ustilanlar
29 Mayıs 2020 Cuma
Anasayfa > Yazarlar > Zübeyir Saltuklu > TÜRKİYE TEVHİD-İ TEDRİSAT’TAN VAZGEÇMEMELİDİR
Zübeyir Saltuklu

TÜRKİYE TEVHİD-İ TEDRİSAT’TAN VAZGEÇMEMELİDİR

19.01.2020 23:30 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Zübeyir Saltuklu
Tevhid, lügatte bir kılma, birleştirme, birleştirilme, birlik anlamlarına gelmektedir.
Tedris kelimesi ise; ders verme, öğretme, öğretim anlamlarına gelir.
Tevhid-i Tedrisat: Öğretim Birliği demektir.
2 Mart 1924 tarihinde TBMM’de Saruhan Mebusu Vasıf Bey ve arkadaşlarınca bir
önerge verilmişti. Söz konusu önerge şöyledir:
“Yüksek Başkanlığa, Bir devletin milli eğitim ve kültür politikasında, milletin duygu ve düşünce bakımından birliğini sağlamak için öğretim birliği en doğru, en bilimsel ve çağdaş ve her yerde yararları görülmüş bir ilkedir. 1255/1839 Gülhane Hattı Hümayundan sonra açılan Tanzimat Döneminde, yıkılmış Osmanlı Saltanatı’da
öğretim birliğine başlamak istemişse de başarılı olamamış aksine bu konuda ikilik
bile meydana gelmiştir.Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği bakımından birçok zararlı sonuçlar doğurdu. Bir milletin bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşüncede dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.
Kanun teklifimizin kabulü durumunda Türkiye Cumhuriyeti’nde bütün bilim (irfan) kurumlarının bağlı olacağı tek makam Milli Eğitim Bakanlığı olacaktır. Böylece, bütün okullarda bundan böyle Cumhuriyetin irfan politikasından sorumlu ve eğitimimizi duygu ve düşünce birliği çerçevesinde ilerlemekte görevli olan Milli Eğitim Bakanlığı, olumlu ve birleşik bir eğitim politikası uygulayacaktır.
Önerimizin bugün hemen ve ivedilikle görüşülerek yasalaştırılmasını yüce heyetten rica ederiz.” (Reşat Genç, Türkiye’yi laikleştiren Yasalar).
Sunulan önerge ertesi gün yani 3 Mart 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilerek
6/3/1340/1924 tarihinde “Tevhidi Tedrisat Kanunu” adıyla yürürlüğe girdi.
“Tevhid-i Tedrisat”a neden ihtiyaç duyulmuştu, buna gerekçe neydi: “Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği bakımından birçok zararlı sonuçlar doğurdu. Bir milletin bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim, bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşüncede dayanışma amaçlarını tamamen yok
eder. Millet ancak eğitimle birliği, dirliği ve ortak yaşama bilincini sağlar.”
Osmanlıda çok başlı bir eğitim görülmekteydi.
Medrese eğitimi, mektep eğitimi ve Gayri Müslim vatandaşların ve Yabancı okullarda verilen eğitim. Osmanlının son döneminde ülkede yabancı uyrukların toplam 920 okulları vardı ve Osmanlı Devleti bu okullarda ayrılıkçı fikirler aşılanarak yıktırıldı.
Şimdi de Pakistan, İran ve Mısır gibi üç İslam toplumunun oluşturduğu devletlerin eğitim sistemine yakından bakalım. Bakalım ki; ülkemizde eğitim adına ne yapılmak istenmektedir, ülke nerelere savrulmak istenmektedir görelim.
PAKİSTAN
Bugün 204 milyonluk nüfusuyla dünyanın altıncı kalabalık ülkesi Pakistan Devleti “eğitimde birliği” sağlayamadığı için aşırı sorunlarla karşı karşıyadır. Kişi başına düşün milli geliri 1500 Amerikan dolarıdır. Ülkede toplam 21 üniversiteyle birlikte 740 yükseköğretim kurumu olmasına karşın, her mezhep ve her tarikata ait olmak üzere tam 6761 medrese vardır.
Bu medreselerde 600.000’den fazla öğrencinin öğrenim gördüğü tahmin edilmektedir. Medrese mezunları devletin açtığı imtihanlarda başarılı oldukları takdirde lisans diploması almaktadır. Ancak Lahor Yüksek Mahkemesi’nin
ve Yargıtay’ın 2005 yılında medrese mezunlarının lise diplomasının denkliğini kabul
etmemesi ciddi bir sıkıntı doğurmuştur. Amerika Birleşik Devletleri Taliban’ı ve Pakistan medreselerini öncelikli olarak Suudi Arabistan’la beraber Ruslara karşı desteklemiş, 11 Eylül olayından ve Londra’daki 7 Temmuz 2005 patlamalarının ardından medreseler üzerinde baskı uygulanmaya başlamışlardır.
