Şenkaya’da coşkulu kutlama
AK Partili kadınlar hemşireleri unutmadı
Polisten kaçamadılar
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Demek ki imkânsız değilmiş...

Mehmet ŞENER
Tecrübeyle sabittir ki, bir insan her ne iş yaparsa yapsın, öncelikle o işi sevecek sonra da o işi başarabileceğine inanacak.
18.05.2011 / 00:00


Tecrübeyle sabittir ki, bir insan her ne iş yaparsa yapsın, öncelikle o işi sevecek sonra da o işi başarabileceğine inanacak. Kendisine güvenmeyen ve inanmayan bir insanın bir işte uzun süreli başarılı olması çok zordur.

Her şey önce kafada başlar.

Adam mühendistir ve 20 yıldır aralıksız yaptığı işinde başarılı bir kişidir... Bir gün, yüzlerce defa tekrarladığı, soğuk hava deposunu kontrol işini tekrarlarken, deponun otomatik kapısı, adam içerideyken kilitleniyor. Tüm çabasına rağmen kapalı depodan kurtulamıyor.

20 yıllık tecrübenin ona öğrettiğine göre, soğuk hava deposunda ısı belli aralıklarla düşüyor ve bir saatin sonunda da insanı donduracak dereceye ulaşıyor.

Mühendis, ölümü önce kafasında kabulleniyor. Oturup eşine bir mektup yazmaya koyuluyor. Ertesi gün görevliler soğuk hava deposunun kapısını açtıklarında tecrübeli mühendisin cesediyle karşılaşıyorlar. Mühendisin elinde bir de tamamlanmamış mektup var. Adam karısına başından geçen talihsiz olayı anlatıyor ve soğuk yüzünden en geç bir saat içerisinde öleceğini belirttikten sonra, veda etmeye fırsat bulamadan ölüyor.

Fakat ortada çok ilginç bir durum vardır:

Soğuk hava deposunun soğutma motoru hiç çalışmamış.

Yani mühendis soğuktan donarak değil, kafasında öleceğine kendisini şartlandırdığından ötürü ölmüş...

Bu örnekte de görüldüğü gibi ne yaparsak yapalım önce kafamızda şekillendirip, sonra da inancımızı gözden geçirmeliyiz. Hayatta bazen dezavantaj gibi görülen kimi yanlarımız, yeri geldiğinde ve şartlar olgunlaştığında avantaja bile dönüşebilir.

Olay Japonya'da geçiyor.

Çocuğun en büyük arzusu ve hayali iyi bir tekvandocu olmaktır. Her fırsatta babasına, kendisini bir okula yazdırmasını rica edip dururken, öylesine talihsiz bir kaza geçiriyor ki, hem hayali suya düşüyor hem de sol kolunu bu kazada büsbütün kaybediyor.

Fiziki yara iyileşmesine rağmen, çocuğun ruh yapısında oluşan yıkımı tamir etmek neredeyse imkânsız... Sonunda çocuk depresyona giriyor. Bu durumdan hayli endişeye kapılan ailenin yardımına bir yakını yetişiyor ve ülkenin en önemli tekvando hocasına gitmelerini sağlıyor.Hoca çocuğa bakıp, sonra ailesine "tamam" diyor. "Siz çocuğu bırakın gidin."

Bu ünlü hoca depresyondaki kolsuz çocuğa hemen bir hareket gösteriyor ve ikinci bir talimata kadar da o hareketi yapmasını istiyor. Aradan günler, haftalar hatta aylar geçiyor. Kolsuz çocuk hocasının gösterdiği o tek hareketi tekrarlayıp duruyor. Zaman uzayınca bir gün hocasına, "Ben artık sıkıldım aynı şeyi tekrarlayıp durmaktan; başka hareket göstermeyecek misiniz bana?" diyor.

