Tamam; henüz her hangi bir mahkemenin kesinleşmiş bir hükmü yok. Ama vaziyet öyle gösteriyor ki, BBP'nin merhum genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler, son derece ustaca planlanmış pis bir suikasta kurban gitmişler. En azından artık maşeri vicdan böyle inanıyor.
Şayet "Vatansever bir subay"ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e gönderdiği o fotoğraflar ve görüntü olmasaydı, helikopter kazası hep sislerin arkasında kalacaktı ve kimilerimiz, "suikast" olduğuna inanacaktı, kimilerimiz de "kaza" diyecekti.Fakat elindeki tornavidayla helikopterden bir parça sökmeye çalışan o subay, tereddüde yer bırakmayacak kadar her şeyi anlatıyor.
Kuşkusuz ki hukuk, toplumsal algıya göre bir yargıda bulunmayacaktır.
Dosyadaki net ve tartışma götürmez deliller, bulgular ışığında yapılacak bu soruşturmanın sonucunda, yalnızca sorular cevap bulmuş olmayacak, aynı zamanda bir döneme dair kim bilir hangi gerçeklere ulaşılacaktır.
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, yakın siyaset hayatımızın en sevilen isimlerinden biriydi.
Ömrü hayatında hep pis işlerden ve alengirli ilişkilerden uzak durmayı tercih etmiş ve geniş kitlelerin gözünde, "temiz bir siyasetçi" olarak kalmayı başarmıştı.
Partisi küçük ve etkin değildi; ama kendisi siyaset arenasının olmazsa olmaz bir figürüydü.
Bir an düşünelim ki, Muhsin Bey ve beraberindekiler alçak bir suikasta kurban gitmişler.
Bu durumda onlarca soruya cevap verilmesi gerekecektir ve bu cevabı da öncelikle devlet verecektir.
Misal; Muhsin Bey'i, kim niçin ortadan kaldırmak ister?
Muhsin Bey yaşamış olsaydı, acaba fincancı katırlarını ürkütecek bazı bilgileri mi açıklayacaktı?
Ya da Muhsin Bey ortadan kaldırılmamış olsaydı, kimlerin tezgahı bozulacaktı?
Bu soruların yanına onlarcasını da siz ekleyebilirsiniz; mümkün...…
Lakin asıl sorun şudur:
Kamuoyuna "kaza" diye bildirilen bu olay, ilk günden itibaren adli ve idari soruşturmaya tabi tutulmuş ve geçen bu süreye rağmen, toplumu tatmin edecek bir sonuç elde edilememişti.
Oysa, "Vatansever bir subay"ın, Cumhurbaşkanı Gül'e gönderdiği "delil", aslında olayın ne olup ne olmadığını başından beri gösteriyordu.
O subayın bildiği bu gerçek, muhakkak ki başkaları tarafından da biliniyordu.
Ama herkes sustu; olayın üzerine kalın bir şal örtülmesini sağladı.
Muhsin Bey'i, yabancı bir ülkenin gizli servisi veya ASALA gibi bir terör örgütü ortadan kaldırmadıysa eğer, bu çaptaki bir suikastı kim niçin gerçekleştirebilir?
-Derin devlet mi?
-Suç örgütleri mi?
Muhsin Bey, uzun yıllar hapis yatmış, darbecilerden işkence görmüş bir mücadele insanıydı. Fakat hiçbir zaman, devlet adına utanç verici bu durumu meydanlara çıkıp istismar etmedi, o dönemden nemalanmanın peşine düşmedi.
Vakur bir duruşu vardı ve ağzından çıkanı kulağı duyanlardan oldu hep...…
Böyle bir insanı kim niçin öldürmek isteyebilir?
Konuşsaydı, neler anlatacaktı ki, bazıları O'nun daha fazla yaşamasına izin vermediler?
Her şey, o turuncu renkli tornavidanın ucundaki esrarda saklı.
Ve bir de gizli tanığın, tüyler ürperten şok iddiaları.
Gizli tanığın ifadesine göre, bir albay, "Bakın eğer yaşıyorsa, adam eks olana kadar başından ayrılmayın" demiş.
Gizli tanık ifadelerine fazla itibar etmeyen bir kişiyim; ama hukuk benim gibi düşünmüyor tabii ki...…
Bir yanda video kaydı ve fotoğraf, diğer yanda tanık ifadesi...…
Bu kadar bulgunun bir kenara itilmesi mümkün değil. Kaldı ki, hem Cumhurbaşkanı hem de hükümet zaten başından beri bu şüpheli kazanın üzerine gidiyor.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve beraberindekileri geri getirmek mümkün değil, ancak karanlığa gömülmek istenen gerçeklerin ortaya çıkacak olması, yarınlarımız adına ciddi bir teminat olacaktır.