Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği, Erzurum'da kurulduğu ilk yıllarda ancak birkaç yüz bin dolarlık bir ihracatla yetinmek zorundayken, bugün geldiği nokta ciddi anlamda takdire şayandır. Zira, DAİB onlarca ülkeye ihracat yapmanın yanı sıra, cirosunu da milyar dolarlar seviyesine çıkardı.
Dolayısıyla DAİP'in, Erbil gibi hızla zenginleşen ve kalkınan bir bölgeye ilgisiz kalması düşünülemezdi.
Gerek Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Şengel, gerekse Genel Sekreter Fikret Kabakuş, DAİB'in ihracat çıtasını daha da yükseltmek için olağanüstü bir çaba sarfediyorlar. Nitekim Erbil ziyaretinde, bu samimi çabaya tanık olduk.
DAİB, "vakit nakittir" anlayışında…
Erbil'deki ikinci günümüz de yine çok yoğun bir programla doldurulmuştu. Sabah otelde yaptığımız kahvaltının hemen ardından, Erbil'in önde gelen işadamları ve tüccarları, toplantının yapılacağı salona gelmeye başladılar. Önce resmi program icra edildi ardından da, DAİB üyesi 90 dolayında ihracatçı ile Erbilli tüccarlar ikili görüşmeye geçtiler. Erbil Konsolosumuz Aydın Selcin'in yanı sıra, ticaret ataşemizin de hazır bulunduğu bu görüşmelerde, zaten altyapısı birkaç yıl önce oluşturulmuş olan ticari ilişkiler, düzeyli bir şekilde gelişti.
DAİB üzerinden, Erbil'e yaptığımız ihracat miktarını milyar dolar seviyesine çıkarmak için, karşılıklı görüşmelerin ve de karşılıklı ziyaretlerin son derece büyük yararı var. Böylelikle insanlar birbirlerini yakından tanıma imkanı buluyorlar ve daha sıcak bir ortam oluşuyor. Nitekim o gün o toplantıda bir çok ihracatçımız orada yeni iş bağlantıları kurarken, işi halen devam edenler de daha yüksek hacimli siparişler aldılar.
Erbil, her şeye aç bir şehir. Yeter ki, dürüst olunsun, kaliteli ürün olsun ve taahhütler zamanında yerine getirilsin. Erbil'de süper lüks villa yaparak, zenginlere tanesini bir milyon dolardan leblebi gibi satan Türk müteahhit Murat Avcı, Erbil'deki ticari hayatı anlatırken, özellikle ikili ilişkilerde ilkeli ve dürüst olmanın önemine vurgu yaptı. Benzer ifadeleri, büyük bir alış veriş merkezinde restoranı ve mağazası bulunan hemşerimiz Ercan Ballı da tekrarladı.
Gerek Murat Avcı, gerekse Ercan Ballı birkaç yıl önce Erbil'e gitmiş olmalarına rağmen, çalışkanlıkları, dürüstlükleri ve işlerindeki başarıları sayesinde, kısa zamanda Erbilliler'in gönlünde taht kurmuşlar. İki gün boyunca bizlere eşlik eden bu iki kıymetli dostumuz, edindikleri çevre sayesinde de son derece saygın işadamları olmuşlar.
Sabah oteldeki resmi toplantının ardından, işadamı ve DAİP Başkanvekili Murat Arslan, bizleri (Vali Sebehattin Öztürk, AK Parti Milletvekili Muhyettin Aksak, Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız, işadamı Taner Ardahanlı, işadamı Zeki Arıcıoğlu, işadamı Önder Dengizek, işadamı Halil Limon ve bendeniz) şehri gezmek için davet etti.
Heyetten ayrılmak belki çok hoş bir görüntü değildi ama bizlerin de orada yapabileceği bir şey yoktu.
