ustilanlar
05 Aralık 2020 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > Zübeyir Saltuklu > FARABİ’YE GÖRE DEVLETİ KİM YÖNETMELİDİR?
Zübeyir Saltuklu

FARABİ’YE GÖRE DEVLETİ KİM YÖNETMELİDİR?

26.10.2020 06:37 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Zübeyir Saltuklu

Binlerce yıldır insanlığın bulduğu en zor sanat: yönetim ve eğitim sanatıdır. Bu iki sanat sıradan insanlara teslim edilmemelidir.  

UNESCO’nun 2020 yılını Farabi yılı ilan ettiğini 11. Mart 2020 tarihli yazımda belirtmiştim. Farabi hakkında da genel bilgi vermiştim.  Bu yazımda da Farabi’nin devlet ve yöneticileri hakkındaki temel görüşlerini siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.   

Siyasette temel iki soru vardır: Kim ve kimler yönetmelidir? Hangi yönetim şekliyle ve nasıl yönetmelidir? 

Farabi’nin kendince devlet başkanı için bulduğu sözcük “er-Reisü’l Evvel” sözcüğüdür. “Reis” ve “Evvel” sözcüklerinin birleşimi olan bu sözcüklerden Arapça “re’s ve reis” sözcüğü Türkçe “baş” anlamına gelir. Arapça “Evvel” sözcüğü de  “İlk” anlamına gelir. “er-Reisü’l Evvel” sözcüğünün Türkçe karşılığı “İlk Başkan’dır.   

Peki, Farabi bu sözcüğü tesadüf mü seçmiştir? 

 Farabi’nin, bu sözcüğü tesadüf seçmediği muhakkaktır. Çünkü Türklerde reis sözcüğünün yönetimdeki karşılığı “başçı” demektir. Göktürkler ’de baş, başa geçer ve “başlar”, yani yönetirdi. Hakan da “budun başçısı”, yani ulusu idare edendi. “Başkan”, “Başbuğ” sözcükleri Osmanlı kaynaklarında da kullanılır.   

Ülkemizde çok yakın zamana kadar devlet başkanlarına “Reisicumhur” deniyordu. Cumhur; halk, topluluk demektir. Sonraları “reis” sözcüğünün yerine “başkan” sözcüğü kullanılarak bugün kullandığımız “Cumhurbaşkanı” sözcüğüne ulaşılmıştır. Biz de bu anlayıştan hareketle devleti yöneten “er - Reisü’l Evvel” sözcüğünü “İlk Başkan” olarak çevirdik.  

Fârâbî,  “İlk Başkan” sözcüğünü seçmekle ve kendine ait bu sözcüğü kullanmakla; hem siyasi açıdan kendisine karşı kimseyi gücendirmemiş, hem bölgesel kullanılan sözcüklerin ötesine geçerek, zihinlerde yer etmiş yanlı ve etiketlenmiş sözcükleri kullanmamış, hem de zihinleri yanlı olarak bir taraflara götürmemiştir.  

Yine O farklı zaman ve devletlerde kullanılan; Bilge/Filozof, İlk Başkan/er-Reisu’l-Evvel, Melik, Kanun Koyucu ve Önder/İmam sözcüklerinin sonuç itibariyle aynı anlama geldiğini belirtmekle, tarihi bir uzlaşma örneği göstermiştir. 

 Bu anlayışın şimdiye dek hiçbir İslam coğrafyasında yaşayan düşünürlerde ve Batılı düşünürlerde görülmediğini söyleyebiliriz. Böyle bir anlayışa, Şii siyaset doktrininde, Arap siyaset düşüncesinde ve Eski Yunan siyaset anlayışında – Eflatun’un filozof-kral anlayışı dışında- rastlamak oldukça zordur. Bu birleştirme anlayışının ipuçlarını Türk siyaset geleneğinde bulabiliriz. 

         Batı’da yaygın olan “Dünya Devleti” ile “İlahi Devlet” gibi iki ayrı devlet anlayışının Türklerde ve Farabi’de olmadığını biliyoruz. Bu parçalanmaya devleti yönetende de yani “İlahi Başkan” veya “İlahi olmayan Başkan”  bir diğer deyişle de “Siyasi Liderlik” ile “İlahi Liderlik” şeklinde gidilmez.  Farabi’de ve Türkler ’de ne yeryüzü ile gök kendi arasında ayrılmıştır ne de yeryüzü kendi arasında ayrılmıştır. Siyasi düzen evrensel düzenin bir benzeridir, parçalanmışlık olmadığı gibi, teklikte çokluk, çoklukta teklik egemendir. Bunun içindir ki, İbrahim Kafesoğlu, “Gerçekte devlet yeryüzünde olmakla beraber, Gök-Tanrı’yı hâkimiyetin sahibi ve kaynağı bilen Türklerin zihninde iktidar Tanrı’dan (Gök’ten) aşağı doğru sıralanır ve sağa ve sola doğru yayılırdı. Türklerde hükümranlığın karakteri “ilahi vazife” anlayışından dolayı “karizmatik iktidar” olarak kabul edilmiştir. Fakat aradaki şu mühim farklara dikkat edilmelidir. Karizmatik hâkimiyete bağlı topluluklar umumiyetle dini cemiyetler olduğu halde Türk siyasi birlikleri dini vasıf taşımaz. Dindar devlet başkanı, yönetici aranmaz, liyakat ve ehliyet aranır.   

Halifeliği Osmanlılar dini özellikten daha çok siyasi anlayışla kullanmışlardır. Onun için de dini gerekçeyle değil, siyaseten Türkiye Büyük Millet Meclisi bu müesseseyi lağvetmiştir.   