Çünkü İslami militanların kaynağı bu medreseleri görmektedirler.
Pakistan’da medreseler devletinin iç huzurunu, birliğini ve dirliğini değil aralarındaki fikir ayrılıkları nedeniyle iç kargaşa ve çekişmelere neden olmaktadırlar. Yine medreselerin iç çekişmeleri üniversitelere de yansımaktadır. Ülkemizde
olduğu gibi burada da medreseliler üniversiteliyi beğenmemekte, ilmin gerçek sahibi
kendileri olduğunu iddia etmektedirler. Bu medreselerden mezun olan gençler iş bulamadıkları için de cihatçı gruplara paralı militan olmaktadırlar.
Taliban hareketi bir medreseli hareketidir. Eli kalemli değil, eli silahlı bir harekettir.
Hem Batı özellikle de Amerika Birleşik Devletleri hem de komşu devletler İran ve
Suudi Arabistan bu medreseleri maddi bakımdan destekleyerek paralar bu devletlerden silahlar emperyalist ülkelerden gelmektedir.
Silahlar kendi yurttaşlarına doğrultulmaktadır.
Sürekli ayrılıkçı gruplar oluşturularak düşmanlıklar körüklenmektedir. Pakistan’da çift başlı bir eğitim yanında çok başlı bir İslam anlayışı da sürüp gitmektedir.
İRAN
Bugün kişi başına milli geliri 4500 Amerikan dolar olan İran 82 milyon nüfusa sahip.
İran nüfusunun; %41'ini Farslar, %34'ünü Türkler, %8'ı Mazandaraniler ve Gilakiler, %7'sini Kürtler, %3'ü Araplar, %2'sini Türkmenler, %2'sini Beluciler, diğer %2'sini Lurlar, geri kalan nüfusun %1 i de başta Ermeniler ve Kazaklar olmak üzere diğer etnik kesimler oluşturur.
İran nüfusunun dini yapısının %90'nı Şii Müslümanlar, %'8'i Sünni Müslümanlar, kalan %2'si ise diğer dinlere mensup insanlar (Bahailer, Sahiller, Hindular, Yezidiler, Ahli-Hak, Zerdüştler, Yahudiler ve Hıristiyanlar) oluşturmaktadır.
İran'da diğer önemli dini azınlıklar arasında özellikle Ortodoks Ermeniler (İsfahan),
Zerdüştler (Yezd) ve Bahailer öne çıkmaktadır.
Ülkede az miktarda Hindu, Keldani ve Sabiilik inancına bağlı toplulukla
bulunmaktadır.
Bu arada eğitimin her kademesinde Şiîİslâm inançları ve ibadetlerle velâyet-i fakih anlayışı güçlü bir şekilde işlenmektedir. Diğer taraftan ülke çapındaki camilere Kum’daki ilim havzalarından mezun olan öğrenciler tayin edilmekte, camilerin bakımı resmî statüye yakın evkaf kurumu tarafından sağlanmaktadır.
Bugün İran’da 343 yükseköğretim kurumunda eğitim yapılmaktadır. 1980’den sonra
Humeyni bir yandan kitlesel eğitimi devam ettirirken bir yandan da Şii teolojisine dayanan geleneksel mektep ve ilahiyat fakültelerini ve dinî eğitim merkezlerini güçlendirerek rejimin güvenliği ve devamlılığı için önemli bir insan kaynağını kendi etrafında toplamayı başarmıştır.
Ancak bununla birlikte İran’da geleneksel eğitimle modern eğitim arasındaki çatışma, toplumsal anlamda hissedilmeye devam etmektedir.
Üniversiteli özellikle de kız öğrenciler geleneksel eğitime karşı etkin rol
almaktadırlar. Çünkü üniversite öğrencilerinin % 60 kız öğrenciler oluşturmaktadır. 34 üniversite kız öğrencilere kapısını kapatmış durumdadır. Bu ayrıcalıklar içerisinde İran da eğitimde birliği sağlayamamıştır.
MISIR
Mısır yaklaşık 98 milyon nüfusa sahip. Bu nüfusun % 90 Müslüman % 10 Kıpti Hristiyan.
Kişi başına milli geliri 2500 Amerikan doları. Mısır’da eğitim çok başlı sürdürülmektedir. Ülkede eğitimle ilgilenen iki bakanlık vardır: Millî Eğitim Bakanlığı üniversite öncesi eğitimini planlar, düzenler ve işletirken Yükseköğretim
Bakanlığı da üniversiteleri ve yükseköğretim kurumlarını denetlemektedir. Ülkede en eski üniversite 988 yılında kurulan el- Ezher Medresesi’dir (Üniversitesi’dir). Ülkede bu üniversiteyle beraber toplam resmi 23 devlet üniversite var. 2000’lerin başından sonra Amerika, Kanada, Fransız, İngiliz ve Alman üniversiteleri
açılarak 22 adet özel üniversite vardır.
