BATUM VE TİFLİS’E 5 GÜNLÜK GEZİ

Batum ve Tiflis’i 28 Eylül 1 Ekim günleri arasında özel aracımızla eşim, oğlum, kızım, damadım ve iki torunumla 5 gün gezdik.  Önce niyetimiz İran üzerinden Tebriz, Erdebil oradan da Astara’dan Azerbaycan’a geçip Bakü’ye, Gence ’ye oradan da Gürcistan’da Tiflis ve Batum’u gezip Artvin üzerinden Erzurum’a dönmekti. Erzurum’da İran Konsolosluğu’na gidip nasıl gidebiliriz dediğimizde:  Özel araçla giderseniz özel aracınıza yaklaşık 250.000 Türk lirası sigorta parası yatırmamızı, sınırdan çıkarken de bu paramızı alacağımızı söyledi. Vaz geçtik. Gezimizi Gürcistan oradan da Azerbaycan’a yapmaya karar verdik. Ülkemizin göller yöresi gibi Çoruh Nehri’nin üzerine yapılan barajlar bölgesi diyeceğimiz bölgeden geçerek Artvin üzerinden Sarp Sınır kapısına ulaştık. Bu benim ikinci Sarp Sınır Kapısı’na gidişimdi. Birincisinde Erzurum İmam Hatip Lisesi öğrencilerini 1998 yılında kendi çabamla 4 günlük Doğu Karadeniz gezisine götürdüğümde öğrencilerle ziyaret etmiştim. O zaman Sovyetler Birliği dağılmış, Gürcistan 1991’de bağımsızlığını ilan etmişti. Ancak sınırda Sovyet askerleri vardı. Çok basit bir sınır kapısıydı.  İzin aldım, öğrencileri 25 metre sınırı geçirdim. Kalan 25 metreye izin vermediler. Öğrencilerime arkanıza dönünüz dedim. Döndüklerinde Türk bayrağını görüp Türkiye Sarp Sınır Kapısı yazısını okudular. Eğer buradan bir adım daha ileri gidersek bizi Rus ve Gürcistan askerleri vurur dedim. O halde; bağımsız, şanla, şerefle ve büyük bedeller ödenerek kazanılmış ülkemiz burası. Şimdi yemin edebilirsiniz:  “Ben yurt dışına 25 metre de olsa çıktım.” Hepimizin üzerini örtecek bayrağımızın altında, bağımsız yaşatacak ve rızık verecek ülkemize sahip çıkalım. Türkiye’mizin daha medeni, daha adil paylaşımlı ve daha mutluluk yurdu olması için çalışalı,” dedim.

İkinci gidişimde Sarp Sınır Kapısı çok hareketliydi. Özellikle Türkiye tarafında tırlar Gürcistan’a girmek için kuyrukta bekliyordu.

Kişi başı 150 Türk lirası vererek Türkiye’nin garantörlüğünde 250 yıl Türk idaresinde kalmış Acara Özerk Cumhuriyet bölgesine girdik. Azerbaycan’a bağlı Nahcivan Özerk Cumhuriyeti üzerinde Türkiye’nin 1921'de imzaladığı Moskova ve Kars Antlaşmaları ile garantörlük hakları bulunduğu gibi Türkiye’nin Acaristan’ın üzerinde garantörlük hakları var. Yine Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde de garantör olan taraflardan birisi de Türkiye’ Cumhuriyeti’dir.

Bu bölge 1627 yılından itibaren Osmanlı egemenliğine girmişti. Acaristan da 1878-79 Osmanlı-Rus Harbi sonunda Ruslara geçmiş, Çarlığın yıkılmasından sonra 1918-21 yılları arasında yeniden Osmanlı idaresine bağlanmıştı. 24 Şubat 1921’de Tiflis, Kızıl Ordu tarafından işgal edilmişti.

 SSCB ile yapılan 16 Mart 1921 Moskova ve 13 Ekim 1921 Kars Antlaşmaları ile statüsü netleştirilen ve Ruslara geri verilen Acaristan, 1991’e dek Gürcistan Cumhuriyeti’ne bağlı otonom bölge olarak siyasi varlığını devam ettirmişti. 

Aracımıza sigorta yaptırdık. Aracımızla Azerbaycan’a geçeceğimizi işlemlerin buna göre yapılmasını söylediğimizde sınır kapısı görevlileri Azerbaycan devleti Karabağ savaşından sonra sivillere ve araçlara kapısını kapattığını sadece tırların geçebildiğini söyledi. Bizim gezi planımız aksadı. Çünkü Bakü’de kalacağımız otellerin parasını ödemiştik. Tiflis’te Azerbaycan konsolosluğuna giderek belki bir yol buluruz diye düşündük. Konsolosluk görevlisi yapacakları bir işlemin olmadığını beyan ettiler. Trenle gidelim dedik. Kars, Tiflis ve Bakü treni de yolculara kapalıymış.   

Sarp Sınır Kapısı’na 20 km uzaklıktaki Acar’a Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti yaklaşık 160 bin nüfuslu Batum’a ulaştık. Saat 16 sıralarıydı. İnternet üzerinden kiraladığımız komünist dönemden kalma Kara Deniz’i gören, sahile yakın, eski ve sanat değeri olan otel odasına yerleştik.

Deniz seviyesinden 3 metre yükseklikte Gürcistan’ın Antalya’sı diye adlandırılan liman kenti çok hareketliydi. Kent yılda yaklaşık 5 milyon turist ağırlıyormuş bunların 4 milyonu Türkiye’den giden turistler.

Burada Acara Özerk Bölgesi hakkında tarihi bir bilgi vermeyi uygun buldum.

Batum bölgesini Osmanlı devleti 1614 yılında fetheder. Acara halkı bu dönemde kademeli olarak İslam’ı benimser. Osmanlı döneminde Acara-yı Ulya (Yukarı Acara) ve Acara-yı Süfla (Aşağı Acara) adıyla iki sancağa ayrılır. Bu sancaklar Çıldır Eyaleti'ne bağlanır. Bu eyaletin merkezi bazen Çıldır bazen de Ahıska olur.   93 Harbi savaşı sırasında Kafkasya’daki Müslüman topluluklar ve Acara halkının büyük bir bölümü Anadolu'nun özellikle Marmara bölgesine göç ettirilir.  

Millî Mücadele döneminde Bolşeviklerin Kızıl Ordusu 24 Şubat 1921’de Tiflis’i işgal edince Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti Ordusuna bağlı birlikler müzakerenin sonucu 7 Mart'ta Ardahan ve Artvin'i, 10 Mart'ta Ahıska'yı alır ve 14 Mart'ta Batum ve Ahılkelek'e girerler. Gürcüler Ahıska ve Ahılkelek'in Türkiye'ye verilmesine razı olmuş; ancak Batum'u vermek istememiştir.

Ancak 17 Mart'ta Gürcü hükûmeti Batum'u terk eder. Gürcü kurucu meclisi Batum'u terk etmeden önce şu kararı vermişti:

Batum'u Türklere terk etmektense Bolşeviklerde kalması daha iyidir. Çünkü bir gün Sovyetler ortadan kalkacak, fakat bir kere Türk olan Batum daima Türk kalacaktır.”

17-18 Mart gecesi Gürcü hükûmeti Batum'u Türkiye'ye teslim ettikten sonra eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin Gürcistan mümessili olan Albay Mehmet Kazım Bey (Dirik) tarafından mutasarrıflık kurulur.

 Seçimler sonucu Birinci Meclise Akif Bey (Sümer), Ahmet Fevzi Bey (Erdem), Hahutzade Ahmet Nuri Efendi, Ali Rıza Bey (Acara), İmamzade Edip Efendi (Dinç) olmak üzere beş Batum milletvekili seçilir.

Gürcistan'ın merkezî yönetimine tabi olan Acara Özerk Cumhuriyeti elbette Türkiye ile tarihî, dinî ve kültürel yakınlığa sahiptir.

1921 Kars Antlaşması metnine göre Türkiye, bölgeyi dinî toplulukların bütün haklarını garanti altına alan geniş bir özerkliğe sahip olması ve Batum limanından vergisiz şekilde serbest ticaret yapabilmesi koşuluyla Gürcistan'a bırakmıştı.

Acara özerk bölgesi şimdi toplam 350.000’e yakın bir nüfusa sahip.

