Türkü şöleni devam ediyor
Sendikaların 3+3 tepkisi
Yolcu ailesinin dramı
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Sağlıkta dönüşümün baş mimarı...

Sağlıkta dönüşümün baş mimarı...
"Olmaz, yapılamaz" denileni yaptı ve sağlık alanında Türkiye'ye çağ atlattı
17.10.2011 / 01:34


Gündem malum... Hangi televizyon kanalına bakarsanız bakın, hangi gazeteyi açarsanız açın mutlaka sağlık ve sağlık hizmetlerine dair bir haber bulursunuz. Üstelik bu haberlerin büyük bir kısmı da çok müspet haberler. Öyle eskiden olduğu gibi, bıçak parası olmadığı için hastaneden kovulan veya kapı kapı dolaşıp, doktor bulamadığı için ölen insanların trajik hikayeleri neredeyse yok artık...

Sekiz on yıl öncesine kadar bu ülkede, ambulans gitmediği için hastaneye yetiştirilemeyen  hastalar kaderine terk edilirken, şimdi helikopter veya ambulans uçakla taşınıyor hastalar, hem de meccanen...

O'nun ve elbette ki mensubu olduğu AK Parti iktidarı sayesinde, o kadar çok şey değişti ve gelişti ki, bir zamanlar neredeyse toplumun genel kabulü olan ama insanlık adına utanç verici uygulamalar, tarihin çöplüğüne atıldı ve insan onuruna yaraşır uygulamalar birer birer hayata geçti.

"Olmaz, yapılamaz, devletin bütçesi buna yetmez, ilaç devleri buna izin vermez, ısrar ederse koltuğundan ederler" deniliyordu, çok da uzun olmayan bir geçmişte...

Şimdi ise, "O diyorsa yapar, arkasında Erdoğan gibi bir Başbakan var, para da bulur imkan da" şeklinde konuşanlar, kahır ekseriyeti oluşturuyor.

Artık siz karar verin nasıl olduysa oldu, dokuz yıl önce diyelim ki 50 liraya aldığınız bir ilaç, birden bire 30 liraya, sonra da 15 liraya düştü. Ne o ilaç devlerinin gücü yetti O'nu satın almaya, ne de statüko bekçileri yenebildi...

Sermayeye ve hür teşebbüse karşı asla zalim olmadı ama mazlumun yanında durdu hep...

Sağcısından solcusuna, dindarından ateistine kadar herkese gösterdi ki, bu ülkenin kaynakları adam gibi yönetilir ve kullanılırsa dağdaki çoban bile birinci sınıf sağlık hizmetinden yararlanabilir.

Hiç mümkün müydü ki bu ülkede, garibanın biri üstelik de Yeşil Kartlı, köyünden helikopterle alınacak ve en lüks hastanede insana yaraşır bir tedavi imkanı bulacak...

Ve bu hizmetlerden ötürü de ne devlet batacak, ne de enflasyon tavan yapacak...

"Paradan kadar yaşa" yerine, "Ömrün sonuna kadar sağlıklı yaşa" ilkesi genel geçer kural oldu...

Neyse...

Yine farkında olmadan girizgahı uzun tuttuk. En iyisi mi röportaja geçelim...

MEHMET ŞENER: Bazı kesimler, "Hükümet, oy alma uğruna sağlıkta limitsiz harcama yapıyor. Bir gün duvara toslayacaklar ve onarılmaz bütçe çöküntüsüne sebep olacaklar" diyor. Gerçekten böyle bir tehlike var mı, yani hükümet popülizm mi yapıyor?  Veya bu süreçten ötürü şimdiye kadar bir yerlerden uyarı aldınız mı, "böyle nereye gidiyorsunuz" diye?

RECEP AKDAĞ: Yıllardan sonra bütçe ilk defa fazla verdi bu kriz yıllarına rağmen bu gösteriyor ki biz sürdürülebilir bir sağlık sistemi kurduk.  İnsan kaynaklarını ve diğer kaynakların verimli kullanılması açısından son derece iyi bir noktadayız.  Ama şunu da yapıyoruz mesela, ben Erzurum'a gelmeden birkaç gün önce Ali Babacan başkanlığında, bir toplantı yaptık beş bakan katıldı bu toplantıya…  Toplantının amacı şuydu: Sağlık harcamalarıyla ilgili neler yapmalı, sağlık harcamalarını nasıl kontrol altında tutmaya devam ederiz diye. Mesela o toplantıda asla sağlık hizmetlerini nasıl kısalım diye bir kavram veya talep olmadı?

M.Ş.: Yani bir alarm üretilmedi orada.

