ustilanlar
06 Nisan 2020 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Akif’in Leylâ’sı-Akif’in 83. ölüm yıl dönümü anısına
MUSTAFA DAMLARKAYA

Akif’in Leylâ’sı-Akif’in 83. ölüm yıl dönümü anısına

22.12.2019 23:34 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Millî Mücadele’nin ilk haykırışı, Osmanlı’nın son çığlığı; eserleriyle kalbimize
seslenmesinin yanı sıra, kendisi de başlı başına bir eserdir, Akif. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir sözü vardır: “Milletler büyük evlatlarıyla nefes alırlar.”
Milletiyle ağlayan şair olarak Akif’in vatanseverliği de asla göz ardı edilemez bir konudur. Bir milletin vazgeçemeyeceği üç unsur vardır: Vatan, bayrak ve millî marş. Akif’te bu üçünün de sevgisi had safhadaydı.
Sözün özü; Akif, dalkavukluğu, etek öpmeyi, rütbe dilenmeyi bilmez, eli harama uzanmaz, dili yalana dönmezdi.
Merhametli, haysiyetli, namus timsali idi. İçtiği suyun, yediği ekmeğin, aldığı bursun, oturduğu sıranın, okuduğu kitabın hakkını ödemek isteyen gençlerimiz, milletinin tarihini fikir ve sanat adamlarını, dava ve ideal önderlerini tanımak, öğrenmek zorundadırlar.
Mehmet Akif de bu ulular kervanının başında gelir.
Mehmet Akif, Millî Mücadele döneminde, ülkenin içinde bulunduğu kötü
durumun kaygısını hep taşımıştır. Bu kaygı ile şair ve vaiz sıfatıyla İstanbul’dan
başlattığı mücadelesini Anadolu’ya taşımış, mücadele ruhunu ulaşabildiği her insana aşılamıştır.
Leylâ şiiri, Akif’in “Gölgeler” adlı şiir kitabında yer almaktadır. Şair, bu şiir
kitabındaki şiirlerinin bir kısmını, Mısır’da yazmış, diğerlerini ise Türkiye’de
iken kaleme almıştır. Âkif, Leylâ şiirini, 8 Nisan 1922’de Ankara’da yazmıştır.
Bu şiirin başlığı, Leylâ ve Mecnun hikayesinden etkilenerek seçilmiş, hikayenin kahramanı olan Leylâ, Âkif’in şiirinin adı olmuştur.
Akif, Leylâ ve Mecnûn hikayesini sembolleştirir. Millet, bir Mecnûn gibi arayış içindedir. Aslında Akif’in yanıp tutuştuğu Leylâ, Fuzûli’nin Leylâ’sı değildir. Akif,
idealini bir varlık etrafında toplar.
Bu Leylâ’dır. Leylâ, İslam’ın yükselişi, Mecnûn’un sevgilisidir.
Kavuşulamayan ve Mecnûn’u ıztıraplara boğan bir sevgilidir. Akif, Leylâ ile Mecnûn imajlarıyla, idealin erişilmezliğini ve İslâm aleminin ıztırabını tasvir eder. Leylâ sadece Mecnûn’un değil, Mecnûn olarak nitelendirilen tüm İslam
ülkelerinin olduğunu anlatır. Leylâ’nın kelime anlamı; karanlık, gecedir.
Leylâ’nın şiirde, yüzyıllardır karanlık içerisinde boğulmuş bir milletin aydınlık
tutkusu olarak anıldığını ve aydınlığa geçiş yolu olduğunu anlatır.
Mehmet Akif’in Leylâ’sı, İslam’a yeniden dönülmesi için, bir mücadeledir
ve hareket noktası İslâm idealidir.
Gerek Türk milletini gerek İslâm coğrafyasını içine alan Şark dünyası, üzerlerine
çöken, karanlıktan kurtulmalı ve ümitsizlik batağına düşmemelidir. Akif
“Ye’se düşenler Müslüman değildir” Sebilürreşad’ın, 467. sayısında çıkan ve bu başlığı taşıyan yazıları, Kur’ân’da, Hz. Yakup ve Hz. İbrahim ile ilgili kıssalardan hareketle en vahim durumlarda bile, Allah’tan ümidin kesilmemesinin gerekliliğine işaret eder.