Tecrübeli hoca, "Hayır, ben ikincisini gösterene kadar sen yalnızca bu hareketi yapmaya devam edeceksin" şeklinde karşılık veriyor. Derken aradan tam on yıl geçiyor. Hoca bir gün delikanlının yanına gelerek, "Hazırlan bakalım seni müsabakalara sokacağım" deyince, delikanlı şiddetle itiraz ediyor:

 "Aman efendim nasıl olur, bunca yıldır ben bir hareketten başka tekvando adına bir şey öğrenmedim, nasıl dövüşebilirim ki?"

Ama nafile... İtiraz, hocayı kararından caydırmıyor. Delikanlı usta yarışmacıların olduğu müsabakalara "tek kollu yarışçı" namıyla katılıyor.

Bir, iki, üç derken delikanlı o tek koluyla ta finale kadar çıkmayı başarıyor. Herkesin şaşkın bakışları arasında rakiplerini yere saran tek kollu tekvandocu, kendisine artık güveniyor ama yine de rakibinin şampiyon bir tekvandocu olduğunu görünce, maça çıkmaktan vazgeçmeye çalışıyor. Hatta hocasına; "Efendim, buraya kadar gerek şans gerek kendime olan güvenim gerekse rakiplerimin zayıf oluşları sayesinde geldim. Ama artık bu işin şakası yok. Baksanıza rakibim bu ülkenin en büyük şampiyonu; ben bu tek kolla o şampiyona karşı ne yapabilirim ki?" demesine rağmen, sonuç değişmiyor ve final maçına çıkıyor. Tek kollu ve tek hareketli tekvandocu final maçına çıkıp, o şampiyon rakibini kısa sürede mağlup ediyor. Herkes avuçlarının içi patlarcasına onu alkışlarken o hemen hocasına koşup, "Artık bu işin sırrını bana açıklama zamanı geldi" deyince, hocası merak ettiği cevabı veriyor:

"Bak genç adam; ben sana sadece bir hareket gösterdim ve sen de tam on yıl boyunca o hareketi yapıp durdun. Sonunda öyle bir noktaya geldin ki, o hareketi senden daha iyi yapacak kimse yoktu. Sen o hareketin en büyük ustası oldun. Müsabakalarda bütün rakiplerini alt etmenin sırrı ise, senin usta olduğun hareketin karşılığı olan hareketin rakiplerin tarafından sana yönelik yapılabilmesi için senin sol kolun olması lazımdı."

Burada da görüyoruz ki, inanç ve samimiyet sayesinde, bazı eksiklerimize rağmen başarıya ulaşabiliriz.

Etiketler:
Bu yazi toplam 732 defa okundu
YORUMLAR
Bahriye DUYMUŞ: 
"İNANMAK"
Sn. Yazarımızın dediği gibi İnanmak başarının yarısıdır.Bu söze kulak kabartmamız gerekir.Eğer bir işi yapmak ve hakkını vermek istiyorsak önce buna kendimiz inanmalıyız.Aksi takdirde başarılı olamayız.İnanmayan insan başından yenilgiyi kaybetmiştir.Çocuklarımıza veya arkadaşımıza sürekli sen bu işi yapamazsın ,yapsan bile sonuna kadar götüremezsin dediğimizde onun beynini başarısız olursun sözcüklerle yıkamışızdır.Kendisi de zayıf yapılı olup bu sözcüklere inanmış ise ne yapsa başarılı olamaz zaten önceden kendisini başarısızlığa koşullamıştır. İnsanlar çalar saat gibidir.Bir çoğumuza oluyordur.Sabah namazına kalkmam gerek diyoruz,yada sabah önemli bir işimiz vardır.Saati kurarız birde bakarız ki ya ezan okunurken uyanmışız yada o önemli işimizi görmek için vaktinden önce uyanmışız .İşte insan çalar saat gibidir.Kendimizi nasıl kurarsak öyle oluruz.
18.05.2011 / 09:17
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR