Siz hiç kendi suyunu içen nehir gördünüz mü?

“Marifet iltifata tabidir” demiş, eskimeyen büyüklerimiz… Ne kadar isabetli bir teşhis… Yeter ki o iltifat, ifrat ve tefrit mesabesinde olmasın yeter ki riyakarlığa varmasın…

İnsanlık tarihine kaydolan bir büyük felakete duçar kaldı ülkemiz, devletimiz ve milletimiz…

Resmi açıklamaların fersah fersah üstünde can kaybımız, yaralı insanımız var; yitip giden şehirlerimiz, kasabalarımız, köylerimiz, umutlarımız, hafızamız, hatıralarımız ve yerle yeksan olan birikimlerimiz…

Tarifi hakikaten çok zor bir imtihanla karşı karşıyayız.

Mesele çadır ya da bir tas çorba değil ki…

Mesele, bundan çok öte…

Besbelli ki toparlanıp yeniden ayağa kalkmamız hem maddi hem de manevi açıdan öyle akşamdan sabaha mümkün olacak bir şey değil.

Yaramız derin, acımız büyük…

Kayıplarımız dağlardan aşkın…

Ve fakat felaketin büyüklüğüne rağmen yangın yerine dönen yüreklere su serpildikçe acının şiddeti de nispeten azalıyor.

Bir yakınımız vefat ettiğinde eş dost taziye verirken elbette ki, o yakınımız geri gelmiyor. Gelen, yüreğimizden kayıp giden sabır, itidal, umut yahut da hayata tutunma isteğidir.

Kahramanmaraş merkezli bu büyük felaket de böyle oldu ve bu kıyamet provası bize yeniden millet olma ülküsünü, nimetini, iradesini ve gerçeğini hatırlattı.

Nasıl ki top almak için biriktirdiği kumbarasındaki 50 lirayı yaralı kardeşine gönderen beş yayındaki bir çocuk çok ama çok kıymetliyse, depremin ilk saatlerinden itibaren var gücüyle (maddi-manevi) felaket bölgesine koşan insanımız da elleri öpülesi derecededirler.

Erzurum, ülke çapında öyle çok fazla aşırı zengin insanı olan bir şehir değil. Fakat bu depremde gördük ki meğerse Erzurum, dünyanın gönlü en zengin insanlarının şehriymiş.

Gerek Erzurum’un dört bir yanında olanlar gerekse Erzurumlu olup başka başka şehirlerde yaşayan hemşerilerimiz, öyle muazzam bir kıyam ettiler ki, acılı yüreklere ilaç, yaralara merhem oldular.

Takip ettim…

İçlerinde şahsen tanıdığım olduğu gibi tanımadığımız hemşerilerimiz nasıl canla başla bir mücadele etti halen de aynı yolda koşuyor.

Kiminin tek bir evi vardı onu depremzedeye verdi, kimi Ankara’daki otelinde 1500 mahzun insanı ağırladı. Kimi TIR’lar dolusu gıda ve yardım malzemesi gönderdi, kimi ahırındaki tek ineğini bağışladı.

Örnekler yüzlerce hatta binlerce…

Yazmaya kalksak buradan fezaya yol olur…

Bilsem, “keşke yazmasaydın” demeyecekler, size öyle muhteşem dayanışma ve insanlık abidesi yaşanmışlıklar anlatırım ki Erzurum insanına dair…

Erzurum, güneşin bile üşüdüğü bir şehir olarak, gönlündeki sıcaklığıyla bıraksalar bütün bir dünyayı kucaklayacak.

Malumunuz; hiçbir nehir kendi suyunu içmez içemez ama o suyla canlılara hayat verir. Malumunuz; hiçbir meyve ağacı kendi meyvesini yiyemez ama başka canlıların karınlarını doyurur…

Gördüm ki, bu güzel şehrin insanı da işte o anlayışta…

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.