Âkif’in Leylası millettir. İslam’ın ve imanın bekçiliğini yapan millet!.. Türkleri,
Kürtleri Arapları, Arnavutları bir arada tutan inançtır. Leylâ, buna olan imanı anlatır. Bu davaya olan aşkın samimiyetini anlatır. Leylâ milletin geleceğine bir bakıştır. Yaşadığı işgal ve sömürüye karşı bir meydan okumadır.
İslâm aleminin içine düştüğü zillete, yoksulluğa ve cehalete karşı bir meydan
okumadır. Bu ıztıraplardan milleti kurtaracak ve geleceğe taşıyacak bir ütopya ortaya koyar. İslâm milleti Leylâ’yı beklemektedir. Çünkü millet ıssızlık, ümitsizlik ve yönsüzlükle perişanlık içindedir. Her taraf viranedir. Vadiler sağır, çöller ocaksız, kubbeler, sadâdan ve nurlardan uzaktır.
Şiirin konusu, bütün Türk milletinin ve İslâm dünyasının bilinçlenmesi; uyanıp kendine gelmesidir. İslâm’ın âtisi bir Leylâ’dır ve Leylâ kadar uzaktadır düşüncesi, şiirdeki esas temadır.
Mehmet Akif, kendini çok yalnız ve bunalmış hissettiği bir zamanda yazdığı
Leylâ şiirinde, İslâm aleminin içinde bulunduğu durumdan dolayı bir sıkıntı ve karamsarlık içindedir. Şiirin ilk mısralarından itibaren “bunalmak”, “ıssız”, “vahşet”, “zulmet”, “cihet yok”, “hüsran”, “viran”, “yes”, “kâbus”, “ışıktan uzak”, “çiğnemek”, ”boğmak”, “girdab” gibi kelimeler, Akif’in içinde bulunduğu ruh halini anlatması bakımından çok çok önemlidir. İçinde Şark dünyasının da bulunduğu durum, uzun ve karanlık bir geceye benzetilir.
Bu geceyi aydınlatacak nur ise Leylâ’dan gelecektir. Akif, işte bir nur ve arayış içindedir.
“Barındırmaz mısın koynunda ey toprak?” derim. “yer pek”, Döner, imdadı gökten beklerim, heyhât, “gök yüksek”
Bunaldım kendi kendimden, zaman ıssız, mekân ıssız ,
Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız !..
Cihet yok. Sermedî bir Seddi var karşında yeldânın;
Düşer, husrâna, kalkar, ye’se çarpar serserî alnın !..
Ocaksız, vâhalar, çöller; sağır, vâdiler, enginler,
Aran, beynin döner boşlukta, haykır, ses veren cinler !..
Şu vîran kubbe, yıllardır, sadâdan dûr, ışıktan dûr ;
İlâhî, yok mu âfâkında bir ferdâya benzer nûr ?
Şiirde, karanlık bir gecenin tasviri yapılırken okuyucuda karanlık gecenin yanı sıra, ürkütücü bir boşluk ve sessizlik duygusu hissettirilmeye çalışılır.
İslâm dünyasının içinde bulunduğu sefalet gözler önüne serilmektedir.
Gölgenin esaretine düşmüş ve her gün çiğnenmekte olan bu İslâm dünyası
“ferdâ-yı mev’ûd”u, yani vaat edilen ve ümitle beklenen geleceği bir gün gelecek diye beklemektedir.
“Ne bitmez bir geceymiş!.. Nerden etmiş Şark’ı istîla?”
Değil canlar, cihanlar göçtü hilkatten, bunun, hâlâ
Ezer kâbusu, üç yüz elli, dört yüz milyon imânı,
Boğar girdâbı her devrinde milyarlarca sâmânı !..
Asırlardır ki İslâm’ın bu her gün çiğnenen yurdu,
Asırlar geçti, hâlâ bekliyor ferdâ*yı mev’ûdu !..
Devam edecek,
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.