Haber Girişi : 15 Mayıs 2014 21:04

ANNELER GÜNÜ

ANNELER GÜNÜ

Ana başa taç imiş

Her derde ilaç imiş.

Bir evlat pir olsa da,

Anaya muhtaç imiş.

Geçen hafta Pazar gününün “Anneler Günü” olarak kutlandığı malum. Başımızın tacı olan analarımızı unutmak olur mu? Olmaz elbette! Bu sebeple bugün onlardan bahsedeceğim.

Kadınlık meziyetlerinin en başında ana olmak şerefi gelir. Ana, fiziki özellikleri ile değil, ruhi üstünlükleriyle anadır. Analık, kelimelerin ifade etmekten âciz kaldığı bir gönül ve mana şiiridir. Toplumun saadet ve selâmeti; annelerin, yüksek duygular ve kalbî derinlikler içinde yetiştirilmeleriyle mümkündür.

İnsandaki annelik vasfı, hiçbir mahlûkun analık mefhumuyla mukayese edilemeyecek kadar üstündür. O ana ki, kâinatın halikına en yakın olmak vasfıyla mücehhez olan insanı dünyaya getirmektedir. 

Ailede, çocuk üzerinde en çok hizmeti ve hakkı olan annedir. Annelerin sıkıntıları; hâmile kaldığı andan itibaren başlar, doğum sırasında ve sonrasında bütün yoğunluğu ve şiddetiyle bir ömür boyu devam eder.

Çocuklar, ilk terbiyeyi anneden alır. Anne; ev içinde vaktinin çoğunu, çocuklarının bakımı ve terbiyesi ile geçirir. Çocuk, dünyaya geldiği günden itibaren annesinin gönlünde ve kucağındadır. Aslında çocuk, her hususta annesinden bir parçadır. Anne, doğuncaya kadar karnında taşıdığı yavrusunu, bu sefer ölünceye kadar gönlünde taşır. 

Cenâb-ı Hak anaların gönüllerine engin bir muhabbet ve şefkat duygusu bahşetmiştir. Bu manada “şefkat abidesi” diyebileceğimiz anneler ilâhî merhametten en fazla nasip almış varlıklardır. Peygamber Efendimiz; Allah Teâlâ’nın kullarına olan sonsuz merhametini, bir annenin evlâdına olan merhametiyle kıyaslayarak açıklamış ve evlâdından ayrı düşen bir annenin; en sonunda yavrusuna kavuşup, onu sevip kucaklamasını ashabına misal olarak şöyle ifade buyurmuştur:

“Bir kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimâl verir misiniz?” Ashap:  “Asla, atmaz!” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber, “İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 18)

Anneler, babalardan farklı olarak çocuğunu karnında taşıma, dünyaya getirme ve emzirme gibi üç farklı vazifeyi üstlenmiş bulunmaktadır. İşte bu ve benzeri hizmetler, evlâdın saygısına, iyilik ve ikramına annenin, babadan daha fazla lâyık olduğunu göstermektedir. Nitekim hadis-i şerifte buyurulduğuna göre, bir adam Peygamberimize gelerek:

“Benim kendisine hizmet ve ülfet etmeme, insanlar içinde en lâyık ve en çok hakkı olan kimdir?” diye sormuş, Peygamberimiz de üç kere “Annen!”, sonra “Baban!” buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 2)

Bu hadiste annenin evlat üzerinde babaya nispetle üç misli hürmet ve hizmet hakkı bulunduğu belirtilmektedir. 

Annenin, bu fedakârlıklarının bedelini, evladın maddî bir karşılıkla ödemesi mümkün değildir. Peygamberimizin huzuruna bir adam geldi ve: “Ya Rasûlâllâh! Anam iyice ihtiyarladı. Ben onu kendi ellerimle yediriyor, içiriyor ve sırtımda taşıyorum. Mükâfata hak kazandım mı?” dedi.

Peygamberimiz cevaben:“-Hayır, bu senin yaptıkların, ananın senin üzerindeki haklarının yüzde birine bile karşılık değildir. Fakat sen, iyilik ediyorsun. Allah sana bu az iyilik karşılığında çok sevap verir.” buyurdular.

İslamiyet kadına, anne olmak sıfatıyla en yüksek ve pek muhterem bir mevki vermiştir. Nitekim “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Hadisi anneler hakkında ne büyük bir müjdedir! Bu hadis aynı zamanda annelerin lâyık oldukları yüce ve mukaddes mertebeyi belirlemekte ve erkekle eşit olmaktan öte, üstün haklara sâhip bulunduklarına işaret etmektedir. 

Aile yuvalarının huzur ve saadeti, annelerin tatlı bir tebessümü ile başlar. Yavruların her türlü sıkıntıları, anaların şefkatli bakışları ile yok olur. Babaların yorgunlukları, çocukların usandırıcı hırçınlıkları, annelerin sabırlarıyla sükûnete erer.

Evet, 11 Mayıs Pazar günü “Anneler Günü” idi. Her yer, anneler gününde hediye alma yarışına davet eden reklamlar ve afişlerle dolup taştı. 

Yılda bir kez hediye alınca her şey bitiyor zannediliyor. Hâlbuki kendinizden bir şey vermeden, paylaşmadan satın alabildiğiniz bir şeyle karşınızdakini mutlu etmek, onu düşündüğünüzü, değer verdiğinizi ifade etmek mümkün değildir. İçten gelen bir sarılma, bir gülücük, sıcak bir dokunuş olmadan, kuru, yapmacık bir hediye ile olacak bir şey değildir bu. 

Anamıza,  babamıza  her  yıl  çok  pahalı  hediyeler  alsak, hatta  başka  şehirde  yaşıyorlarsa kargoya verip göndersek, bayramlarda onların yanında olmak yerine tatile gitsek…   Anneler, babalar gününde veya bayramlarda hediyelerimiz onları mutlu eder mi sanıyorsunuz?  Hayır! Bu mümkün değildir. 

Her zaman anaların hayır dualarını almaya çalışmalı, onların beddualarından da korkmalıdır. 

Ana- babalarımıza şöyle dua edip bitirelim: Ey Rabbimiz! Onlar bizi küçüklüğümüzde nasıl koruyarak büyüttülerse, şimdi Sen de onlara öyle merhamet et! Âmin!