Şenkaya’da coşkulu kutlama
AK Partili kadınlar hemşireleri unutmadı
Polisten kaçamadılar
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Başarabiliriz...

Mehmet ŞENER
Geçen hafta Başbakan Erdoğan, İstanbul'un 2020 Yaz Olimpiyatları'na aday olduğunu resmen açıklamış, biz de bu güzel atmosferden hareketle hatırlatmıştık:
17.08.2011 / 00:00


Geçen hafta Başbakan Erdoğan, İstanbul'un 2020 Yaz Olimpiyatları'na aday olduğunu resmen açıklamış, biz de bu güzel atmosferden hareketle hatırlatmıştık:

"Sayın Erdoğan, açılışını yaptığınız 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları'nda, demiştiniz ki, 'Erzurum artık Kış Olimpiyatları'na hazırlanmalı'. O yürek ferahlatan açıklamanız Erzurum için büyük bir hedef oldu."Yine eskiden olduğu gibi bu büyük "hedef"le dalgalarını geçenler oldu, bizleri hükümete yağcılık yapmakla suçladılar. Varsın olsun; bunları umursamıyoruz. Üzüldüğüm nokta, böylesine hayati öneme sahip bir meseleyi Erzurum basını olarak tartışamamızdır. Şayet hemen her gün bir şehit haberi ile yüreğimiz yanıp kavrulmasa, belki de, "Erzurum Olimpiyat'a nasıl hazırlanmalı?" başlıklı bir soru etrafında etraflıca düşünmeliyiz, yeni sorular sorup cevaplar bulmalıyız.

Ne yazık ki gündem hiçte sevimli değil.

Bir yanda şehit haberleri, bir yanda Suriye diktatörü Esad'ın kendi halkını katletmesi, bir yanda Somali'deki insanlık dramı...…

İnsanın eli kolu kalkmıyor ki yazı yazsın, yeni tartışmalara girişsin.

Ama unutmayalım ki hayat akıp gidiyor.

Erzurum'un çıplak gerçekleri de öylece duruyor.

Kabul edelim ki kompleksli bir milletiz. Sırf bu yanımızdan ötürü, kendi insanımızın büyük başarılarına dahi inanmak istemeyiz ve illa da altında bir çapanoğlu ararız. Örneğin; "Türk bilim adamı kansere çare buldu" denilse, neredeyse koro halinde itiraz ederiz; "hayır olamaz, bir Türk kansere çare bulmuş olamaz."

Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. Çünkü o kadar sık karşılaşıyoruz ki bu kolektif itiraza...…

Öncesi de var ama asıl Tanzimat'la birlikte başlayan Batı hayranlığı, zamanla öyle kronik bir rahatsızlığa yol açmış ki, en eğitimli olanımız bile Batı'dan gelen her şeyi mükemmel olarak görüyor.

Bir zamanların İstanbul'unda, bugünkü ifadeyle jet sosyete tam anlamıyla Paris meftunuydu. Hanımlar-beyler Parisliler gibi yaşamaya çalışır, onlar gibi düşünürdü. Örneğin; Beyoğlu'nda şemsiye açarak dolaşan elegan hanımlara, "Hava yağmurlu değil, güneş de yakacak derecede değil. Neden böyle bir havada şemsiye açıyorsunuz?" diye sorulduğunda, verdikleri cevap çok manidardı:

"Ya Paris'e yağmur yağıyorsa!"

Bolşevik ihtilalinden kaçarak İstanbul'a yerleşen Rus asilzadeleri, bu manzara karşısında çoğu zaman dehşete kapılır ve "Sizin tarihi arka planınız, sahip olduğunuz medeniyet ve sosyal yapınız çok güçlü. Parislileri taklit etmekle Parisli olamazsınız ki" derlermiş...…

Buna rağmen bizim sosyete, tıpkı Doğu'ya giden bir geminin güvertesinde ters istikamete koşarak, Batı'ya gidilebileceğine inanan adam gibi, anlamsız bir mücadeleyi sürdürmüş.

Farkındayım; uzun bir giriş oldu. Aslında doğrudan konuya girebilirdim. Fakat birden aklıma geldi ki, kompleksli bir millet oluşumuz nedeniyle vaktiyle 2011'e nasıl karşı çıkmış ve sanki de rakip bir ülke gibi kara propaganda yapmıştık:

"Olmaz; biz uluslar arası bir yarışma yapamayız. Erzurum ne bugün ne de yarın bu büyüklükte bir organizasyona ev sahipliği edemez. Yarışlar için gerekli olan tesisleri kavuşturmak mümkün değil."

Bu ifadeler en masum ve en seviyeli olanıydı. Çok daha uç itirazlar da vardı. Halep ordaysa arşın burada misali, yazıp çizdiklerimiz ortada diye açık yüreklilikle ifade edebiliriz ki, naçizane bizim de aralarında bulunduğumuz tam bir avuç insan ise, aksi görüşteydi ve "Kendimizi böylesine hakir ve küçük görmeyelim. Bu yarışları yapanların da iki eli, iki ayağı var, bizim de. Yeter ki inanalım ve yeter ki kendimize olan güvenimizi yitirmeyelim" şeklinde yazıp çiziyordu, konuşuyordu.

Bugün polemik doğmasın diye, detaya girmiyorum. Yoksa, kayıtlar da ortada, arşiv de...…İsteyen açıp bakabilir kimler şiddetli muhalefet ediyordu, kimler destek veriyordu; her şey kayıt altında...…

Gerek yok eski defterleri yeniden açmaya...…

Yarınlara ve yeni organizasyonlara bakmalıyız. Çünkü bütün dünyaya kanıtlamış olduk ki, Türkiye çok daha büyük yarışlara ev sahibi olabilecek birikime, altyapıya ve insan gücüne sahip...

Etiketler:
Bu yazi toplam 431 defa okundu
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR