Bundan 30 yıl kadar önce İmam Hatip Camii, Miraç Cami, Üniversitenin ikinci camii yoktu. Dolayısı ile Ilıca cenahından ilk teşrif edenler, Erzurum gibi bir şehrin girişinde herhangi bir minare görememeyi şiddetli yadırgıyorlardı.
Bu eksikliği giderebilmek için birgün kıymetli başkanımız Necati GÜLLÜLÜ Bey'e çıkarak "Eğer Aziziye parkına çift minareli küçük bir cami yaptırırsanız isminiz uzun süre yaşayacaktır" demiştim. Biraz da şaka katarak "Zaten ismim uzun süre yaşayacaktır" dedikten sonra, " Aziziye'ye müdahale etme imkânımız yoktur, mimarından müsade almak gerekir ki, o da kolay olmayacaktır.
Ancak, oranın hemen karşısında üniversite kampüsü dahilinde bir arsa tahsis edilirse hemen yaptırırım." vaadinde bulunmuşlardı. Konuyu arkadaşlara götürdüğüm zaman başta muhterem mebusumuz Muzaffer GÜLYURT ve Ersan GEMALMAZ kardeşlerimiz olmak üzere çokça kıymetli zevat hemen meselenin üzerine gitmişlerdi.
Ancak, formaliteler uzun sürdüğü için Necati Bey başkanlıktan düşmüş, mali külfet, derneğin omuzlarına yüklenmiş, böylece arzu etmiş olduğumuz yerde olmasa bile Ahmet Yesevi Hazretler Camii doğmuştur (rektör olarak birinci üniversitenin yapımı için Kemal Beye, ikinci için ise Erol Bey'e Erzurumlu hep minnettar olacaktır).
Zel spor Doğruluk derecesini ve ne safhada olduğunu bilemiyoruz. Ancak, eğer bu gerçekleşebilirse Necati Bey'e söylemiş olduğumuz gibi banisinin isminin uzuca yıllar yaşayabileceği bilinmelidir. Çünkü, aynen 10 tonluk bir kamyona 40 ton vurulması gibi, Cumhuriyet Caddesi de artık şehrin trafik yükünü taşıyamamaktadır.
Benzetmiş olmayayım ama, "mal bulup, yer bulamayan"lar misali, birçok kıymetli hemşehrimiz şimdiden hummalı bir şekilde isim arama derdine düşmüş bulunmaktadırlar. Tabii, layık bir isim aramaktansa; çokça layık içerisinden seçim yapmak çok daha güç olmaktadır. Dolayısıyla, hemşehrilerimizin işleri pek de kolay gözükmemektedir.
Erzurum, isim verme yönünden oldukça vefalıdır. Bugüne kadar görev yapmış olan valilerin, belediye başkanlarının büyük çoğunluğunun isimleri çeşitli tesislere verilmiştir. Kurum olarak ise, iki önemli semte (Yakutiye, Aziziye) ve bir önemli caddeye isimleri verilerek İlhanlıya, Osmanlıya ve Cumhuriyete olan borçlar büyük ölçüde ödenmeye çalışılmıştır. Saltukluya ve Selçukluya ise halen daha vereceklerimiz vardır. Dolayısı ile kurum olarak düşünüldüğü takdirde bunlardan birisi tercih edilmelidir.
İsimlendirme şahıs bazında düşünülmesi halinde herbiri bu şekildeki caddelerin yüzlercesini dolduracak niteliklere sahip yüzlerce hemşehrimiz bulunmaktadır. Ancak, Erzurumlular arasından seçim yapmak oldukça güç olacaktır. Çünkü, bendeniz bu sütunlarda "Erzurumun ilk yedileri" adı altında bazı muhterem zevatı sıralamam yüzünden çokça sitemlere maruz kalmıştım (Bu yazı SÖĞÜT MEYVELERİ isimli kitapta da yer almıştır) .
Hatta, hiçbir art niyet olmamasına rağmen bunlardan dördünün Pasinli olması nedeni ile (Nefi, İbrahim Hakkı Hazretleri, Alvarlı Efe Hazretleri ve Fethullah Gülen Hocaefendi) Pasincilikle itham edilmiştim. Dolayısıyla, hemşehrimiz olmayan ve Erzurum'a çok hizmet etmiş olan birisinin tercih edilmesi çok daha kolay olacaktır. Bu hususta ilk hatıra gelen de Kanuni olmaktadır. Çünkü O, bir köy durumuna düşmüş olan şehrimizi tekrar tüm doğunun merkezi haline dönüştürmüştür.
Bilindiği üzere cumhuriyet kurulur kurulmaz birçok şehir haklı olarak birçok tesislerine bu ismi vermişlerdir. Erzurumun ise en baş caddesi bu isimle şereflendirilmiştir. Ancak, Hürriyet güneşi cumhuriyet ile birlikte hemen doğmamış, uzunca yıllar bulutların ardında gezinmiş, son yıllarda cılız da olsa sisler arasından ışık hüzmelerini göndermeye başlamıştır. Dolayısı ile meseleyi muhallikten sıyırarak CUMHURİYET'e bir nazire babından yeni caddeye de HÜRRİYET terimi alternatif bir isim olarak düşünülebilir.