Türkü şöleni devam ediyor
Sendikaların 3+3 tepkisi
Yolcu ailesinin dramı
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

Türkiye artık Avrupa'nın gerisinde değil

Türkiye artık Avrupa'nın gerisinde değil
Dünya çapında işlere imza atan bir ülkeyiz artık...
14.09.2011 / 00:54


Üçüncü bölüm:



-Siz bu birliğin Zürih'teki ilk kurucusu ve başkanı oldunuz.

-Öyle oldu. Bu görevim sırasında AK Parti kadroları ile daha sıkı bir çalışma imkanı buldum. Tarih 2007'yi gösterirken de, daha çok eşimin desteği ve teşvikiyle, parti kurmaylarına "Ben de Türkiye'ye gelip Meclis'te siyaset yapmak istiyorum" dedim.

YARIN:

-Tayyip Bey'in haberi oldu illa ki...

-Mutlaka...

-Yani paraşütle mi indiniz Türkiye'de siyaset arenasına?

-Hayır. Hem de kocaman bir hayır. Diğer aday adayı arkadaşlarım o süreçte hangi evrelerden ve elemelerden geçtiyse ben de o kurallara tabi oldum ve ön seçim dahil her aşamaya katıldım.

-Fakat Tayyip Bey işaret etmeseydi, herhalde o aşamalardan geçmeniz tek başına aday gösterilmenize yeterli olmazdı.

-Olabilir. Çünkü işleyiş belli... Fakat bilinmesini isterim ki, Zürih'te yaşarken bir gün 'canım sıkılıyor, en iyisi mi Türkiye'ye gidip vekil olayım' gibi basit değil bu işler.

-Muhakkak öyledir. Ama politikanın öyle bir yanı da var. Yani lider istedikten sonra, sizin altyapınızın olup olmadığına bakılmıyor.

-Mümkündür...

-Hatırladığım kadarıyla 2007'de siz Türkiye'ye gelip AK Parti'den aday adayı olduğunuz zaman, söylenmişti ki, Kocaeli'nden aday olacak. Öyle bir girişiminiz olmuş muydu, yoksa bu birilerinin temennisi miydi?

-Ben İspir'de doğmuş olmakla beraber özbe öz Erzurumluyum. Dolayısıyla ülkemde siyaset yapmaya karar verince elbette ki öncelikle memleketimi düşünürüm. Ancak partideki büyüklerimiz demiş olsaydı ki, 'sizin için falanca il'i uygun gördük' muhtemelen buna da itiraz etmezdim. Dolayısıyla Erzurum dışında bir il'e müracaatım olmamıştı.

-İlk dönem biraz zorlandınız galiba; en azından farklı bir kültür ve devlet mekanizması ile karşı karşıya kaldınız. Üstelik bizde hayatın pek çok alanında olduğu gibi, politika da erkek egemen bir yapıda...

-Çok doğru bir tespit. Ben de önce Ankara'nın düzenini ve devletin işleyiş biçimini haftalarca analiz edip, insanların tecrübelerinden yararlanmaya çalıştım. Bol bol gözlem yapıp, nerede nasıl davranılması gerektiğini ölçüp biçtim. Çünkü Batı'da daha kurumsal bir yapı var ve bizde olduğu gibi ağır bir bürokrasi yok. Fakat oldukça şanslıydım. Çünkü eşim zaten siyaset alanında yüksek lisan yapmış ve Türkiye'yi çok iyi tanıyor. Partiden de arkadaşlar hep yardımcı oldu. En önemli bir avantajım da Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın Erzurum vekili olmasıydı. Bana çok büyük destek oldu. Keza diğer milletvekili hemşerilerimiz...

-Tamam Türkiye'den kopuk değildiniz ama sonuçta hayatınızın önemli kısmı İsviçre'de geçiyordu. Vekil olduktan sonra illa ki Batı ile ülkemizi sık sık mukayese ediyordunuz, o durumda nasıl bir tablo çıkıyordu ortaya?

-Biz çocukken derlerdi ki, "Avrupa ile Türkiye arasında tam elli yıl var"

Bu söz, çocuk dünyamda beni öylesine hırpalardı ki, niçin benim ülkem bu denli geri ve alay konusu olsun? Maalesef o söz de öylesine söylenmiş bir söz değildi. Büsbütün olmasa bile hakikat payı çok yüksekti. Rahmetli Özal'la başlayan ve iftihar ederek söylüyorum ki, AK Parti ile de devam eden süreçte Türkiye inanılmaz bir mesafe aldı. İşte son yedi sekiz yıldan beri bu ülkenin geldiği kalkınmışlık seviyesi ortada. Dünya çapında işlere imza atan bir ülkeyiz artık. Sayın Başbakanımız öyle bir çalışıyor ve ekibini çalıştırıyor ki, hemen her alanda Türkiye altmış-yetmiş yılda başaramadığı işleri yaptı.

Misal sağlık hizmetleri, misal ulaşım... Biliyorsunuz yol medeniyettir. Ve bizim de artık Batı standartlarını yakalamış yollarımız var. Hayatın diğer alanlarında da aynı başarı sözkonusu. Ben şahsım adına bu süreçte ve bu süreci yöneten kadroların içinde bulunmaktan çok mutluyum. Şimdi kimse bize, "Türkiye Avrupa'dan elli yıl geride" diyemiyor, diyemez.

-Erzurum'daki parti teşkilatlarıyla ilişkiniz nasıl; örneğin size karşı bir hizip veya direnç var mı?

-Yok. Gerçekten öyle bir karşı cephe durumu sözkonusu değil. Bilakis kadın olmam yüzünden pozitif bir ayrım bile görüyorum. Son derece başarılı, çalışkan ve samimi teşkilatlarımız mevcut. Baksanıza AK Parti ikisi yerel, üçü genel seçim hatta bir tane de referandum olmak üzere, hepsinden galip çıkarken Erzurum en yüksek desteği veren illerin başında yeraldı. Tayyip Erdoğan faktörünü en başa koymak şartıyla, AK Parti'nin elde ettiği bu başarı kuşkusuz ki insanların çabası ve azmiyle oluyor.

-Bakıyorum da, 2007 genel seçimlerinde de listedeki yeriniz 3'tü, bu son genel seçimde de yine 3 oldu. Oysa kimi vekiller listede yer bulamadı, kimilerinin de yerleri kaydırıldı. Anlaşılan AK Parti genel merkeziyle de aranız çok iyi...

-İlla da aday olacağım, illa da yeniden milletvekili seçileceğim diye körü körüne bir ısrarım ve talebim olmadı. Evvelemirde işimi en iyi biçimde yapmanın derdindeydim. Biliyorsunuz Meclis'teki yasama görevimin dışında başka sorumluluklarım da var. Tıpkı AB Uyum Komisyonu üyesi olmam gibi... Ben verilen görevleri yerine getirmeye çalıştım, seçim bölgemle aramdaki bağları sıklaştırdım ve partimin daha büyümesi için kendi ölçülerimde gayret sarfettim, etmeye de devam ediyorum. Başta halkımız ve sonra da parti yöneticileri takdir buyurdu ve bendenize ikinci defa görev verdi. Bundan ötürü de müteşekkirim ama biliyorum ki, sorumluluğum daha da arttı.

Kale surlarının gölgesinde güneşin kavurucu etkisinden uzak bir ortamda koyu bir sohbete dalmışken, vaktin nasıl gelip geçtiğini anlayamadık. Fazilet Hanım da nazik bir insan olduğu için ne saatine bakıyordu, ne de bıkkınlık işareti veriyordu.  Eğer görsel yönetmenimiz İsmail uzaktan işaret ederek saati göstermiş olmasaydı, muhtemelen dalıp gitmiştik.

Fazilet Hanım'a sorulacak onlarca soru var. Mümkün ki, "Neden şunu sormadınız?" diye soranlar olacaktır. Haklılar... Lakin bu bir dergi röportajı ve sonuçta sınırlı bir yerimiz var.

Ezan okundu okunacaktı. Hemen toparlandık ve kale'nin paket taşlarla döşenmiş yolunu hızlıca aştık. Muharrem Bey, öylesine kibar ve öylesine donanımlı bir beyefendiydi ki, röportaj süresince hep dinleyici olarak kalmayı tercih etti. Arada bir ben kendisine takıldım zaman da, hoşgörülü davrandı...

"Tam donanımlı" ekibim de Çığlık çiftini çok sevmiş ve beğenmişti. Evet Fazilet Hanım'ı tanımasına elbette ki tanıyorduk ancak bugüne kadar böylesine derin bir sohbet imkanımız olmamıştı.

Şayet o gün için başka bir programımız olmamış olsaydı, Fazilet-Muharrem çiftinin ısrarlı biçimdeki iftar davetini geri çevirmeyecektik. Başka bir gün yine aynı ekiple birlikte beraber olma dileğiyle vedalaştık.   SON

Röportaj: Mehmet ŞENER

Fotoğraflar: Orkun ÇİZMELİ


Etiketler:
Bu haber toplam 225 defa okundu
YAZARLAR