Bu yetmiyormuş gibi Josef Stalin, Gori'de doğmuş Gürcü olduğu için Sovyet hükûmetinin Ahıska Türklerine karşı gerçekleştirdiği zorunlu tehcirde Acara Türkleri 1879’da olduğu gibi 1921, 1929 ve 1944 yılları arasında olmak üzere 4 büyük sürgün yaşamıştı.

14 Kasım 1944 tarihinde gerçekleşen tehcirde 212 köyde yaşayan 92.307 ila 94.955 Ahıska Türkü zorla Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne (günümüzde Gürcistan) bağlı Mesheti bölgesinden Orta Asya'ya sürgün edilir. Sığır vagonlarına doldurulan Ahıska Türklerinin çoğu Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne gönderilir. Sürgün edilenler zorla çalıştırılmak üzere görevlendirildikleri özel birimlere yerleştirilirler. Sürgün ve sert koşullar, en az 12.589 ila 14.895 arasında insanın ölümüne sebep olur.

Bu da yetmiyormuş gibi Sovyetlerin dağılmasından sonra 1991'de kurulan bağımsız Gürcistan devleti, Ahıska Türklerine Ahıska bölgesine dönme hakkı vermeyi reddeder.  Gürcistan, Ahıska Türklerinin geri dönüşüne 2 şartla izin verir: 

Birincisi, mültecilerin sadece Ahıska’ya değil tüm Gürcistan topraklarına yerleşmeleri.  Tiflis hükümeti bu şartı, Ahıskalıların bölgeden 91.000 kişi çıkmasına karşın bugün dönecek olan rakamın çok olması ve bölgenin bunu kaldıramayacağını iddia eder.

İkincisi, Türklere verilecek kimliklerde Türk ve Müslüman yazmayıp Gürcü ve Hıristiyan yazacaktır. Gürcistan’ın bu şartının altında ise bölge halkının aslında Türk olmayıp, Meshi denen Gürcüler olduğu, zamanla ve zorla Osmanlılar tarafından Müslüman yapılarak Türkleştirildiklerini ileri sürer.  

2006 yılında Ahıska Türklerinin nüfusu 260.000 ve 335.000 arasındaydı. Günümüzde çoğunlukla vatansız olan Ahıska Türkleri, 7 eski Sovyet ülkesine dağılmış durumdaydılar. Sovyet yetkililer, 1928 ve 1937 yılları arasında Ahıska Türklerini Gürcü isimleri kullanmaya zorladı. 1926 Sovyet nüfus sayımına göre Gürcistan Sovyet'inde 137,921 Türk yaşamaktaydı, ama bu rakam Azerileri de içeriyordu. 1939 Sovyet nüfus sayımında, Ahıska Türklerinin çoğu Azeri olarak sınıflandırıldı. Ruslar Türk kelimesini Türk topluluklarında kullanmalarını yasakladı. Kırgız, Çeçen, Özbek gibi adlar vererek Türkleri böldü. Bu da yetmedi düşman etti.   

Bölge Rusya tarafından ilhak edildiğinde, bölge nüfusunun tahmin olarak %80'i Müslüman iken, bugün bölgenin %25-30'u Müslüman kalabilmeyi başarmıştır.

2014 Acara İstatistik birimi verilerine göre yapılan tahminlerde nüfusun %60'ı Gürcü Ortodoks Hristiyan ve %39'u Müslümandır. Bugünde Gürcü hükümeti Müslüman Türklerin adlarını Gürcüce olarak kaydetmektedir. Bir vatandaşla konuştuğumda iki adının olduğunu söyledi. Kendi aralarında adı Ramazan, resmiyette Gürcü adının nüfusa yazıldığın söyledi. Ayrıca Türkçe olan yer adları da 2004 sonrası Gürcü adları vermektedir.

