susacak;


Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, kol, bacak.

Uzuvlar birer birer, haramları kusacak;

Açılacak önünde, defterleri herkesin;

Kendine gelmen için.. Daha Kur’ân ne desin!


O gün, buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,

Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek,

Ve doldun mu dedikçe, daha yok mu diyecek;

Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;


Hâlâ secde yok ise.. Daha Kur’ân ne desin!

Gör ki, dünya sırtında, nice insan taşıyor;

Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.

Kimi Arş-ı Âlâ’ya dolu dizgin koşuyor;


İşte Cennet.. İşte sen.. Gayret et ki giresin;

Ey Eşref-i mahlûkat ! Daha Kur’ân ne desin!