Murat Arslan, aynı zamanda dayısının oğlu olan Ercan Ballı ve Murat Avcı'nın rehberliğinde, bizlere gerçekten güzel bir gün yaşattı. Önce süper lüks bir AVM'de (Ercan Ballı'nın restoranı) mükellef bir yemek yedik. Ardından şehrin tarihi mekanlarını ziyaret edip, özellikle Erbil Kalesi'nde unutulmaz sahnelere tanıklık ettik. Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız'ın İngilicesi, Ercan Ballı'nın da iyi derecedeki Kürtçesi sayesinde genç-yaşlı herkesimle diyalog kurup, sohbet etti.
Milletvekili Muhyettin Aksak'ın, son zamanlarda neşet eden fotoğrafçılığı sayesinde, en küçük bir ayrıntıyı bile görme imkanımız oldu.
Dün de belirtmeye çalışmıştık. Erbil'de dikkatlerden kaçmayan başlıca unsur, şehrin çok düzenli ve modern olması, insanların da olağanüstü kibar ve temiz giyimli oldukları...…
Trafik konusunda bize benziyorlar. Son derece geniş cadde ve bulvarları olmasına karşın, bir milyon nüfuslu bir şehirde göze çarpacak derecede trafik sorunu var. İnsanların henüz zenginleşmeye başlamasının verdiği rahatlıktan dolayı, başınızı çevirdiğiniz her yerde, tanesi 300-400 bin liralık lüks cipleri görüyorsunuz.
Trafik sorununu saymazsanız Erbil, genel itibarıyla yaşanılacak ve keyifli güzel günler geçirilecek bir şehir...…
Güvenlik önlemleri en üst seviyede; kavga gürültü yok. İnsanlar ne yüksek sesle konuşuyor, ne de aceleci davranıyor. Zamanın kıymeti Erbil'de henüz keşfedilmiş değil. Birkaç saat çalışıyorlar, birkaç saat istirahat ediyorlar. Kimse bir yerlere yetişmek için telaş içinde koşturup durmuyor. Sanırsınız ki bir tatil beldesindesiniz...…
Vali Sebehattin Öztürk'ün iyi derecede Arapça ve Farça bilmesi işimizi hayli kolaylaştırdı. İstedik ki, namazları farklı tarihi camilerde kılalım ve o camilerin tarihçesi hakkında malumat sahibi olalım. Bu noktada Vali Bey; müzikte, mizahta, edebiyatta ve tarihte olduğu kadar, Farsça hat okuma konusunda da adeta bir uzman gibiydi. Vali Öztürk kadar olmasa da, Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız da Arapça'ya vakıftı ve O da tercümeleriyle bizleri aydınlatıyordu.
Erbil, gelişimini henüz tamamlamış bir şehir değil. Tıpkı İstanbul'da olduğu gibi, Batı şehirlerine taş çıkartacak lüks semtlerinin yanı sıra, kentsel dönüşümün girmediği mahalleler de var. Yani eski Erbil öylece duruyor ve oradan bakınca karşınıza izbe bir görüntü çıkıyor.
Gıda maddeleri ile giyim eşyalarının yan yana satıldığı kapalı çarşılar, gelir düzeyi düşük insanların yaşadığı kerpiç ve bakımsız evler, kaldırımları işgal eden seyyar satıcılar...…
Fakat anlaşılan o ki birkaç yıl içinde oraların tamamı temizlenir ve Erbil'in modern semtleriyle entgre olur. Çünkü Erbil'de petrol gelirinden ötürü kontrolsüz bir para dolaşıyor ve herkes çapına göre bu pastadan pay alıyor.
Tabii ki resmi olarak kabul etmiyorlar ama bilinen bir acı gerçek ise şudur: Erbil'de bölücü PKK militanları cirit atıyor. Ellerinde silahları yok ama öylesine özgür ve güven içindeler ki, ticaret de yapıyorlar, siyasi faaliyette de bulunuyorlar. Bunu görmemek için kör olmak gerekir.