Avrupa kıtası neresidir? Bu soruya Avrupalılar şu cevabı verirler:  İspanya ülkesinin en ucunda ancak İngiliz toprağı olan Cebelitarık Boğazı’ndan İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasından, Doğu da Rusya’nın orta yerinde yer alan Ural Dağları, Gürcistan topraklarını içerisine alan toprakları Avrupa kıtası saymaktadırlar. Dolayısıyla bugün Avrupa Birliği Gürcistan’a özel önem vermekte, uluslararası büyük oteller Batum’da ve Tiflis’te yapılmaktadır. Batum-Tiflis arası otoban Çin devleti tarafından yapıldığını gördük. Gürcistan’ın başı Rusya ile derttedir. Ağustos 2008 tarihinde Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya'nın kendilerine ait olduğunu bunların Rusya’ya katılım istekleri ile aralarında gerçekleşen gerilim ve çatışmalarla başlayan savaşta Gürcistan büyük kayıplar vermişti. Gürcü hükümetinin Avrupa birliğine ve NATO’ya girmek için yol aradığını söylediler. Karadeniz bir zamanlar Türk gölüydü.  Sonra SSCB (Rus) gölü haline geldi. Bugün de Avrupa Birliği ve NATO gölü yapmak istiyorlar. Kilit antlaşma Montrö Antlaşması olduğunu bilelim. 

Gençler Rusları sevmiyor, yaşlıların Sovyetler zamanını aradığını ifade ettiler.

2017 de Ardahan üniversitesinin misafiri olarak Posof’tan Ahılkelek’e gittiğimizde Gürcü parası Türk lirasının 2 katıydı. Bu gezide ise Gürcü parası Lari, Türk lirası karşısında 10 katı artmış. 1. Dolar 2.80 Lari, 1 Euro 3 Lari olarak döviz bürolarında yazılıydı. Paramızın bu kadar değer kaybetmesi hepimizi oldukça üzdü.

Batum limanı sadece Gürcistan’ın değil, Ermenistan ve Azerbaycan’ın uluslararası ticaretinde etkin bir rol oynamaktadır. Gürcistan’da Ermeni nüfusunun yaşadığı Cavaheti bölgesindeki ayrılıkçı Ermeni hareketlerini Ermenistan şimdilik askıya alınmış durumdadır. En büyük nedeni, Türkiye ve Azerbaycan sınırlarını ve hava sahasını Ermenistan’a kapatması nedeniyle Gürcistan’la iyi komşuluk ilişkisi sürdürmek zorunda.

Batum hükümeti iş dünyasını yatırım yapmaya çağırmaktadır. Batum, Kafkasya’nın ticari, eğlence, kumar ve turistik kilit kenti. Bir zamanların Beyrut’u gibi.  

 Eski kente Rus mimarisi egemen. Caddeler geniş, ağaçlandırılmış. Rusların Nahcivan’da ve Kars’ta yaptıkları sokak ve cadde planının daha gelişmiş durumuna şahit olduk. Cadde ve sokakları temizleyenler Bakü’de ellerinde çalı süpürgeleri olan yaşlı kadınlardı, burada ise yaşlı erkekler. Trafikte yayalara öncelik hakkı var. Bizdeki gibi her köşe taşı bir marketler zinciri yok. Mahalle bakkalları çalışıyor. Çok donanımlı lokantaları yok. Sovyetler döneminden kalma 5 ile 8 katlı oldukça bakımsız işçi blokları kentte yaygın. Bu bloklar arasında çamaşır ipleri çamaşır doluydu. Nemli olduğu için ancak dışarıda çamaşırlarını kurutuyorlarmış. Berlin’de gördüğüm gibi sabah yol kenarlarında ve parklarda her ağaç dibine köpeğini tuvalet yaptıran birine rastlamadım. Yine de tek tük gözümüze ilişti. 

Gürcü alfabesi kendine ait bir alfabe. İki dilli bir ülke. İkinci dil İngilizce. Her Gürcü yazısının yanına İngilizcesini de yazıyorlar. Sanki Ruslar burada 70 yıl kalmamış, Rusçayı zorunlu dil yapmamış! Oysaki Ruslar gittikleri yerlere sadece askeri kuvvetlerle değil, okul, kilise ve bayındırdık işleriyle gitmekteydiler. Iğdır’ı işgal edip 4 yıl kaldıklarında Rus Okulu açıp Iğdır çocuklarına Rusça öğretmişlerdi.

Şimdi ise oldukça plansız ve acımasızca çok yüksek oteller inşa edilmektedir. Batum sahili halkın yürüyüş ve eğlencesine bırakılmış. Çok lüks otomobiller kentte yaygın. Otomobil, içki ve sigara üzerinde vergi büyük bir kalem tutmadığı için oldukça fiyatların makul olduğunu söylediler. Büyük bir sanayi sordum yok dediler. Rusya’nın yaptığı ağır sanayi âtıl olmuş. Azerbaycan’a sınır Türklerin yoğun yaşadığı Rustavi kenti sanayi ve lüks otomobil satış merkeziymiş.

 İşçi çalıştıranlarda sigorta çok da zorunlu değilmiş.  Her 65 yaşındaki Gürcistan vatandaşı zorunlu emekliymiş.

Batum’da lokanta açmış Yıldırım Kampala’ya bir Batumlu nasıl yaşar sorusunu yönelttiğimde: “Hamur işi börek ve pasta türü yiyeceklerden bir tane sardırır, yanına bir meyve ve şarabını alır evine gider. Evleri bizdeki gibi çok donanımlı değildir. Ancak gördüğünüz gibi kadınlar çok temiz giyinirler. Okullar açılacak tekstil ürünlerini ve her ihtiyaçlarını Mustafa Kemal Paşa’ya gidip oradan karşılarlar. Tekstil burada çok pahalıdır.” dedi. Bakü’de de kadınların çok temiz ve bakımlı olduğunu gördüm. Sovyetler Birliği döneminde sanırım komünist sistem bir hayat ölçüsü getirmiş ve alışkanlık kazandırmış. Sokaklarda çok çocuk göremedik. Bu nedenle bizdeki gibi her seviyede okullara rastlamadım. Çok güzel bir tiyatro binası ve meydanı var. Hemen herkes evlerini günlük kiraya veriyorlar. Bütün tuvaletlerde taharet musluğu yok. Avrupa Meydanı, Astronomik Saat, Piazza, St. Nicolas Kilisesi, Batum Bulvarı, Miracle Park, Sea Port, Panoramik Dönme Dolap, Alfabe Kulesi, Ali- Nino, Batum Tiyatro binası ve Neptün Çeşmesi gibi eserleri gezerek gördük. Türk lokantasında akşam yemeğimizi yedik. Mutfakta kadınlar çalışıyor. Hemen yemek gelmiyor. Sipariş veriyorsunuz pişiriyorlar. Bayağı da uzun sürüyor.  Batum’da Türkler tarafından yapılan bizim hıngel onların hinkali dedikleri etli mantı daha irice ve ağzı kapalı tabakta sadece 4 adet getirdiler. Bu yemeği Özbek arkadaşımda da yemiştik.  Yine Acara Türklerine ait bizim peynirli ve tereyağlı pidemize benzer Haçapuri yedik.

Batum’la Tiflis arası 360 km,   8 saatte gidebildik. Yol çok sıkıntılı.  Gece 12’den sonra tırlara yol veriliyormuş. Batum- Tiflis arası oldukça yüksek dağ silsilesi olmadan iki kolunu açmış dağların kavuşmasına müsaade etmemiş bir ana gibi yemyeşil bir coğrafya.

İkinci gün gece Tiflis’e yağmurla girdik. Evimize yerleştik. Marketten bir şeyler alıp pişirdik. Kendilerinin ürettikleri gıda ürünleri ve peynirleri çok sınırlı. Bolca şarap vardı. Üzüm bağları çokmuş. Rusya’nın şarap ihtiyacının %60’ını bu ülke sağlıyormuş.

Tiflis (Gürcüce: თბილისი / Tbilisi) yazılıyor. 2016 sayımına göre 1.114.000 nüfusa sahip. Ülkenin toplam nüfusu 3.706.000. 2022 yılı verilerine göre kişi başına bizde 10 bin 655, Gürcistan ise da 5.424 dolar düşmektedir. Okuryazar oranı %99,  yaş ortalaması erkeklerde 69, kadınlarda 78.

 Göle yakınlarından doğup Ardahan Kalesi’nin Büyük kapısı üzerinde "Arap, Rum ve Acem ülkelerinin deniz ve karalarının sahibi padişahlar padişahı Selim Han'ın oğlu Sultan Süleyman-ı Azam namına yapılmıştır. Mülkü kıyame kadar baki kalsın." (Miladi 1544) yazısını sessizce selamlayarak akan Kura nehrine Tiflis’te rastladık. Kura 1515 km yolculuktan sonra Azerbaycan’da Hazar’a dökülmektedir.

