Dilimiz Zenginliktir: Deyim ve Atasözlerimizden Hikâyeler

Dilimiz, kimliğimiz ve zenginliğimiz olan Türkçemizin damarlarından yer alan atasözleri ve deyimlerimizin oldukça anlamlı hikâyeleri vardır. O hikâyelerden bazıları şöyledir:

 

Saman Altından Su Yürütmek

Kendisinin yaptığını belli etmeden, başkalarından gizli işler çevirmek anlamında kullanılan deyimin hikayesi şu şekildedir:

 

Geçmiş zamanlarda su sıkıntısı yaşayan bir ova köyü varmış. Tüm köylüler: “Ne yapsak ne etsek de köyümüz suya kavuşsa?” diye düşünürlermiş. Hep birlikte ırmağın suyunu nöbetleşe olarak kullanmaya karar vermişler. Irmak boyu açılan kanallar ile kendi tarlalarına suyu çekmişler. Bir gün bir köylü, öbür gün diğer köylü derken sırayla suyu kullanmışlar.

 

Fakat içlerinden biri kurnaz mı kurnazmış. Herkesten daha fazla su kullanmak için tarlasına derin ve ince bir kanal açmış. Kanalı gizlemek için de üzerini otlarla, taşlarla bürümüş. İşte o günden sonra kim başkasından gizli işler çevirmeye kalkışsa “saman altından su yürütmek” deyimi kullanılır olmuş.

 

Foyası Meydana Çıkmak

Kişinin içinde sakladığı gizli yönünün, sahteliğin, kötülüğün ortaya çıkması anlamına gelen bu deyimin hikayesi ise şöyledir:

 

Kuyumcular özel ürettikleri yüzük, küpe gibi değerli eşyaların üzerine ışığı daha güçlü yansıtması ve parlaklığının daha belirgin olması için “foya” adı verilen bir madde sürüyorlar. Zamanla bu foya ortaya çıkıyor. Kıymetli, parıldayan ziynet eşyaları eski rengini kaybediyor. Yani foyası çıkıyor. Halk arasında da tıpkı bunun gibi yalanı ortaya çıkan, sahtekarlıkları gözler önüne serilen insanlar için “foyası meydana çıkmak” deyimi kullanılmaktadır.

 

Vermeyince Mabut, Neylesin Mahmut

İnsanlar ne kadar çırpınsa da çabalasa da eğer nasibinde, kaderinde yoksa fazlasına sahip olamaz anlamında kullanılan bu atasözünün hikayesi şu şekildedir:

 

Osmanlı padişahlarından Sultan Mahmut’un hazinesi halk arasında çok konuşulurmuş. Hatta bir adam sürekli: “Ah ah! Bize hazinesinden birazcık verse ne olur? Bir ömür yeter de artar bile.” Dermiş.

 

Bunu duyan Sultan Mahmut öfkelenmiş. Adamı huzuruna çağırmış: “Sen etrafta hazinem hakkında bilmeden atıp tutuyormuşsun. Kelle korkun da mı yok be adam!” demiş. Padişahın azarına maruz kalan adam korkmuş. Korkudan susup, diz çökmüş.

 

Zaman sonra Sultan, adamı bir de kendisi denemek istemiş.

 

Bir koca tepsi baklava yaptırmış. Üst tabakadan başka tepsinin her tarafına görünmeyecek şekilde altın dizdirmiş. Adamını gönderip, ona tepsiyi birinin bir adağı diyerek kısmetsiz şahsa vermesini ve o şahsı takip etmesini emretmiş.

 

Adam tepsiyi almış. Yolda bir tanıdığına rastlamış. İkisinin de olaydan haberi yok. Adam hikayeyi anlatınca “senin” demiş ,gerçek bir hayırseverlik duygusuyla, baklavadan çok paraya ihtiyacın var. Al şu iki altını, sat tepsiyi bana.” Teklif adamımızın da işine gelmiş ve tepsiyi satmış.

 

Sultan hikayeyi duyunca “Fesuphanallah!” demiş. Adamına, her gün geçtiği köprünün, her gün geçtiği tarafına o gelmeden hemen önce altın dizmesini ve kenara çekilip izlemesini emretmiş.

 

Adam köprüye gelince “Ya!” demiş, “hep aynı taraftan geçiyorum, bu gün de diğer taraftan geçeyim, bir değişiklik olsun,” demiş.

 

Sultan hikayeyi duyunca, “Ya Hazreti Pir!” demiş. Adamı yaka paça beylik arazilerden birine getirmelerini emretmiş. Getirmişler. Adam korkudan tir tir titrerken ona bir kasnak verilmesini emretmiş ve adamımıza, “bu kasnağı atabildiğin kadar uzağa atacaksın. En son durduğu yere kadar olan arazi senin olacak,” demiş.

 

Adam kasnağı savurmuş. Kasnak havada bir yay çizip gelmiş ayaklarının dibinde durmuş.

 

Padişah: “Neyse ki ben insaflı bir devlet adamıyım. Sana bir şans veriyorum. Gel seninle hazinemin olduğu yere inelim.” demiş. El pençe kabul eden adam, padişah ile birlikte hazinenin olduğu yere gelmiş.

 

Padişah: “Şu küreği al. En dibe kadar daldır. Küreğine gelen tüm altınlar senindir.” demiş. Heyecandan ne yapacağını şaşıran adam büyük bir sevinçle almış küreği eline. Daldırmış hazine sandığının içine. Fakat küreği çıkarınca hüsrana uğramış. İçerisinde tek bir altın bile yokmuş. Meğer adam mutluluktan küreği ters tutmuş. Bu yüzden de hiçbir altının sahibi olamamış.

 

Durumu gören padişah: “Bak, kazanmak sandığın kadar kolay değilmiş. Yapacak bir şey yok. Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut.” demiş.

 

O günden sonra bu atasözü kaderden öte yol olmayan, kısmetine boyun eğmek zorunda kalan insanlar için kullanılır hale gelmiştir.

 

Etiketler : erzurum ömer koz
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.