Besbelli ki, PKK ile Erbil yönetimi arasında yazılı olmayan bir anlaşma var. Buna göre: Sen bana karışma, ben de burada eylem koymayayım.
Benim görebildiğim ve orada sohbet ettiğim insanlardan anladığım kadarıyla, bu "ittifak"ın zamirinde ideolojik bir gerekçeden çok, ticari ve siyasi endişe var. Yani Barzani bir yandan Türkiye ile ilişkileri sıcak ve yumuşak tutmak istiyor, diğer yandan da PKK'yı topraklarından kovmaya kalkarak, başına iş almak istemiyor.
Erbil yönetimi, görmedim, bilmiyorum diyor, PKK da kural dışına çıkmıyor!
Ne var ki Türkiye, tavşana kaç, tilkiye tut taktiğini hazzetmiyor.
Erbil'i sıkıştırıp durmamız bu sebepten: Safını belirle!
Göreceksiniz bugün olmasa bile yarın Erbil tercihini Türkiye'den yana kullanacaktır. Sebebi de orada kurulmak üzere olan o yeni dünya ve insanların uzun yıllar sonra elde ettiği kaliteli bir hayat standardı...…
Kimse yaşadığı konfordan ve güven ortamından vazgeçmek istemiyor. Kürt olmak bu noktada, Erbil yönetimi ile PKK arasındaki ortak payda değil. Barzani ve yönetimi Türkiye'ye çok büyük bir muhabbet beslemiyor olsa bile, şimdi Türkiye gibi bir ülkeyi karşısına almaya cesaret edemiyor. Çünkü Türkiye'siz bir Kuzey Irak veya Kürdistan, geri kalmaya mahkumdur.
Otelde işadamları Erbil'li meslektaşlarıyla iş bağlantıları kurarken, bizler de sekiz on saat boyunca şehrin dört bir yanını dolaşma ve inceleme şansı elde ettik.
Daha önce defalarca Kürtçe şarkı türkü dinlemiş olmama rağmen, ilk kez Erbil'de Kürtçe müziğin güzelliğini keşfettim ve ziyaret ettiğimiz yerlerde özellikle kulak verip sözlerini anlamadığım ağıtları dinledim. Gerçi Emniyet Müdürü Halit Turgut Bey arada bir çeviriyordu ama yine de bilmek kadar olmuyordu.
Erbil'deki ikinci günümüzün de sonuna gelmiştik artık. Dostların samimi ilgisi sayesinde hakikaten unutulmayacak güzel bir gün geçirmiştik.
Hemen herkes, aynı şeyi düşünüyordu:
"İyi ki gelmişiz"
Bence de; iyi ki gittik...…
Erbil, asla sıradan bir şehir değil. Orada farklı ama hızla dönüşen bir mini dünya kuruluyor. İçinde bir çok milletten insanlar, birbirlerine karşı saygı duyuyorlar ve kimse kimseye ideoloji ya da inanç dayatmıyor. Camiler de dolup taşıyor, bar ve cafeler de...…
Kim kendisini en güzel şekilde hangi lisanla anlatabiliyorsa o lisanı kullanıyor.
Ne gençlerin İngilizce konuşma özentilerini yaşlılar yadırgıyor, ne de gençler yaşlıların Kürtçesinden veya Arapçasından rahatsız oluyor. Hoş görü iklimi Erbil'in kavurucu sıcağını öyle bir serinletmiş ki, aynı manzaranın Irak'ın diğer bölgelerine ulaşmamış olmasına hayıflanıyorsunuz.
Akşamın ilerleyen saatinde otele geldiğimizde, heyetin ticari faaliyetleri de nihayet bulmuştu.
Herkes sabah erken saatte başlayacak olan dönüş yolculuğu için hazırlık yapıyordu. Bizler de odalarımıza çıktık ve güzel bir gün geçirmenin keyfiyle yarına hazırlandık. -Bitti-