Türkiye’mizde içerisinden ırmak akan hangi kentimiz ırmağın güzelliğini kente yansıtmıştır. Eskişehir buna bir örnek diyebiliriz. Tiflis kenti Kura nehriyle kendine bir güzellik katmış. Nehirde küçük kayıklarla turist gezdiriyorlar. Nehrin üzerinde 1849-1851’de İtalyan mimar tarafından inşa edilen bugün kullanılmayan Kuru Köprü var. Onun yerine nehrin üzerinde modern köprü yapmışlar. Teleferikle nehrin üzerinden karşıya geçtik. Kalesi çok bakımlı değil ancak ayakta. Kale arkasında Botanik bahçesi derin bir vadide güzelliğini korumaktadır. Tiflis’te Sololaki Tepesi’ne 1958 yılında Gürcü kadın kıyafetiyle 25 metre yüksekliğinde yerleştirilen “Gürcistan’ın Annesi” anlamına gelen Kartlis Deda Heykelini ziyaret ettik. Gürcü halkının hayat felsefesini yansıtan heykel, dost olarak gelenler için elinde bir şarap kâsesi tutmaktadır. Ancak düşman olarak gelenler için heykelin diğer elinde bir kılıç bulunmaktadır. 

Nehir kenti ikiye bölmüş. Eski Tiflis bu ırmağın iki yakasına kurulmuş. Suyu çok temiz değil ama evler bu nehri görecek biçimde planlanmış. Tiflis’i Sasaniler kurmuş. VII. yüzyılda Müslüman Araplar, 1069’da Selçuklu Türkleri tarafından fethedilen Tiflis, daha sonra Gürcüler, Harzemşahlar, Moğollar, Timurlular, Akkoyunlular ve nihayet Safeviler ele geçirmiş. Safevi döneminde Gürcü beylerince yönetilen şehir, 1578 ve 1723’de iki kez Osmanlı idaresinde kalmış. Büyük Türk hükümdarlarının kendi aralarındaki iktidar savaşları nedeniyle bu kadar el değiştirmesine rağmen kent Ortodoks Hristiyan ve Gürcü kimliğiyle yaşadığına şahit olduk. Şehre hâkim tepede inşasına 23 Kasım 1995 de başlanıp 2004 yılında biten Sameba Katedrali yer almaktadır.  Günümüzde Tiflis şehir merkezinde 1895 yılında inşa edilen Şah Abbas Camii bulunmaktadır. Tiflis’in en eski ve tek camisi unvanına sahip.

Rus şairi Puşkin Erzurum hatırlarını anlatırken, Erzurum’da değil, Tiflis’e ulaştığında çok güzel hamamlarda yıkandığını yazar. Sülfür kaplıcaları kentin orta yerinde yer almaktadır. Bugün de korunarak yoğun turist çekmektedir.  

Eski Tiflis mimarisi birçok yönden Avrupa ve Asya'nın bir karışımı. Bizim Beyoğlu caddesine benzer caddelerinde gezdik. Akşam yemeğini Türk lokantasında yedik. Hint ve Pakistan lokantasına da rastladık.  Tiflis- Batum arasında yol boyunca çamurdan yapılmış satışa sunulmuş tandırlara rastladık. Merak ettim bu kadar tandır niye yapılır. Hemen yol boyunca ayakta küçük tandır evleri yapmışlar. Kadınlar sıcak sıcak pişirip Shotis Puri adlı ekmeği satıyorlar. Bu ekmekten aldık ancak yiyemedik. Yol boyu ara sıra meyve satan kadın satıcılarından meyve aldık.  Ertesi günü sabah gezimiz tamamlayıp Batum’a geldik. Batum’da festival varmış sahil oldukça kalabalıktı. Sabah kalkıp Sarp Sınır kapısından ülkemize girdik. Er-vak vakfımızın da çok önemsediği Ovit Tüneli’nden geçerek Erzurum’a akşamüzeri sağ salim ulaştık.  

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.