ORD. PROF. DR. FUAT KÖPRÜLÜ VE TEK PARTİ DÖNEMİNİN DEMOKRASİ ZİHNİYETİNİN ELEŞTİRİSİ 

Ordinaryüs Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü 1946 yılı Aralık ayının 12’sinde “Tek Parti Zihniyetinin Değiştiğine Nasıl İnanabiliriz” başlıklı bir yazı yayınlar.  

F. Köprülü 1933, 1939, 1943 yıllarında Kars, 1946’da İstanbul milletvekili olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nden milletvekili olarak seçilir. 1946’da Demokrat Parti kurucuları arasında yer alır. 1950-1955 yılları arasında Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Köprülü 1957 yılında kurucu olduğum Demokratik Parti’yi tanıyamıyorum diyerek ayrılır.  Demokrat Parti’den ayrılan 19 muhalif milletvekilinin 1955 yılında kurduğu Hürriyet Partisi’ne katılır. 1965 yılında Ankara’da trafik kazası sonucu vefat eder.   

Demokrasi tarihimizin geldiği seviyeyi görmemiz açısında M. F. Köprülü’nün yazısını sizlerle paylaşmak istedim.  

Türk tarihi, edebiyatı ve siyaseti üzerinde büyük araştırmaları olan F. Köprülü, yazısında demokrasinin partilerce sahiplenilmesinin memnuniyet verici olduğunu ileri sürer :“İktidar partisi ileri gelenleri uzun yıllar milletin henüz tek parti vasiliğinden/ gözetim ve denetiminden kurtulacak bir siyasi olgunluğa erişmediğini iddia etmektedirler. Ancak TEK PARTİ SİSTEMİNİN memlekete ne kadar pahalıya mal olduğunu ve ne feci bir şekilde iflas ettiğini gördükten sonra ve bilhassa Türk halkının hakiki demokrasiye kavuşmak hususundaki kati kararını anlamaları memnuniyetle karşılanmalıdır.”  

M.F. Köprülü, ancak “tek parti erkânının bu anlayışına rağmen söz ve fiilleri birbirine uyamamaktadır. Meclis oturumlarında zihniyetlerinin değişmediğini görüyoruz,” görüşünü ileri sürer:  

“Dâhili nizamname hükümleri hiçe sayılıyor.  

Anayasa açıkça ihlal ediliyor. 

 Parti menfaati memleket menfaatinden üstün tutuluyor.  

Parti ihtirası (tutkusu) akıl ve mantık icaplarını hiçe indiriyor.  

Bütün bunlardan sonra iktidar partisinin samimi ve demokrasi taraftarı olduğu tekrarlanıp duruyor. 

Türkiye’de en ileri bir demokrasinin hâkim olduğunu söyleyen hükümet adamları samimiyetle soruyoruz: 

İkinci Meşrutiyet’te yapılan Matbuat Kanunu’ndan daha geri bir Matbuat Kanunu çıkaran,  

Örfi idareyi hiçbir hakiki sebebe dayanmadan uzatan, 

Millet haklarının kanuni teminatı olan Anayasa ve Dâhili Nizamname hükümlerini hiçe indiren, 

İdare makinesini muhalif partilere karşı bir tazyik (baskı) vasıtası olarak kullanan, 

Seçim yolsuzlukları hakkındaki bin bir şikâyetten bir tanesini bile ehemmiyete almayan bir parti, nasıl olup da böyle bir iddiada bulunabilir! 

Her şeyi bilen ve gören bir halk, böyle bir iddia karşısında neler düşünür? Güzel sözlerle insanları kandırmak kabil olduğuna inanmak gafletinde bulunanlar şu atalar sözün hatırlatmak isteriz:  

“Aldatmak isteyen aldanır!” 

İktidar partisi erkânı memlekette demokratik bir inkişafın (gelişmesinin) lüzumu hakkındaki sözlerinde hakikaten samimi iseler, eski tek parti zihniyetinden kurtulduklarını umumi efkârı inandırmak için maddi deliller vermek mecburiyetindedirler.  Yoksa:   

  1. İdare makinesi, Halk Partisinin bir şubesi halinde işlemekte devam ederek tamamıyla tarafsız bir hüviyete almazsa,  
  2. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, İskân Kanunu, Matbuat Kanunu gibi antidemokratik kanunlar ve örfi idare gibi şiddet tedbirleri devam edip durursa, 
  3.  Radyo ve Matbuat idareleri münhasıran (yalnızca) Halk Partisinin propaganda vasıtası olarak kullanılırsa, 
  4. Halk Partisinin masrafları,  türlü türlü şekillerle, resmi bütçelerden temin edilirse, 
  5. Halkın parasıyla kurulmuş olan halk evleri, haksız ve mantıksız yere Halk Partisinin inhisarında (tekelinde) kalırsa, 
  6. Bugünkü sakat Seçim Kanunu bütün milletin izhar ettiği (gösterdiği) kuvvetli arzuya rağmen, tadil edilmezse (değişiklik yapılmazsa),  

İktidar partisinin eski parti zihniyetinden ayrıldığına inanacak tek vatandaş bulunmaz. 

İktidar partisi, memleket menfaatini kendi parti menfaatinin üstünde tutuyorsa, bu zihniyet değişikliğinin delillerini süratle göstermek mecburiyetindedir. Çünkü zahiri ( sözde ) bir demokrasi dekoru içinde tek parti sisteminin maskelenmiş (gizlenmiş) bir şekilde devamına artık imkân kalmamıştır.”  

İki yüz yıllık demokrasi yolunda aldığımız mesafe ortada. Demokrasi bir hayat anlayışıdır. Demokratik tutum ve davranış zihniyet olarak çok yetkinlik ister. Demokrasi insanca yaşamanın imkânını sağlar. Demokrasi felsefesi İNSAN HAK VE HUKUKU üzerine düşünmek ve sorular sormaktır. Bu hakların kısıtlanması değil, geliştirilmesi üzerine yoğunlaşmak, demokrasinin kazanımında büyük sorumluluğumuzun olduğunun idrakine varmaktır.  Ülke olarak demokrasi yolunda daha çok uzun yolumuzun var olduğuna inanıyorum.   

Acaba Demokratik Parti 1950’de iktidara gelip 1960 yılına kadar 10 yıllık sürede ülke yönetiminde bulunduğunda yukarıda istediği gerçek demokratik zihniyeti gösterdi mi, istediği yasaları değiştirdi mi? Bu sorulara cevap vermek için konunun araştırılması gerekir. Benim bu sorulara şimdilik cevabım yok. Sizler bu sorulara ne cevap veririsiniz?  

Yaralandığım eser: M.F. Köprülü,   Demokrasi Yolunda. 1964.London, Paris.  

Not. Parantez içlerindeki açıklamamaları ve siyahlaştırmaları bana aittir. 

 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.