Özel ve resmi toplam 45 üniversite yer almaktadır.
Özel üniversiteler yerli ve genellikle İngiliz, Amerikan, Japon ve Rus yabancı ortaklarla kurulup yönetilmektedir. Ülke genelinde 18 yüksek enstitü ve 81 yüksek eğitim veren kolej ve yükseköğretim enstitüsü bulunmaktadır. Bu enstitüler ve kolejler genellikle yerli ve yabancı STK’lar tarafından yönetilmektedir. Ülkede toplam 173 yükseköğretim kurumu vardır.
Ülkede, yetişkin nüfusun %29,23’ü okuma yazma bilmemektedir. Okuryazar olan erkeklerin oranı % 82,2 iken, kadınların oranı % 65,4’tür. Mısır’da da anaokulları, ilk ve ortaöğretim okulları, lise ve yükseköğretim seviyesindeki okullar ülkedeki eğitim kademelerini oluşturmaktadır. Bütün bu kurumlar Mısır Eğitim
Bakanlığı’nın belirlediği hiyerarşi ve müfredatı uygulamaktadır.
Bunun dışında ikinci bir eğitim sistemi daha vardır ki; el-Ezher eğitim sistemidir.
2012 yılında el- Ezher Eğitim sistemine özerk bir statü verilmiştir. İlköğretim, ortaöğretim, lise ve üniversiteden oluşan bu sistem ülkedeki öğrencilerin, okulların ve öğretmenlerin %10-15’ini kapsamaktadır. El-Ezher sistemi Mısır’da dinî ilimlere yoğunlaşmakla birlikte fen bilimleri ve sosyal bilimlere de önem vermektedir.
"Ezher sistemi, Mısır’da resmî devlet sisteminden ayrı olarak yürütülen bir sistemdir
ve hem etki hem de yaygınlık itibarıyla ülkedeki eğitim çalışmalarında önemli bir yer tutmaktadır."
Müslüman Kardeşler Cemaati’nin okulları da eğitim vermektedir.
Ülkede ayrıca üçüncü bir eğitim kurumları vardır ki; yönetimleri ve işleyişleri anlaşmalarla belirlenmiş ilkokuldan üniversite dâhil Kıpti Hristiyanların okulları ve yabancı okullar.
Mısır, eğitimde birliği sağlayamadığı ve kırk yamalı bir bohça gibi çok başlı olmasından dolayı sancılı bir ülkedir.
SONUÇ: Mustafa Kemal Atatürk’ün 27 Ağustos 1925 günü İnebolu’da yaptığı bir konuşmasında Tevhid-i Tedrisat’ın önemine işaret etmişti:
“Ey büyük millet! Dünya medeniyet ailesinde saygın bir yer sahibi olmaya layık Türk milleti, evlatlarına vereceği eğitim, okul ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruma bölüştürmeğe halen katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimi birleştirmedikçe aynı fikirde, aynı zihniyette fertlerden oluşmuş bir millet yapmaya imkân aramak, boş işle uğraşmak olmaz mıydı?”
İslam Ülkeleri içerisinde eğitimde “Tevhidi Tedrisat”ı başarmış tek ülke Türkiye’dir.
Ülkeyi bekleyen en büyük tehlike; yabancı okullar, illegal medreseler, tarikat okulları ve denetlenemeyen eğitim kurslarıdır. Yabancı okullar resmidir ancak denetlenmesinde Osmanlı’nın düştüğü hataya düşülmemeli, sıkı denetlenmelidir. Ülkemizde “Tevhid-i Tedrisat”ı delerek hızlıca Pakistan’ın, İran’ın ve Mısır’ın
içerisinden çıkamadığı, çıkmayı başaramadığı eğitimde çok başlılığa gerisin geri götürülmek amaçlanmaktadır. 1924 yılından bu tarafa tam doksan altı yıl geçti. Osmanlı yabancı okullarla yıktırıldı. Türkiye Cumhuriyeti de cemaat okulları
adı altında oluşturulan devasa yapıyla büyük bir felaketi atlattı. Bundan ülke en başta da genç nesiller büyük zarar gördü. Eğer bundan ders çıkarmaz yine aynı delikten bir dahaısırılırsak bu en büyük aptallık ve ihanet olur.
Bunca emek ve çaba sellere-sulara mı verilecek!
Kaç sefer hata yapacağız!
Türkiye asla üniter devlet yapısından ve tevhid-i tedrisattan vazgeçemez, geçmemelidir.
Eğer geçerse bu onun ölümü demektir.
Etiketler : zübeyir
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.