R.A.: Hayır... Verimlilik üzerinde çok duruldu. Fakat bu, vatandaşın sağlık hizmetini azaltacağımız anlamına gelmiyor.  Verdiğimiz hizmetin  daha verimli, daha güzel hale gelmesi için yeni arayışlar içindeyiz. Bakın ben size bir örnek vereyim: Biz aşı takvimimize 2 yeni aşı daha eklemeyi planlıyoruz.  Çocukların aşı takviminde şu anda 11 aşıdayız; bunu 12'ye belki 13'e çıkaracağız. Şu sıralar aşı firmalarıyla görüşüyoruz. Firmalar bakanlığa geldiler ve 'bakanım biz biliyoruz piyasa fiyatının 9 ila 10 da 1'ini konuşamaya başlayacaksınız' dediler.  Evet doğru öyle başlıyoruz. Bunun üretiminin bir kısmının Türkiye'de yapılmasını şart koşarak anlaştık.

Böyle yaptığınız zaman yürüyor bu işler; ucuza mal ediyoruz. Kaliteli ve sürdürülebilir bir sistem haline bunu getirdik ama sürekli de takip ediyoruz. Bakın ben bizim hastanelerimizle ilgili bir şey söyleyeyim, bizim hastaneler ve diğer bölüm işletmeleri  (1000 in üstünde işletme var) bunları tek düzen muhasebe işlemiyle, yine biz takip ediyoruz.  Bütün hastanelerin toplu sonuçları her hafta bana gelir bir hastanenin biraz borcu fazlalaşmışsa, bizim limitlerimizin üzerinde ise, biz o hastaneyi hemen incelemeye alırız, gerekirse yöneticilerini çağırırız. O hastaneye gider inceleriz, böylelikle başıboşluk olmaz. Kimse kafasına göre harcama yapamaz. Her harcamanın kuralı ve yeri bellidir.

M.Ş.: Bu manada Erzurum nasıl?'

R.A.: Gayet iyi...… Erzurum son derece iyi giden illerimizden biri oldu hep...

M.Ş.: Efendim, bu yabancı doktor konusunda bir ilerleme  var mı? Hani bazı kesimler bu noktadan size vurup duruyorlar ya...

R.A.: Yabancı doktor, Türkiye'nin doktor yarasına derman olacak bir iş değil. Ancak  yabancı doktorlar Türkiye'de çalışmalıdır; bunun önünü açmamamız için kanun yapmamız lazım. Çok büyük bir tartışma konusu olmasın diye, muhalefetle uzlaşarak yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla da yapacağız, çünkü şartlardan ötürü yapmamız gerekir. Ama biz asıl kendi tıp fakültelerimizde ki kontenjanları artırarak bu işi çözmemiz lazım.

Bu konuda da 4500 öğrenciden 9000 öğrenciye yaklaştık ve bunu 12000'e kadar çıkarmamız gerekir.  Yabancı doktor meselesinin iki açıdan önemi var. Birincisi Türkiye'de doktor olmuş ya da uzmanlık eğitimini tamamlamış birkaç bin insan var; bunların önemli bir kısmı Türkiye'de kaçak çalışmaya gayret ediyor. İkincisi de belli bir takım alanlarda çok iyi yetişmiş yabancı doktorları Türkiye'ye getirmenin çok büyük yararı var. Bunu özel sektör getirebilir, yerine göre üniversiteler getirebilir.

M.Ş.: Eğitim açısından mı?

R.A.: Eğitim açısından da, tedavi açısından da… Biz yıllar boyunca beyin göçünden şikayet etmedik mi?

M.Ş.: Şimdi tam tersi mi olacak yani?

R.A.: Bakın bir kanun yaparken tabip örgütü bize şunu söyledi;  'siz uzmanlık sürelerini kısa tutuyorsunuz mesela 6 yıl yerine, 5 yıl 5 yıl yerine 4 yıl oluyor.  Avrupa'nın bir çok ülkesinde bizim doktorlarımız böyle yaparsanız doktorluk yapamayacak. '

Tam sırası gelmişti; ben de dedim ki neden istiyorsunuz bunu? Bizim doktorlarımızın Avrupa'da çalışması mı gerekiyor?  Tabi gidiyorlar çalışıyorlar tabi çalışsınlar ama Avrupalı doktorlar neden bizim ülkemizde çalışmasın ki? 1920'lerin şartlarında yapılmış kanunlarla biz Türkiye'yi yönetemeyiz…

Bunu milliyetçilik adına söylemek de çok yanlış; en iyi milliyetçilik, ülkene yetecek kadar doktorun temin edilmesidir.  Efendim kalitesiz doktor gelir! Niye gelsin ki?

Kalitesiz doktora iyi eğitim vermezsen Türkiye'de de yetişebilir. Nasıl ki burada eğitimi iyi yapmamız gerekiyorsa, dışarıdan gelecek doktorun da şartlarını ona göre koyacak ve kaliteli doktoru getireceğiz.

Burada sorulan şu: "Peki Türkçe ne olacak?' Evet... Türkçe bilme şartı getireceğiz.



Yarın: Tabipler Birliği’nin

büyük çelişkisi


Etiketler:
Bu haber toplam 576 defa okundu
YAZARLAR