ustilanlar
17 Şubat 2020 Pazartesi
MUSTAFA DAMLARKAYA

OK

19.01.2020 22:47 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Yavuz Sultan Selim Hân’ın önünde
Ok atan ihtiyar Bektaş Subaşı,
Bu yüksek tepeye dikti bu taşı
O Gaazî Hünkâr’ın mutlu gününde..
Vezir, molla, ağa, bey, takım takım,
Güneşli bir Nîsan günü ok attı.
Kimi yayı öptü, kimi fırlattı;
En er kemankeşe yetti üç atım.
En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü.
Titrek elleriyle gererken yayı,
Her yandan bir merak sardı alayı.
Ok uçtu, hedefin kalbine düştü.
Hünkâr dedi “Koca! Pek yaman saldın,
Eğerçi bellisin benim katımda,
Bir sır olsa gerek bu ilk atımda.
Bu sihirli oku nereden aldın?“
İhtiyar elini bağrına soktu,
Dedi ki: “İstanbul muhâsarası,
Başlarken aldığım gazâ yarası,
İçinden çektiğim bu altın oktu!”

Yahya Kemâl Beyatlı 

Türklerin ok ve yaya verdiği önem, onların inanç dünyasını da etkilemiştir. Ok ve yay, eski dönemlerden beri, Türkler için, hâkimiyet sembolüydü. Hakan tahtında
otururken elinde ok ve yay tutardı.
Komutanlarını toplamak için onlara anlamı belli olan, değişik oklar yollardı. Otağlarında, damga ve sikkelerinde ok ve yay resmi vardı.Okçuluktaki bu töre ve semboller, daha sonra Selçuklularda da devam etmiştir.
Büyük Selçuklular, 1040’da Dandanakan zaferini kazanınca, komşu ülkelere
gönderdikleri fetihnâmelerin başında,eski Türk hâkimiyet sembolü olan ok ve yay işaretleri bulunurdu.
Diğer taraftan, tüm dünya uluslarınca benimsenen gerçekte, ok-yay ve okçuluğun
Türklerce dünyaya tanıtılmış olmasıdır. Bu gerçekle ilgili tarihi kanıtların bir bölümü Ergenekon ve Oğuz Destanlarında yer almaktadır. Bedenlerini çeşitli
uğraşlarla en iyi biçimde eğiten Türkler, ok ve yayı çok iyi değerlendirmişlerdir.
Türklerde Okçuluk, binicilikle birlikte, beden kültürü anlayışının öncüsü olmuştur. Okçuluk sadece bir savaş uğraşı değil, zevkli bir idman ve yarışma biçimine getirilmiştir. Böylece düzenlenen her türlü törenlerde en büyük yarışmaların sembolü ok ve okçuluk olmuştur.
Kaşgarlı Mahmut’un, Divan-i Lûgatit Türk adlı eserinde, okun aynı zamanda
“Pay” anlamına geldiği belirtilmektedir. Yüzyıllar boyu süre gelen bu gelenek Anadolu Türklerinde de benimsenmiştir.
Osmanlılar zamânında da okçuluk büyük bir ehemmiyet taşımış, okçuların
yetişmesi ve eğitimi meselesi devlet seviyesinde ele alınmıştır. Anadolu
beyliklerinde ve Osmanlılarda okçu birlikleri savaşlarda çok mühim rol oynamışlardır.
Özellikle Birinci Kosova, Varna, Gazze, Mısır Seferi ve 1521 Belgrad Muhâsarası’nın zaferle neticelenmesinde bu birliklerin payı çok büyük olmuştur. Böyle güçlü birlikler teşekkül ettirebilmek için de ok tâlimleri ve müsâbakalarının yapıldığı “Ok Meydanları” düzenlenmiştir. Bir Osmanlı yayı, 200 yıl
kullanılmaktadır.
Yapım aşaması, 250 yıl önce gerçekleşmiş yaylar vardır ki bunlarda milim
şaşma, bozulma yoktur. Osmanlıda okçuluk, kurumsal yapısı ve bağlayıcı
kaideleri ile modern bir spor müessesesi niteliğindeydi.
Üç yüz metreye ok atabilen okçu, “kemankeş” ünvânını alırdı. Tozkoparan
lakaplı Osmanlı okçusu İskender tarafından kırılan ok atma rekoru, dünya literatürüne girerek kırılamayan rekorlar listesinde yerini aldı.1550 yılında,
İstanbul Okmeydanı’nda düzenlenen okçuluk müsabakasında, Tozkoparan İskender tarafından kaydedilen rekor atış, 846 metre mesafe kat ederek tarihe geçti. Bu rekor bugün halen daha kırılmış değildir. Okçular ok atarken, sol dizlerini yere koyup sağ
dizlerini kaldırırlar “Ya Hak” diye salâ verip oku fırlatırlardı. Abdestsiz ok atmazlardı.
Kazanan kemankeşin boynuna çaprazvârî şal takılır. Okçular tekkesine götürülürdü. Baş sorumlu olan, Şeyhü’l-meyâdin de kazanana iltifât ederdi. Müsâbakalarda mükâfât koymak sadece pâdişâhlara, vezirlere ve şeyhü’l- meydanlara mahsustu.
Okçular, kullandıkları âletlere hürmet ederler, tâlim veya müsâbakalardan
sonra yay ve oklarını tekkedeki dolaplarına koyarlardı. Okçuluk sporunun
ve tekkelerinin kendilerine âit kuralları olup bunlara riâyet etmeyenler,
kemankeşlikten men edilmeye kadar varan birçok müeyyidelere tâbi tutulurlardı.
Osmanlı ordusunun ok ihtiyâcını, cebeci ocağı karşılardı. Bu ocak tarafından îmal edilen oklar sandıklarla savaş meydanına götürülüp burada kemankeşlere dağıtılırdı. Savaşlarda, pâdişâhı, dört yüz okçu korurdu. İkinci Mahmûd Han zamânında ateşli silahların yerleşmesiyle, okçuluk eski önemini kaybetmeye başladı.
Muhterem Cumhurbaşkanımızın mahdûmu, Muhterem Bilâl Erdoğan Bey, bugün, bunu görmüş olmalı ki bu muhteşem “Ata Sporu”na gerekli ilgiyi göstererek tüm Türki Cumhuriyetlerini “Okçuluk Federasyonu” adı altında toplayıp her yıl, çeşitli müsabakalar tertip ederek bu “Ata Sporu”muzu yaşatmaya çalışmaktadırlar. Bu değerli hizmet ve ecdada verdikleri değer ve bağlılıktan dolayı, Muhterem Bilâl Erdoğan Beye çok çok teşekkür ediyoruz.
Allah (C.C.) Hazretleri, kendisinden razı olsun. Âmin, Âmin !..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.