ustilanlar
29 Mayıs 2020 Cuma
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Gayretullah’a dokundu-2
MUSTAFA DAMLARKAYA

Gayretullah’a dokundu-2

29.03.2020 22:10 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Dalâlete sapan ve azgınlaşan insanların akıllarını başlarına getirecek hadiseler birer birer zuhur edip insanlık âleminde hızla yayılıyor. Hiç şüphe yok ki bunlar biz insanlara çarpıcı mesajlar veriyor. Mesajı doğru almalı ve gereğini yerine getirmeliyiz. Aksi halde, durum daha da beter olmaya yatkın olur.
Bu virüs, zalimlerin dünyanın dört bir yanında mazlum ve masum insanlara
yaptıkları zulümlerden dolayı, kendi elleriyle, kendi başlarına, büyük bir musibet
ve bir bela getirdi. Bu zalimler şimdi bunun acısını çekiyorlar.
Ama Müslümanlar için de bu bir ikazdır.
Herhalde Müslümanlar, çok dünyacı olmuşlardı.
Ölümü ve ahireti düşünmez olduklarından, dünya sevgisine kapılıp hadlerini aşmışlardı. Bu olup bitenlerden, şüphesiz iman sahipleri de dersini almalıdırlar.
Kader bize bu virüsü gönderdi. Şu anda bizi çok kuvvetli bir şekilde silkeliyor. Bu
virüs hayatın anlamını değiştirdi. Herşeyi allak-bullak etti. Her şeyi etkiledi. Para, mal, şöhret hemen her şey değersiz oldu. Bize “ kendine gel, aklını başına al “ diyor
Bizde de bir bireycilik akımı vardı. İnsanlar sanki bunu bir din haline
getirmişlerdi.” Bana karışma, bana müdahale etme, özgürlüğümüzü kısıtlama “
diyorlardı. Buyurun, şimdi içeri tıkıldık, evde kaldık. Aslında mahrumiyet, materyalizmin panzehiridir. Bize bir ders verdi.
Lüks araçlar, lüks telefonlar, lüks konutlar, çok pahalı giyecekler, çok pahalı takılar,
çok pahalı yiyecekler gözümüzü kör etmişti.
Zenginler fakirleri unutmuştu. Acıma duygusu kaybolmuştu. Düşene kimse el
uzatmıyordu. Kurbanlar kesilip olduğu gibi eve alınıyordu. Zina, fuhuş tavan yapmıştı.
Haram günlük hayatın bir parçası olmuştu.
Masumlar eziliyordu, komşular unutulmuştu.
Yetimlere kimse bakmıyordu. Kadınlar çok kötü muameleler görüyorlardı. Bazı zenginler, özel uçak tutup günü birlik Kabe’ye gidip Cuma namazı kılıyorlardı. Ama kapı komşuları olan, 26 yaşındaki iki çocuklu genç kadın, fakirlikten dolayı iki çocuğunu, yandaki soğuk odaya bırakıp diğer odada intihar ediyordu.
Bizler, her türlü günah, haram, gıybet ve dedikodudan, fısk ve sefahetten,
çılgınca harcamalardan, tüketim çılgınlığından, yaz geldiği zaman tatil beldelerinin çıplaklar kampı olmasından, kadınlar en mahrem yerlerini açmaktan vb. vb.
vb… uzak duramadık. Eğlence mekanları, vur patlasın çal oynasın.
Bugün ne yazık ki bir sapıklık olan, müstehcenliğin uğramadığı yer kalmadı. Müstehcenlik bir ahlaki depremdir, bir musibettir, içinde ise cehennem vardır. Müslümanlar, bütün kuvvetleriyle, inandıklarını yaşamaya odaklanmalıdırlar. Aksi
halde, arzî ve semavî tokatlardan kurtulamayıp ondan da nasiblerine düşeni fazlasıyla alırlar.
Üç aydan beri Koronavirüs dünya gündeminden düşmedi, gün gittikçe daha fazla korku ve paniğe sebep oluyor. Dünyayı tekniğiyle, silâhıyla korkutan, hâkimiyetlerinin üstünlüğünü biçare İslâm devletlerinin üstünde tatbik eden zalimler, üstün teknolojilerine rağmen koronavirüse karşı yenik düşüp hezimete uğradılar. Çok acizler çok perişanlar.
Şaşırmışlar.
Çin’den çıkan virüsün dünyaya yayılması sebepsiz değildir. Doğu Türkistan’daki,
Müslüman halka yapılan zulmün acısı Arş-ı Âlâ’yı titretti. Bu zulme insanlık
âleminin sessiz kalması da bir zulümdü.
Sonsuz Kudret sahibi Allah’ın adalet hükmü, işte böyle tecelli eder.
Bugün hemen bütün dünya devletleri, koronavirüsü tehdidi altındadır. ABD’de
kardeşim var. Dün konuştum “Abi, ABD kendi derdine düşmüş virüsle yatıp virüsle
kalkıyor. Başka bir şey yapamıyorlar. ABD, çok çok aciz kaldı ne yapacaklarını bilmiyorlar” dedi.
Virüsler birer canlı mahlûkturlar, birer âlemdirler. Başıboş değildirler. Kâinatın
Sahibi ve Maliki, Allah’ın birer muti emirberneferleridirler.