Kısaca dini kimlikli Peygamber ve veliler tarafından idare edilen Türk Devleti yoktur. Ayrıca Türk hükümdarı insan-üstü varlık da sayılmamaktadır. Hem kendisi hem de halk onun normal bir insan olduğunun farkındadır. Türk hükümranlık anlayışı bütün karizmatik temeli yanında “kanuni meşruiyeti” temsil eder.  Yani Türk hükümdarı, başka bazı devletlerdeki “kanun yapan fakat kendini kanuna bağlı saymayan” bir monark, tiran değildir.”   

Fârâbî de “Kanun Koyan, onları önce kendisi tatbik eder, sonra da onlarla emreder olmalıdır.”  diyordu. 

“İlk Başkan, kendisinin üzerinde başka bir insanın yönetimi altında bulunmadığı bilge kişidir. O, önderdir. Erdemli Devlet’in İlk Başkan’ıdır, erdemli ulusun melikidir, bayındır yerlerin tümünün melikidir.” 

Eğer Erdemli Devlet’te İlk Başkan’ın hastalığında ya da vefatında erdemli ilk başkanın amaç ve gayesini güden bugünkü ifadeyle  “ erdemli meclis, danışma meclisi” yönetim işini üstlenir. Reisü’l Evvel/İlk Başkan/Cumhurbaşkanı, iş başına seçimle, rızaya dayalı gelmelidir.  

         Farabi’ye göre Erdemli Devleti /el Medinetü’l Fazıla’yı kuramayan topluluklar El Medinetü’l Cahile’yi /Erdemsiz Devleti kurarlar. Bu devletin İlk Başkanı ve halkı da erdemsizdir, cahildir, zorbadır, bayağıdır, bozguncudur, sapıktır ve günahkârdır. Erdemsiz yönetimde erdemli yönetimin özellikleri yok edilir.  

         El -Medinetü’l - Fazıla olan yani Erdemli Devlet’in başkanı şu insani özellikleri taşıması gerekir.   

Birincisi; başkan yaratılışı ve tabiatı bakımından başkanlığa yetenekli olmalıdır. 

         İkincisi; başkan, yöneticilikle ilgili, iradî yeti ve tutumları kazanmış olmalıdır.  

         Birinci maddeyi kendi arasında da on maddeye ayıran Farabi, Devlet başkanında bulunması gereken bu maddeleri de şöyle sıralar: 

         *O’nun organları tam, eksiksiz ve sağlam olmalıdır. 

         *O, kendisine söylenen her şeyi iyi anlama ve idrak etme yeteneğine tabiatı gereği sahip olmalıdır. 

         *O, anladığı, gördüğü, duyduğu, idrak ettiği şeyleri zihninde saklamak yeteneğine sahip ve önemli şeyleri unutmamalıdır. 

         *O, uyanık ve zeki olmalıdır. Bir şeyle ilgili en ufak bir delil gördüğünde; bu delilin ne anlama geldiği yönünde o şeyi kavramalıdır.  

         *O, zihindekilerini en mükemmel bir biçimde dile getirmesini sağlayabilecek güzel ifade etme kabiliyetinde olmalıdır. 

         *O, öğretmeyi ve ondan faydalanmasını sevmeli, iyisini kötüsünden ayırt etmelidir. Tenkitçi olmalı, zoru kolay kabul edilebilir hale getirmeli ki öğretim yorgunluğu ona elem vermesin, vücudunu hırpalamasın. 

         *O, doğruluğu ve doğruları sevmeli, yalandan ve yalancılardan nefret etmelidir. 

         *O, yeme, içme ve cinsel zevklerde aşırıya gitmemeli, kumardan ve kumar gibi kötü zevklerden uzak durmalıdır.  

         *O, ulu can’lı (kebirü’n nefs) olmalı, şerefi, ululuğu sevmeli, canı (nefs) tabii olarak çirkinliklerin üstünde olmalı ve yüce olan şeylerin peşinde olmalıdır. 

         *O, ziynet gibi dünyaya ait amaçlar onun nazarında değersiz şeyler olmalıdır. 

         *O, doğallığı gereği adaleti ve adil kişileri sevmeli, baskı ve can yakıcı olanları sevmemelidir. Kendi hakkını aradığı gibi başkalarının hakkını aramalı, onları adaletli olmaya çağırmalı, baskıyla karşılaşan insanlara merhamet etmeli, onları adil olmaya, adaleti uygulamaya çağrıldığı zaman, adaleti gerçekleştirmede inatçı, isteksiz olmamalı, tam tersine haksızlık ve kötülük yapması istendiğinde bunu yapmamaya dirençli, kararlı ve istekli olmalıdır. 

         *Yine O, yapılmasını gerekli gördüğü şey konusunda sebatlı, kararlı olmalı, korku ve zaaf göstermeksizin onu, cesur bir şekilde yapmalıdır.  

Kendisinde bütün bu özellikler birleşen kişi ona göre “er- Reisü’l Fazıla” yani “Erdemli Başkan”dır. Bu insan tutum ve davranışlarında öykünecek, sözleri ve öğütleri kabul edilecek bir insandır.  

Farabi çağlar öncesinden insanlığa; akıl, ruh, beş duyu, beyin, zihin, irade, zekâ ve vicdan sağlığı yerinde olanların yönetim işini yapmaya layık olacağını ve hak edebileceğini bildiriyor.    

Ancak unutmamak gerekir ki; yönetici olmak isteyen ister seçilmiş, ister atanmış olsun hemen her kademedeki insanda bu temel özellikleri hiç olmazsa yarısını aramaya hakkımızın olduğunu düşünüyorum.  

Not: Daha geniş bilgi için “Farabi’de Siyaset ve Demokrasi” adlı eserime bakılabilir.

Etiketler : zübeyir saltuklu
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.