Geçmişteki salabetini kaybeden Müslümanlar bugün büyük bir sancı yaşamakta ve eski haşmetli günlerine kavuşmanın özlemi içinde kıvranmaktadırlar. Bugün İslam âlemi dinin esaslarından uzaklaşmış, mezhep ve taassup körlüğü içinde vahdet şuurundan uzaklaşmıştır. Geniş kitlelerin nezdinde Kur’an-ı Kerim’in yol gösterici tevhid ruhu sahifeleri arasına hapsedilmiştir. İran’dan Suriye’ye, Ürdün’ten Tunus’a, Libya’dan Arabistan’a kadar hemen hemen tüm ülkelerde İslam’ın saf ve berrak mesajına karşı bir duyarsızlık ve yabancılaşma yaşanmaktadır.
İnsanları hakikate çağıran Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) örnekliği dikkate alınmamakta, O’na karşı gösterilen sevgi ve hürmet sözde kalmaktadır. ‘VE [O GÜN] Rasûl: “Ey Rabbim!” diyecek, “Kavmimden [bazıları] bu Kur’an'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördü!” Furkan; 30. ayetinin işaret ettiği zamanları yaşıyoruz sanki! Kerim Kitabımız bugün kimileri için ‘geçmişin masalları’, kimileri için duvarda asılı duran ‘mukaddes’ bir süs, kimileri için ise ölülere okunan bir armağan kitabı olarak muamele görüyor. Müslümanlar bırakın toplumsal hayatta, kendi evlerinin içinde bile Kitaplarını aile efradıyla birlikte okuyup tatbik etmekten imtina etmektedirler. Televizyona, internete, oyun ve eğlenceye ayrılan zamanın onda biri kendilerinin kurtuluş reçetesi olan Kitaplarına ayırmıyorlar.
Her gün giderek artan intiharlar, adam öldürmeler, tecavüzler, dolandırıcılıklar, uyuşturucu kullanmalar, ölçüyü tartıyı bozmalar, adam kayırmalar, had bilmezlikler, hudut tanımazlıklar, gıybetler, dedikodular, faiz yemeler, derin bunalımlar, huzursuzluklar… toplumları kasıp kavurmaktadır. Herkesin kendi ‘mabed’inde bir melceye sığındığı ancak ruhlarını doyuramadıkları bir dönemden geçiyoruz. İnsanlar birbirlerine böceklere bakar gibi bakıyorlar, merhamet ve şefkat yerini nefret ve kine terk etmiş, vefa duygusu derin bir umarsızlığa bürünmüş, bencillik iğrendirici bir kendini beğenmişlik içinde narsizme dönüşmüş, diğerkâmlık bütün hesapları alt üst eden bir çıkarcılığa kurban gitmiştir… Yüreği yaralı her Müslüman merhum Âkif’in Tevhid şiirindeki gibi feryat ediyor bugün: Yâ Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi/ Senden daha bir emr-i sükûn inmeyecek mi/ Her ân ediyorsun bizi makhûr-i celâlin,/ Kurbân olayım nerde senin, nerde cemâlin…
Müslümanlar ümitsizlik belasından korkarlar şüphesiz, böyle zamanlarda günleri birbiri içinde döndüren zamanın sahibi Allah’a iltica ederler. Bunca acı ve çürümüşlüğe rağmen, yeniden bir iman ile İslam beldelerinde gençler vahyin ilk kıvılcımlarının çaktığı zamanların özlemi ve heyecanı içinde özgürlük ve adalet nidalarını yükseltmektedirler. Resullerin yollarını izleyerek, insanlığa barış, adalet ve huzur getirecek bir çağrının ifadesi haline gelmektedirler. Merhameti ve adaleti göstermeyen yolların çıkmaz sokaklara dayanacağını yüzyılı aşkın tecrübelerle idrak eden bir nesil büyüyor Allah’a hamdolsun. Bu nesil, dinin ihya eden ve insanı yücelten mesajını kavrayarak, her biri bu yolda birbirinin nâfizi olmaya ahdetmiş asr-ı saadet gençleri gibi hak ve hakikatin sesini yükseltmek için gayret gösteriyorlar. Hedonizmin, çıkarcılığın, tüketimin zirve yaptığı zamanlarda, onlar iffetlerini koruyarak, insani erdem ve değerlerin yüceltilmesi ile meşgul oluyorlar.
Rabbimizin hizmetimize sunduğu sayısız nimet karşısında har vurup harman savurmanın dünyamızı getirip dayandırdığı tehlikenin farkındadır bu nesil. “’Bir aç gözlülük saplantısı içindesiniz.’ ayetinin birinci muhatabının kendi nefisleri olduğu şuuru ile hareket ediyorlar. “Ben düzelirsem bütün dünya düzelir” muvazenesi içerisinde üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle bir “dava şuuruna” sahiptirler. Şu kısacak ömürde bedeni zevklerinin esiri olarak ahiretlerini heba etmiyorlar. ‘Gözümde ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu var; milletimin imanını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyen Bediüzzaman’ın adanmışlığında yeni bir nesil bu. Allah’tan hakkıyla korkan, ibadetlerinde titiz, sorumluluklarını müdrik, helal ve haram çizgilerine hakkıyla riayet eden, kul hakkına girmekten ateşten kaçar gibi kaçan, gecelerini ibadetle, gündüzlerini vazife şuuruyla geçiren, kendini düşünmekten vazgeçen bütün insanlığın yolunu aydınlatmaya çalışan nâfizler olmak için gecesini gündüzünü feda eden bu nesil bütün insanlığın saadetini sağlayacaktır inşallah.
Nâfiz olmak, sabır ister, aşk ister… Nâfiz olmak, bedel ister, adanmışlık ister, rıza ister. Dünyalık makam ve mansıpların geçiciliğini idrak ister, insanların saadetini sağlamak için cehd u gayret ister. Bu nesil, gönülleri sevinç ve umut ürpertileriyle dolu bir şekilde Mevlana Celaleddin Rumî gibi, Çu on kân-ı kerem mârâ şikârest/Beher dem hedye mârâ deh hezârest (O kerem madeni bize av oldu ya, artık her solukta on binlerce armağan var bize.) diyorlar…