Kâinatta herşey devamlı Allah’ı tespih ediyor. O’nun emirlerine göre hareket ediyor. Koronavirüsü de bugün görevli bir memurdur, görevi bittikten sonra her mahlûk gibi o da göç edip çekip gidecektir.
Allah kâinata hakimdir.
Bugüne kadar koronavirüsden ölenlerin sayısı 25.000’dir. 7 milyar dünya nüfusuna
karşı bu oran, yüzbinde, 0,3’e tekabül eden, bir ölüm ihtimali için,tüm insanlık âlemi
titriyor.Amma, her verdiğimiz nefesin arkasında bizi bekleyen ölümü nedense
hatırlamak istemiyoruz. Allah (C.C.) Hazretleri, belâ ve musîbetler başımıza gelmeden önce günahlarımıza tövbe etmeyi, halimizi düzeltmeyi, emir ve yasakları istikametinde yaşamayı istiyor. Allah (C.C.), bir zalimi, kendi ipini bırakanların başına musallat eder. Çünkü “Zalimlere yardım etmeyin ateş size de dokunur” buyurulmuştur. Kur’ân bize, Allah ile yaşamayı öğretir. Allah’ı hesaba katmadan yaşanamayacağını, Allah yokmuş gibi, yaşamanın bir aldatma ve şaşkınlığı ortaya koyduğunu gösterir. Rabbimizin, zalime, zulme karşı nasıl müdahil olduğunu bu olayla bil ve gör. Rabbimiz her an hayata müdahildir. Bunu unutmayınız.
Bazı İslam ülkesi liderleri, dünyanın dört bir yanında yaşanan bu zulümlere,
koltuklarını koruma sevdasından dolayı, adeta seyirci kalmışlardı. Kıllarını bile
kıpırdatmıyorlardı. Hiç mi hiç sesleri çıkmıyordu. Kimi az, kimi çok, herkes şimdi
bu potanın içinde erimektedir.
Zalimler tarih boyunca, zırhlarına ve güçlerine güvendiler. Halbuki, zırhı ve silahı
olmayan, daha çocuk sayılacak yaştaki Davud (A.S.), bir sapan taşı ile, Calud’u
öldürünce kendisine zafer nasip oldu. Ama, Allah (C.C.), cahil ve zalimlere yardım
etmeyeceğini söylüyor. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun,
mazlumlardan yana olup, zalimlere karşı olmamız gerektiğini emrediyor.
Başta Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti
Hükümetimiz, dünyanın neresinde olursa olsun yapılan bu zulümlere, yüksek sesle
tepki koyan, tek ses çıkaran, yeri geldiğinde o mazlumları, maddeten ve manen
destekleyen olmuştur.
Tüm dünyayı esir alan, insanları tedirginliğe sevk eden, ülkelerin baş edebilmek
için tüm güçlerini harcayıp çaresiz kaldığı koronavirüs belası, çetin ve sancılı
bir imtihan vesilesi olarak karşımızda duruyor.
Vaka sayısı artıyor, ölüm sayısı artıyor. Dünyanın en ünlü laboratuarlarında
bu belaya karşı aşı üretimi yapabilmek için, uzmanlar gecelerini gündüzlerine katıyorlar.
Ama bu belaya karşı üretilecek aşının en iyimser tahminle piyasaya çıkacağı tarihinin ise, aylar süreceği ifade ediliyor. Bu virüs yıldırım hızıyla yayılıyor.
Bu virüsten dolayı, birçok alışkanlıklarımız, hayat şartlarımız değişecek. İnsanlara kanaat ve paylaşım gelecek. Materyalizm bizi epeyce kapladığı için, evde kalarak bazı şeylerle yetinmeyi öğreneceğiz. Belki, aileler birbirlerini daha iyi tanıyacaklar. Bunları iyi düşünüp tefekkür etmeliyiz. Acaba biz bu hale neden geldik, demeliyiz? Kendimizi bir sorgulamalıyız.
Çünkü biz sorumluyuz. Eve kapatıldık. Bu bir baskı oluşturdu.
Mekke, Medine, Kudüs, tüm camiler kapatıldı, Vatikan, kiliseler, havralar
kapatıldı. Bu, üzerimizde dini bir baskı oluşturdu. Bu da dini bir travmaya sebep
oluyor. Bu beklenmiyordu, ama oldu. Bir psikolojik savaş devam etmektedir. Allah korusun, bunun arkasından, belki de konvansiyel bir savaş çıkabilir. Bütün bunlar acaba bir şeylerin başlangıcı mı? Çok dikkatli ve tedbirli olmamız gerekmektedir.
Müslümanlar, bu günlerde, “Lâ ilâheillallâh” diyerek gönüllerini temizlemelidirler.
Temizle nen gönüllerini,bu güzel tespihât ile süslemeye devam etmeliler. Hiç olmazsa ömürlerinde, hiç okumayanlar ” benim kitabın ne diyor “ diye, Kur’ân meâlini bir kere okumalılar, Devamlı olarak nefis muhasebe ve murakabesi yapıp dua etmeliler.
Dua mü’minin, silahıdır. Dua bir ibadettir. Madem evdeyiz, bazı noksanlarımızı tamamlamalıyız, önümüze çıkan bu fırsatı çok iyi değerlendirip büyük manevi kârlar elde edebiliriz.
Evde kal Türkiye. Hayat eve sığar.
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.